aycanmutlu tarafından

Paylaş

Davete Hazırlık | Bölüm 9

Bahçe de en az ev kadar büyüktü. İstemsizce, belli aralıklarla dikilmiş olan meyve ağaçlarıyla buluşup dallarından kendi ellerimle bir meyve koparmayı ve kokusunu içime çekmeyi diledim. Her zaman böyle bir evde büyümek istemiştim. Ne yazık ki çocukluğumdaki ev, dar sokakların arasında sıkışıp kalmış, dip dibe dikilmiş, gökyüzünü dahi görmenizi engelleyecek türden apartmanlardan biriydi. Şimdi kirasını ödediğim ev ise, minikliğine rağmen bulunduğu konumdan dolayı bütçemi zorlayan bir evdi. Bulunduğu konumdan kastım, özellikle liseli gençlerin sık sık uğradığı hareketli kafelerin olduğu bir yerde olmasıydı. Yani, bana hiçbir faydası olmayan bir özellikti. 

Mutfağın sürgülü kapısı sonuna kadar açıktı. Ege'nin kapıyı açık unutmuş olabileceği şüphesi içime düşünce nefesimi tuttum. Neyse ki mutfağa adımımızı attığımız anda Kadir'in sevecen yüzüyle karşılaştım. Bugün, onu önceki günlerde gördüğümün aksine çok daha spor giyinmişti. Bej rengindeki keten, kısa kollu gömleği esmer tenine çok yakışmıştı. Ege'nin içeri girdiğimizi görünce tezgahın üzerindeki bir poşeti yere indirdi ve alelacele toparlandı. 

"Hoş geldin, Ege. Sen de hoş geldin, Vera." dedi Ege'nin hemen arkasından geldiğimi fark edince.

"Hoş bulduk, Kadir. İşlem tamam mı?" Ege göz kırparak Kadir'in yanına, dolapların hemen önünde açık büfe havası veren uzun tezgahın arkasına geçti. 

"Bifteği marine ettim. Salça, pirinç, yağ, marul, domates, krema, soğan, nar ekşisi ve içecekler. Eksik olarak attığın bütün listeyi tamamladım." 

Kadir ve Ege arasındaki ilişkiyi hala çözemiyordum. İki yakın arkadaş gibi görünmeleri bir yana, Kadir, Ege'nin ayak işlerini yapıyor gibiydi. Ege'yle ikisinin yolları nasıl kesişmişti? Kadir'in Ege için çalıştığını söylemek mümkün müydü? Arkadaşımın herkesin kendi başına halletmesi gerektiğine inandığım böyle ufak tefek işlerden sorumlu tutulması canımı sıkıyordu. Merakla tezgaha yanaşıp ellerimden destek alarak parmak uçlarımda havalandım ve Kadir'in aldığı malzemelere baktım. 

"Neden evin alışverişini sen yapıyorsun Kadir?" dedim Ege'ye sert bir bakış atarak. Ege savunma bile yapmadan poşetin içindeki domateslerden birini alıp suya tuttu. Sessizce kenara çekildi, duvara yaslandı ve küçük domatesi ağzına atarak keyifle bizi izledi. 

"Çünkü bunu ben istiyorum." dedi Kadir, bu söylediği son derece doğal bir şeymiş gibi omuz silkerek. 

"Artık mesleğini yapmıyor musun?" 

"Hayır, biliyorsun gazetecilik pek bana göre değildi. Zaten düzenli bir işim olduğu da söylenemezdi... Mesleği bıraktım, uzunca bir süre işsiz kaldım." Poşetlerin içinden salça kavanozunu çıkardı ve kendi eviymiş gibi bir rahatlıkla buzdolabını açıp içine yerleştirdi. 

"Bunu duyduğuma üzüldüm." dedim kısa bir yorumda bulunarak.

"Sonra Ege'nin dedesinin rahatsızlığından dolayı burada çalışmaya başladım." Ege, domateslerden bir tane daha alıp büyük bir iştahla ağzına attı. Konuşmamızı bölerek araya girdi. 

"Bu domatesleri nereden alıyorsun, Kadir? Baya lezzetliler." 

"Şu köşedeki manav var ya oradan aldım." 

Ben yokmuşum gibi sohbet etmelerine aldırış etmedim. Gri metalden yapılma masanın etrafındaki sandalyelerden birini alıp oturdum. 

"Ne diyordum? Burada çalışmaya başladım. Beşir abi yürürken kalbi sıkışıyordu. Bir yere gidip gelmesi için araba kullanmak şarttı. Pek severdi gezmeyi, rahmetli. Beni de şoförü olarak aldı bu eve, sağ olsun. O gün bugündür buradayım. Beşir abi gitti ama Ege kaldı." 

"O çalışmaya devam ediyor ben de yanımda dertleşecek bir arkadaşımın olduğunu bilmenin verdiği rahatlığı sürdürüyorum. Dedem gittiyse kiminle konuşacaktım öyle değil mi?" dedi Ege, Kadir'in anlattıklarına son noktayı koyarak. 

Şimdi her şey çok daha netti. Kadir aslında Ege'nin ufak tefek işlerine yardım ederek para kazanmaya devam ediyorken Ege de Kadir sayesinde yalnızlığını gideriyordu. Daha fazla oturup bekleyemeyerek ayağa kalktım ve Kadir'in poşetin içindekileri çıkarmasına yardım ettim. Kadir'in biftek yapacak olmasından hoşnuttum. Her ne kadar itiraf etmek istemesem de benim makarna planımdan çok daha iyi bir plandı. 

Bütün malzemeleri beyaz granit tezgâhın üzerine serdiğimizde arkamızdaki duvarda asılı duran askılıklardan iki önlüğü aldım ve kırmızı olanı boynumdan geçirirken siyah olanı Kadir’e uzattım. Arkası dönük olduğu için Kadir önlüğü fark etmemişti ki Ege, uzattığım önlüğü eline aldı.

“Şunu ben alayım.” dedi siyah önlüğü boynundan geçirip arkasındaki bağcıkları bağlamaya girişerek. 

Şaşkınlıkla onu seyrederken Kadir ellerini çırparak mutfağın kapısına doğru yürüdü.

“O zaman ben masayı hallediyorum?” dedi Ege’den son bir onay almak isteyerek. Neler olduğunu çözmeye çalışarak bakışlarımı ikisinin arasında gezdirdim. Yemeği Ege mi yapacaktı?

“Bahçeyi biraz toparlayabilirsen harika olur. Fazla yorma kendini, gerisini biz hallederiz.” Cümlesinin sonlarına doğru bana kaçamak bir bakış attı. Neye yardım edeceğimi, neyi halledeceğimizi tam olarak anlamasam da başımı olumlu anlamda öne geri salladım. 

Kadir mutfaktan ayrılıp ikimizi yalnız bıraktığında önlüğümün gevşemiş olan bağcıklarını düzeltip hızla işe koyulmuş olan Ege'yi izleyerek tezgaha yaklaştım. Kadir'in buzdolabında beklettiği, marine ettiği bifteği kontrol etti.

"Önce sosumuzu hazırlayalım." dedi büyük bir sos tenceresini alıp ocağın üzerine koyduğu sırada. 

"Mutfaktaki yeteneklerinizi sınamaya ne zaman karar verdiniz Ege Bey?" dedim elimi belime koyup ona meydan okurcasına bakarak. Dolaptan bir soğan çıkarıp kabuklarını soymaya başladı. Hemen arkamda, duvara montelenmiş üçlü rafların üzerinde bulunan mutfak malzemelerine gözlerini dikip bir şey aradı.

"Rendeyi uzatabilir misin?" dedi parmağıyla arka rafları işaret ederek. Soruma hala bir cevap vermediği ve aynı zamanda konuyu değiştirdiği için dik dik ona baktım. 

"Rende. Ne olduğunu biliyorsun değil mi? Makarna yaparken lazım olmuyor biliyorum ama..." dedi sırıtarak. Gözlerimi devirdim. Arkamı dönüp ikinci rafta bulunan küçük rendeyi aldığım gibi ona uzattım. 

"Çok komiksin." dedim soğuk bir sesle. 

"Mutfaktaki yeteneklerimi sınamaya ne zaman karar verdiğimi hatırlayamıyorum. Uzun zamandır kendi yemeklerimi kendim yapıyorum. Üniversiteye başladığım yıllar olabilir." dedi sorumu hatırlayarak. 

Ben de üniversiteye gitmiştim ama mutfakla aramı biraz olsun düzelttiğim söylenemezdi. Son anda bir şey hatırlamış gibi elleriyle ceplerini kurcaladı. Nihayet telefonunu çıkarıp birkaç saniye kurcaladıktan hemen sonra tezgahın temiz bir bölmesine yerleştirip bıraktı. Jason Mraz'ın tanıdık sesini işittiğimde gülümsedim. 93 Million Miles şarkısı kulaklarımı doldurduğunda Ege Köksal'la aramızda ortak bir şey bulmanın şaşkınlığıyla dirseklerimi tezgaha yaslayıp bir yandan en sevdiğim şarkılardan birini dinlerken bir yandan onu seyretmeye devam ettim. Mutfakta yemek yaparken gördüğüm kişi sayısı bir hayli azdı. Annemi mutfakta görmemin üzerinden on altı yıl geçmişti. Şimdi ise Taner'den sonra mutfakta iş başında izlediğim ikinci kişi Ege olmuştu.

Soğanı hızla rendeledikten sonra sarımsağı eline aldı ve bu kez onu rendelemeye başladı. İleri geri giden kolunda bir damarın titreştiğini fark ettim. Karşısındakini sapıkça dikizleyen ruh hastası bir manyağa dönüşmekten korkarak başımı çevirdim. 

"Kendi başına mı öğrendin bu tarifleri? Yoksa annenden mi?" dedim sohbet açmaya çalışarak. Ellerini sudan geçirirken bana baktı. Kaşları hafifçe yukarıya doğru havalanmıştı. Ağzımı tutmayı beceremediğim ve ona milyonlarca soru sorduğum için kızmış olabileceğinden şüphelenerek dudağımı ısırdım. Mesleki deformasyon dedikleri bu olsa gerekti. 

"Benim ailemle aram pek iyi değil, Vera. Hiçbir zaman ailesine bağlı biri olamadım. Ailedeki anlaşabildiğim ve görüştüğüm tek kişi dedemdi." Başımı salladım. Bu bilgiyi daha önce Kadir'den öğrendiğimi hatırlayarak kendime öfkelendim. Tereyağını tencerenin içine koyup eritmeye başladığında yanına yanaştım ve ocağın başına geçip tencerenin içine baktım. 

"Yardım edebileceğim ufak görevler verebilirsen mutfakta bir savaş çıkarmayacağıma söz veriyorum." dedim. İşaret ve orta parmağımı söz verircesine birleştirdim. Hijyenik bir ortam olmasına dikkat ederek saçlarımı sıkıca tepeden topladım ve bana bir görev vermesini bekledim. 

"Tamam, al bakalım bu kaşığı... Rendelediğim malzemeleri tencerenin içine at ve yakmadan biraz tereyağ ile birlikte karıştır." dedi küçük bir çocuğa ders veriyormuş gibi. Elime tutuşturduğu tahta kaşığı aldım ve tencerenin başına geçtim. Soğanları yakmamayı umarak içerisine baktım. Ben, bana verdiği bu ufak görevle uğraşırken o da baharatlıklardan sosun içerisine koyacağı malzemeleri çıkarmaya koyuldu. 

Tezgahın buzdolabına doğru uzanan köşe kısmına geçtiğinde başımda bir şef edasıyla dikilmediği için şükrettim. Zamanla rahatlamaya başlamıştım. Öyle ki açtığı müziğin verdiği ritimle istemsizce vücudumu sağa sola sallayarak ritim tutmaya başlamıştım. Bir anlığına elimdeki tahta kaşığı mikrofon yapıp şarkı söylemeye başlayacağımdan korkarak kendimi tuttum.  Yine de şarkıyı mırıldanmadan duramıyordum. 

Birkaç saniye sonra soğanların yağın içerisinde renk değiştirmeye başladığını gördüm ve ağzımdan küçük bir panik çığlığı koptu. Tam o anda mutfağın şefi, Ege Köksal imdadıma yetişti. Refleks olarak aniden arkamdan gelip tahtayı tutan kolumu dirseğimden tuttup kavradığında kaşığı ona doğru uzattım. Kaşığı almadan ocağın altına kısa bir bakış atıp kolumun üzerinden ocağın altını kıstı. 

"Hayır, hayır bırakma. Karıştırmaya devam edebilirsin. Merak etme tam zamanında yetiştik, hiçbir problem yok." 

Her zaman bu kadar yatıştırıcı olup olmadığını merak ettim. Taner'in bana yemek yapmayı öğretme çabası yalnızca bir gün sürmüştü. Yüzü un içerisinde mutfaktan ayrıldığı gün benim yüzümden gastronomiyi bırakma kararı aldığını düşünmüştüm. Bu düşünce aklıma geldiği için kısık bir sesle gülmeye başladım.

"Ne oldu?" dedi sesine karışan merak duygusuyla. 

"Hiç, aklıma bir şey geldi sadece. Bu, mutfakta geçirdiğim ilk mücadele değil de..." dedim kısa bir açıklamada bulunarak. Ege, sırasıyla sosa krema ve hardal eklediğinde bana söylediği gibi karıştırmaya devam ettim. Karabiber, zerdeçal gibi sosa tat verecek birçok malzemeyi eklediğinde ortaya ne çıkacağını düşünerek tencereyi kokladım. Gerçekten de beklediğimden fazla ilgiliydi. Taner'in Ege ile ilgili hoşuna gideceği bir özelliği daha çıkmıştı. 

"Kalınlaşmaya başlıyor bu!" dedim büyük bir panikle kaşığı tencerenin içerisinde evirip çevirerek. Ege gülmeye başladı. Kafasını ağır ağır salladı ve beni onayladı. 

"Evet, istediğimiz tam da bu." 

Bütün malzemeleri attıktan sonra en sonunda tuz ekledi ve tahta kaşığı kısa süreliğine elimden alıp ortaya çıkan sosun tadına baktı. Gözlerini kısıp düşünüyormuş gibi yaptığında tedirginlikle başımı eğdim ve bir yorum yapmasını bekledim. Soru sorarcasına baktığımı gördüğünde kaşığın ucunda kalmış olan sarımsı sosu bana doğru uzattı. Kısa süreliğine titiz ruhum yine devreye girerek beynimde bir ışık çaktı. Aynı kaşıktan sos tatmak mı? Yapma, Vera dedi beynimdeki hayali ses... Bir kereliğine tüm hijyenik özelliklerimi bir kenara bırakmayı seçerek uzattığı kaşın ucundan sosu tattım ve zihnimdeki sesi yok ettim. 

Beklentimin çok daha üstündeydi. Baharatı bol, tuzu ve kıvamı tam yerinde, hardalın tadını alırken gelen hafif sarımsak kokusu tam bana göreydi! 

"Bu enfes bir sos..." dedim gözlerimi keyifle kapatıp açarak. Ege, siyah önlüğünün altında gerçekten de bir şef tavrıyla gülümsedi ve iltifatı kabul edercesine yavaşça eğilerek beni selamladı. Ege Köksal'ın bir deney ürünü olup olmadığına dair kuşkulanmaya başlıyordum. Muazzam fotoğrafçılığıyla beni çoktan büyülemişken yemek konusundaki hünerlerini sergilemesi benim sınırımı aşıyordu. Hakkında düşündüğüm bütün olumsuz düşünceleri eline aldığı hayali bir çekiçle yıkıp geçerken gardımın kırılmaya başladığını hissediyordum. 

"Ben doğrudan eti mühürlemeye girişiyorum." dedi çok vakit kaybettiğini düşünerek bileğindeki saatten zamanı kontrol ettiğinde. "Ben de Kadir'e bakayım." dedim ve üzerimdeki kırmızı önlüğü çıkarıp yerine geri astım. Onu bahçede bulacağımı düşünerek mutfaktan çıktığım gibi doğruca bahçeye yöneldim. Bahçenin tam arka köşesindeki beyaz çiçekli bir ağacın tam önüne yerleştirdiği uzun yemek masasının üzerine masa örtüsünün uçmaması adına minik bir vazo koyan Kadir'i bulunca gülümsedim. Masanın etrafına dört tane sandalye ayarlamıştı. 

"Sen de bizimle yemeğe kalsana, Kadir. O kadar emeğin geçti." 

Kadir her zamanki sevecen tavrıyla başını öne eğdi ve tebessümüme karşılık yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

"Teşekkür ederim. Ege de aynı daveti yaptı ama benim bugün kız kardeşimle planlarım vardı. Biraz ailesel durumlar, anlarsın..." dedi eliyle bu sohbeti geçiştirdiğini gösteren bir hareket yaptığında. Canımı acıtmak için söylemediğini biliyordum fakat ailesinden bahsetmesi boğazımda bir yanmaya sebep oldu.  Ege'nin beni aile ile ilgili düşüncelere itmesi, üzerini kapattığım bir yaranın açılmasına yol açmıştı belki de. O an ikimizin de aile konusunda ne kadar eksik kaldığını fark ettim. İkimizin de arkasında sapasağlam durduğu, desteklediği, ne olursa olsun yanında olan bir ailesi yoktu. Kadir'in ise ilgilenmesi gereken bir ailesi vardı. Diğer çoğu insanın sahip olduğu gibi...

"Öyle tabi, selamlarımı iletirsin." dedim yüzüme sahte bir gülümseme koyup zihnimdekileri yansıtmamaya çalışarak. 

Yaklaşık yarım saat sonra Kadir ikimizle de vedalaşıp evi terk etti. Derin, mavi işlemeli hoş bir tabağa koyduğum salatayı masanın üzerine bırakıp Ege'nin masada eksik kalan son ufak tefek eksiklikleri getirmesini bekledim. İki eli dolu bir şekilde bahçeye çıktığında sağ elindeki kırmızı şarap şişesini alıp masanın kenarına bıraktım. Diğer elindeki gazlı, alkolsüz içecekleri şarap şişesinin yanına koydu.

"Ne içersiniz bilemedim ben de hepsini getirdim." 

Bahçenin demir kapısına takılı olan kapı süsünün çıkardığı sesle ikimiz de arkamızı döndük. İşte gece şimdi yeni başlıyordu.

Yazar Notu: Merhaba, bilgisayarımda ufak bir arıza çıktığı için meraklı köşesi ne yazık ki eksik kaldı ancak yarın düzenleme yapıp ekleyeceğim. Okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim! Ayrıca birkaç hafta önce kitabı okuyan 4000 kişi olduğunu öğrendim, şu an çok daha kalabalık olmalıyız. Bu satırları okuyorsan kucak dolusu sevgiler iletip desteğin için ekstra teşekkür ederim! 

Sonraki Bölüm Beğen