aycanmutlu tarafından

Paylaş

Kadın Kadına | Bölüm 11

Taner'in yemeği tatmaya başladığını fark eden Ege, büyük bir gururla ellerini birleştirdi ve yüzündeki ifadeden yemeği beğenip beğenmediğini anlamaya çalıştı. Taner'i yorum yapması için iteleyen kişi elbette ben oldum. Hafifçe kolunu dürttüğümde ağzına büyük bir et parçası attı.

"Yemeği nasıl buldun, Taner?" Taner üzerindeki takımın ceketini çıkardı ve gömleğinin kollarını kıvırdı. Yemeği daha rahat yemenin bir yolunu arıyor gibiydi.

"Cafe de paris sosu öyle mi? En sevdiğim soslardan biri. Yalnız bunun kıvamını tutturmak zordur, kim yaptı bu yemeği?" Benim yapma ihtimalimin sıfır olduğunu bildiği için bakışlarını direkt olarak Ege'ye yöneltti.

"Afiyet olsun, ben hazırladım. Vera'yla birlikte." dedi Ege eliyle beni göstererek. Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Tahta kaşıkla sosu karıştırmak, sosun hazırlanmasını sağlayan en önemli görev olmalıydı. Bundan sonra bu yetenekle her şeyi başarabilirdim. Benim atmamak için zor tuttuğum kahkahayı Taner attı. İnanamayarak bir bana bir de Ege'ye baktı.

"Vera mı? Vera ve sos yapmak? Vera ve mutfak?" dedi Ege başka bir dilde konuşuyormuş gibi açıklama yaparak. Çatalının ucunu tekrar tatmak isteyerek etin üzerindeki sosa batırdı.

"Bu yemeği uzun süredir yapıyorum ama tadar tatmaz sosun ismini söyleyen ilk kişi olabilirsin. Mutfakla aran iyi sanırım?" dedi Ege, içeceğinden bir yudum aldığı sırada.

"Bonfileye en çok yakışan soslardan biri sonuçta, okulda sıkça yaptığımız bir sos."

Ege'nin kafasının karıştığını görünce gülümsedim. Soru sorarcasına bakan gözlerini Taner'e dikerek elindeki çatal bıçağı tabağına bıraktı.

"Okul?" dedi Menekşe, Ege'nin aklındaki soruyu sorarak.

"Gastronomi okuyorum da..." dedi Taner gayet mütevazı bir tavırla. Gülümseyerek salata tabağına uzandı ve tabağına biraz daha salata koydu. Ege'nin gözleri bir anda beni habersiz yakalayınca, yaramazlık yapmış küçük bir çocuğun vereceği tepkiyi vererek gözlerimi ardına kadar açıp bir şey yapmadım dercesine ellerimi havaya kaldırdım. Ege sinirle öksürmeye başladı. Masadaki sürahiden ona soğuk bir su doldurup uzattım. Bardağı geri çevirmeden aldı ve gözlerini devirerek suyu bir dikişte içti.

"Ben... Bilseydim, daha çok özenirdim." dedi Taner'e açıklama yapmaya çalışarak. Bu açıklamasıyla ağzımdan gülmeye benzer tuhaf bir ses çıktı. Menekşe de Ege'nin mahcup tavrından sonra alttan alta gülmeye başlamıştı.

"Ege mükemmeliyetçidir. Şimdi senin gibi mutfakta çalışan birinin karşısında eleştirilecek olmak sinirini bozuyor." Menekşe'nin Ege ile ilgili yaptığı tespit ve bunu açıkça dile getirmesi hoşuma gitmişti.

"Ne alakası var, canım? Sadece işi bilenin karşısında daha güzel bir yemek sunmak isterdim. Vera söyleseydi..." Taner şaşkınlıkla masanın etrafında dönen sohbeti dinliyordu. Onun Ege'ye ne kadar hayranlık duyduğunu bilselerdi bu yorumlar o kadar boş gelirdi ki... Ege, Taner'in önüne kuru ekmek koysa dahi kuru ekmeğin ne kadar lezzetli olduğunu yüz farklı yolla anlatabilirdi. Kuru ekmeği sunuş şekline bayıldım, Ege Köksal. Hayır yani ekmeği tabağa öyle güzel koymuşsun ki ekmek gel beni ye diyor... Buna benzer yorumlar duyma ihtimalimiz çok yüksek olurdu. İçimden geçirdiğim bu düşüncelerin aksine Taner öyle bir şey söyledi ki ciddi olup olmadığını ben bile anlayamadım.

"Yalnız körinin tadı biraz yoğun kaçmış. Mükemmel bir tada ulaşmak istiyorsan kullandığın baharatların dengesi eşit olmalı."

"Dikkate alacağım. Bir çay kaşığı koymuştum ama fazla mı gelmiş?"

Ege, altın gününde yaptığı kısır eleştirilen bir teyze gibiydi. Misafirinden kısır tarifi alıyormuş gibi Taner'e gayet ciddi bir tavırla kulak kabarttığında gülmemek için kendimi daha fazla tutamayacağımı düşündüm. Kendimi kasmaktan karnıma ağrı girmeye başlamıştı. Ege Köksal, bir anda bütün sakin ve karizmatik tavırlarını kaybetmişti. Bunu başaran Taner'i ayakta alkışlayabilirdim. Baş başa kaldığımızda onu bu yaptığından dolayı tebrik edip kahkahalar atmayı sonrasında yapılacaklar listeme ekledim.

"Dalga geçiyorum... Sosun lezzeti bir yana, etin pişme derecesi, salata, tabaktaki her şey kusursuz."

"Bugün başını gönül rahatlığıyla yastığına koyabilirsin, Ege. Teşekkürler Taner, daha fazla uzatsaydın bizi burada yalnız bırakıp mutfağa kaçabilirdi. Sonra onu yarın sabaha kadar cafe de paris sosu yaparken bulurduk." Menekşe'nin Ege'yle dalga geçmesi, Ege'nin ona sinirlenmemesi ve aksine gülümsemesi gözümden kaçmayan detaylardan yalnızca biriydi. Menekşe, Ege için değerli bir dosttu. Bu iki arkadaş, birbirinin yanında hiç düşünmeden, doğalca hareket edebilirdi. Dostluklarının yıllara dayandığı belliydi.

"Tekrardan afiyet olsun, Taner. Az daha kalbime indiriyordun. Yine de senden yeni tarifler öğrenmek isterim. Benimkiler fazlasıyla eskidi." Taner büyük bir keyifle kollarını birleştirdi ve arkasına yaslandı.

"Eminim Vera'dan çok daha iyi bir dinleyicisindir. Elbette seve seve yardım ederim."

Gözlerimi devirerek ona baktım. Ne yapabilirdim? Parmaklarım yalnızca yazmaya odaklı, mutfakta işlevsizleşen organlarsa bu benim suçum değildi. En azından denemiştim, bu da büyük bir olaydı.

"Herkes her işte başarılı olacak diye bir olay yok sonuçta. Kızın üzerine gitmeyin. Vera kendini yazarlığa vermiş, siz de başka işlere..." dedi Menekşe iç sesimi dışa vurarak. Kadın güçlerimizi birleştirdiğinden hoşnut olarak ona gülümsedim. Bana destek vermesi, Ege ve Taner'in laflarına karşı koruması her ne kadar hoşuma gitse de dikkatimi üzerinden çekmeyecektim. Benim için hala şüpheli ve çözmem gereken bir kimlikti. Yine de şimdilik iyi gittiğini söyleyebilirdim. En azından karşılıklı oturuyorken daha az gergin hissetmeye başlamıştım.

"Teşekkür ederim, Menekşe. Kadın kadının halinden anlar." dedim desteğine karşılık küçük bir minnet göstererek.

"Sizin Ege'yle dostluğunuz nasıl böyle devam edebildi? Ege bana altı kişilik dostluk hikayenizi anlatıyor ama senin dışında henüz başka bir dostuyla tanışamadım. Gördüğüm kadarıyla yalnızca ikiniz kalmışsınız."

Konuyu çevirme hızım, son sürat yarış pistinde ilerleyen bir arabanın hızıyla eş değerdi. Yumuşak bir geçiş yapsaydım, Ege'nin araya girip konuşmayı kapatma ihtimali artacaktı. Ancak böyle ani geçişler yaptığımda kimse ne olduğunu anlayamadan konuşmayı yönlendirebilme şansım oluyordu. Menekşe, Ege'ye sıcak bir gülümseme yolladıktan hemen sonra bana döndü. Neyi ne kadar anlatacağını tartmak istiyor gibiydi. Ege'ye attığı ufak kaçamak bakışlar da kontrolün Ege'de olduğunu ispatlar nitelikteydi.

"Hayat bizi farklı yerlere sürükledi. Yaptığımız işler, sorumluluklarımız maalesef ki arkadaşlığımızı biraz sekteye uğrattı. Yine de Ege'yle aynı şehirde olduğumuz için hiç ayrılmadık." Menekşe ezberden konuşuyor gibiydi. Ege'yle bunları daha önceden konuşup planlamış olma ihtimallerini düşününce içimi inanılmaz bir rahatsızlık duygusu kapladı.

"Ne iş yapıyordun?" dedim gayet samimi bir tavırla. Samimiyetime ve sıcakkanlı tavırlarıma aldanıp bana dökülmesini istiyordum. Bana işe yarar bir şeyler ver, Menekşe dedim içimden kendi kendime konuşarak.

"Bir şirkette grafik tasarımcısıyım. Aynı zamanda son birkaç aydır yine aynı şirkette yönetici asistanlığı yapıyorum." Grafik tasarımcısı ve yönetici asistanlığı. Yaptığı meslekten daha fazlasına, onu araştırmamı kolaylaştıracak daha çok bilgiye ihtiyacım vardı.

Ege'nin uyarılarını dikkate almak istiyordum fakat emin olduğum tek bir konu vardı o da beş kimliğe ulaşma isteğimdi. Bu beş arkadaşın gerçek kimliklerine ulaşmak ve sonrasında Ege'nin Narin'in ölümünde parmağı olduğunu düşünme sebebi olan olayları ve ilgili kişiyi açığa çıkartmak istiyordum. Ege'nin savunmaya gücü olmayabilirdi ama benim vardı. Eğer ortalıkta dönen bir adaletsizlik varsa bunu gidermesinde ona yardımcı olabilirdim. Bunu başarabileceğine inandırabilirdim.

"Hangi şirket?" Menekşe bardağını dudaklarına götürdü ve şarabından küçük bir yudum aldı.

"Bilmezsin, merkeze uzak bir yerde."

"Belki bilirim?" dedim ısrar ederek. Ege'ye doğru bakmamaya çalışıyordum. Fazla sessiz kalmıştı. Çoktan aramıza gireceğini düşünmüştüm. Yine de sert ve donuk bakışlarını üzerime diktiğine emindim. Bu yüzden ondan bir süre daha kaçacaktım.

"Mavrin Mühendislik." dedi Menekşe en sonunda pes ederek. Bu ismi hafızama kazıyarak sorgulamama devam ettim.

"Ya diğerleri? Onlar farklı şehirlerde mi?" dedim önceki cümlesini hatırlayarak.

"Aslında-" diyecek oldu ki Ege nihayet beklediğim sohbet bölme hamlesini uygulayarak Menekşe'nin lafını yarıda kesti.

"Menekşe'yi merak etmiyor muydun, Vera? Bu buluşmayı diğerleri ile ilgili soruların için değil, Menekşe ile tanışman için ayarlamıştım."

Ege'nin kontrolü eline almış, ciddiyete bürünmüş yüzüne o kadar doğallıktan uzak bir gülümseme gönderdim ki Taner, benim işleri çığırından çıkaracağımdan korkarak nazikçe kolumu tuttu. Menekşe oturduğu sandalyenin koluna astığı minik, parıltılı çantasını açıp içerisinden bir şey çıkardığında istemsizce dikkatim ona doğru kaydı. Parmaklarının arasında tuttuğu taşınabilir belleği bize doğru tuttuktan sonra masanın üzerine koydu.

"Yemeğimiz bitsin, kitabın için yararlı olacağını düşündüğüm anılarımızı getirdim. Fotoğraflar, videolarla dolu bir klasörüm vardı. Beraber inceleriz, ne dersin?"

Taşınabilir belleğe çok kıymetli bir hazineymiş gibi baktım. Ege'nin yardımı yalnızca sözel anlatım iken, Menekşe görsel malzeme vererek hikayeyi destekleyici en önemli unsuru bana sunuyordu. Bu yaptığına bir teşekkür olarak kısa bir süreliğine onu sorgulamayı ve ortamı germeyi bırakabilirdim.

"Harika olur."

Ben sorgulama yapmayı kesince, masada tuhaf bir sessizlik oluştu. Bir süre herkes yalnızca tabağındaki yemeği yemekle uğraştı. En sonunda Menekşe, sessizliği bozarak bu kez işleri ters çevirip beni sorgulamaya başladı.

"Siz Taner'le nasıl tanıştınız?" Taner ile aynı anda birbirimize bakıp gülümsedik. Bizim hikayemiz, onların hikayesinden de eskiye dayanıyordu.

"Biz çocukluk arkadaşıyız. Eski mahallemde Taner komşumuzun oğluydu. Beni yalnız kaldığım bir gün buldu, bir daha da bırakmadı. Benim ailem oldu."

Annemi ve ardından babamı kaybettiğim, kendimi boşlukta hissettiğim o gün yanıma utangaç bir tavırla yaklaşan o küçük, sarışın çocuğu hatırladım. Mahalledeki arkadaşlarımızla bizden küçük olduğu için dışladığımız bu çocuk, bana el uzatan ilk kişi olmuştu. Bütün bencil, küstah tavırlarımı göz ardı ederek tüm masumiyet duygusunu benimle paylaşmıştı. Kendimi Taner'in ve ailesinin evinde bulduğumda, yalnız yaşamanın mümkün olmadığı bu hayatta kan bağının kifayetsiz kalabileceğini anlamıştım.

Taner, başını omzuma yaslayarak söylediklerime karşı küçük bir sevgi gösteresi sergiledi.

"Onun bana ihtiyacı olduğu kadar benim de ona ihtiyacım vardı." dedi bana gururla bakarak. Daha fazla duygusallığa kapılmak istemediğim için boşalmış olduğunu fark ettim sürahiyi elime alıp ayağa kalktım.

"Ben kendime su alacağım. Mutfaktan bir şey ister misiniz?"

Olumsuz baş sallamalardan sonra, arkama bakmadan dümdüz mutfağa doğru yürüdüm. Bir anda kalbimin sıkıştığını hissetmeye başladım. Sanki ruhumdan bir parçayı, haberim dahi olmadan kesip alıyorlardı. Çocukluğum ve aileyle ilgili hatıralardan söz etmek saniyeler içerisinde beni parçalamaya yetiyordu. Tıpkı, Ege'nin mutfağında bulunduğum ilk gün gibi nefesimin sıkıştığını hissederek dirseklerimi tezgaha yasladım ve nefes alışverişlerimi kontrol altında tutmaya çalıştım.

Su sebilinden sürahiye soğuk su doldururken sürahiyi elimden düşürmemek için sıkıca tuttum. Doldurmuş olduğum sürahideki suyu bardağa aktarırken arkamda kıpırdanma sesi işittim. Kimin geldiğine bakmak için arkama doğru ufak bir bakış attım. Gelen kişi Menekşe idi. Çabucak toparlanmayı denedim ve bardağımdan koca bir yudum alıp tezgaha geri bıraktım. Bana doğru yaklaşan Menekşe'nin yüzü endişeli görünüyordu. Tam önümde durup elini bana uzattığında ince kaşlarını çattı.

"İyi misin?" İyi olmasam ne değişirdi ki? Henüz yeni tanıştığım birine oturup dert yakınacak halim yoktu ya... Omuz silktim ve iyi olduğumu gösterircesine başımı salladım.

"Ben de şimdi dönüyordum." dedim öne doğru bir adım atarak. Menekşe hiç beklemediğim anda, kolumu tuttu ve yürümemi engelledi. İstemsizce sert bakışlarımı kolumu tutan eline yönlendirdim. Aslında tutuşu nazikti, yalnızca gitmemi engellemek adına yaptığı bir hareketti ancak asi ruhumu hareketlendiren dokunuşlarda bulunması pençelerimi çıkarmam için beynime sinyaller yolluyordu. Ege'ye karşı olan bütün ön yargımın yeni sahibi Menekşe olmuştu. Neredeyse ışıltı saçtığını düşüneceğim parlaklıkta olan mavi gözleriyle bana baktı.

"Aslında seninle kadın kadına kısa bir sohbet yapmayı düşünüyordum."

Sonraki Bölüm Beğen