aycanmutlu tarafından

Paylaş

Bilge | Bölüm 6

Sorduğum sorunun ardından ikimizin arasında soğuk rüzgârların estiğini hissettim. Ege birkaç dakika hiçbir şey söylemeden bakışlarını benden kaçırdı ve sorduğum soruyu duymamış gibi yaparak öylece fotoğraf makinesiyle ilgilendi. Bir anda o kadar sakin görünmeye başlamıştı ki gerçekten duyup duymadığından şüphe ettim. Aniden başını kaldırdı ve tüm sakin kalma çabalarının boşa gittiğinin ispatı olan çatılmış kaşlarıyla bana bakıp hızla konuşmaya başladı.

"Neden? Neden araştırdın? Öğrenince ne geçti eline?" Sinirlendiğinde, her zaman düzgün olan diksiyonu bozuluyor, normal şartlarda kulağa tane tane gelen cümlelerini yuvarlayarak söylüyordu. Ellerimi iki yana açtım ve ona doğru yaklaştım.

"Bana başka bir fırsat bırakmıyorsun. Sen kapalı bir kutusun, Ege. Kapalı bir kutunun içini dışarıdan görmem mümkün değil."

"Senin işin, benim içimi görmek değil."

"Benim işim, Narin'in hayatının içini görmek. Sen de tam bu durumda Narin'in hayatının çekirdeğini oluşturuyorsun."

Hala sakin kalmaya çalıştığını görebiliyordum. Dudaklarını dişledi, pek içten olmayan bir şekilde güldü ve fotoğraf makinesini yerine geri bıraktı. Biraz daha elinde tutuyor olsaydı, fotoğraf makinesine yazık olabilirdi. Nasıl olur da aynı anda, ikimiz de bu kadar çabuk hiddetlenebiliyorduk aklım almıyordu. İkimizden birisi çakmağı çakıyor, diğeri de ateşi çoğaltacak odunları atmaktan geri çekilmiyordu.

"Benim senden gizlediğim bir şey yok, Vera. Buradayım işte... Daha en başında teklifini reddedebilirdim ama sana kendimi açmayı seçtim. Acım daha çok tazeyken, ondan bahsetmek dahi canımı acıtıyorken kolay mı zannediyorsun? Saklamak istediğim yalnızca arkadaşlarım ve onların özel hayatıydı."

Yine mantıklı cümleler sarf ederek ateşi söndüren taraf o olmuştu. İyi bir hamleydi, bu yüzden susmayı seçtim. Fakat benim de haklı olduğumu gösterecek düşüncelerim vardı. Anlaması gerekiyordu, üstünkörü bilgilerle geçebileceğim bir hayat hikâyesi değildi bu...

Ama Ege Köksal'ın acısının taze oluşunu ve duygularının yoğunluğunu göz ardı edemezdim. Teklifimi kabul ettiği için, bana anlatmayı seçtiği için minnettardım.

Dirseklerini zakkum ağacının yaslandığı duvara dayadı ve yüzünü esintiye karşı vererek bakındı. Yanına gittim. Onu taklit ederek duvara yaslandım ve elimi rüzgârın dağıttığı saçlarımın arasından geçirdim. Bu kez çok daha yumuşak bir ses tonuyla konuştum.

"Arkadaşlarına hala çok değer veriyorsun. Kim bu insanlar? Şu an neden yanında değiller? Neredeler? Merak ediyorum, Ege. Hikâyenin en önemli karakterleri olarak onları bana sen sundun. Fakat onlarla ilgili elimdeki bilgiler çok az. Öğrenmek istemem çok normal, bana hak vermelisin."

Başını avuç içine yasladı ve hafifçe yan dönerek bana baktı. İşte yine bakışlarındaki o adlandıramadığım ifade vardı. Ne hüzün doluydu bu gözler ne de öfkeli. Yalnızca yaşanmışlık doluydu. Yardıma ihtiyacı olan, başından büyük hikâyeler geçmiş olan küçük bir çocuğun elini uzatışıydı. Elimi tut diyordu, yardım et. Anlatsam anlar mısın? Anlatacaklarım geri getirir mi rüzgârın götürdüklerini? Büyük bir kasırgadan sağlam çıkmıştı. Gölgesinde dinlenebileceği, tıpkı onun gibi fırtınadan sağ çıkmış, kökleri kuvvetli bir ağaç arıyordu. Çok şey söylemek istiyordu bu çocuk. Yine de anlatmamayı seçiyordu. Yardım gelmeyeceğini, elinin boşta kalacağını ve hiçbir şeyin düzelemeyeceğini düşünüyordu belki de.

Yardım eder miydim? Bana yaşadıklarını anlatsa elinden tutar mıydım bu küçük çocuğun? Onu engelleyen şey bu sorulara net bir cevap veremiyor olmamdı. Güvenemiyordu. Ben nasıl onun bakışlarından bir hikâye çıkarabiliyorsam, o da benimkilerden çıkarıyor olmalıydı. İşin tuhaf yanı, ben de ona güvenemiyordum. Kalbimi ellerine bırakırsam kıracağından korkuyordum. Vera Toksöz, temkinliydi. Hayatının her noktasında, insanlara güvenmemesi gerektiğini öğrenmişti. Bir insanın kalbini tamamen görene dek, ileriye yönelik bir adım atmazdı. Bu yüzden yapamazdım.

"Bizim hayatlarımız birbirine bağlıydı. Birbirine bağlı ipler hayal et. Narin öldü, iplerden biri koptu. Biz diye de bir şey kalmadı." Fotoğraf makinesine geri dönerken durdu ve aklına bir fikir gelmiş gibi birden bana döndü.

"Bu akşam... Bir planın var mı?" dedi cevabı çok önemli olan bir soru sorarcasına.

"Yok?" dedim ellerimi iki yana açarak.

"Güzel. Öyleyse Taner ile ikinizi akşam yemeğine bekliyorum." Tam reddedecektim ki ilgimi çekeceğine bal gibi emin olduğu bilgiyi önüme değerli bir altın sunarmış gibi bıraktı.

"Menekşe de olacak. İstediğin gibi olsun, sana Narin'in arkadaşlarından biriyle tanışma imkânı veriyorum." Fotoğraf makinesinin arkasına geçtiğinde ben de zakkum ağacının yanında yerimi aldım. Yüzüme zoraki bir gülümseme koyduğumda hiç beklemeden fotoğrafı çekti. Gülümseyecek halim kalmadığı için fotoğrafın doğallıkla uzaktan yakından alakası olmadığına emindim. Çektiği fotoğrafa baktı ve memnuniyetsiz bir şekilde başını salladı.

"Kendini rahat bırak." dedi soğuk bir tavırla. Verdiği öneriyi yapmama imkân vermiyordu. Bu yüzden sinirlenerek gözlerimi devirdim. İşi inada bindirip yüzüme daha da samimiyetten uzak bir gülümseme yerleştirip poz verdim. Ne yaptığımı anlamış olacaktı ki gözlerini kısarak bana baktı.

"Sahiden mi?" dedi başını yana eğerek.

"Ne? Bir fotoğraf istemiyor muydunuz? Elimden gelen bu Ege Bey... Malzemeniz kötü."

"Ben kötü olan hiçbir şeyi çekmem. Yalnızca kusursuza yakın olanları çekerim."

Fazla iddialıydı. İltifatı karşısında utanarak bakışlarımı kaçırdım. Çok utangaç biri olduğum söylenemezdi fakat bu cümleler karşısında kim olsa utanırdı. Ege, kelimeleri kullanmayı gayet iyi biliyordu. Konuyu değiştirmeye çalıştım.

"Peki, çektiğin o kadınlar? Senin mükemmel kadınların onlar mı?" Çektiği kadınlara çirkin demeyi istememiştim elbette... Fakat kusursuza yakın terimi çok büyük bir tanımdı.

"Mükemmeliyet dediğimiz şey yalnızca fiziksel değil ki... Onların çoğunun fiziki güzelliğinden çok kalplerinin güzelliği ön plandaydı." Fotoğraf makinesini çantasına kaldırıp çantayı boynuna astı. Çekimden vazgeçtiğini düşünüyordum ki eliyle sahili işaret etti.

"Haydi, gel. İhtiyacın olan şeyi biliyorum. Biraz kafanı dağıttıktan sonra çekime dönebiliriz."

"Neymiş o?" dedim adımlarını takip ederken. Ayakkabılarını çıkardı, pantolonunun paçalarını kıvırdı ve dalgaların vurduğu yerden biraz uzakta, kumun üzerine oturup ayaklarını suya doğru uzattı. Bu yaptığına keyifle eşlik ederdim. Ben de hızla ayakkabılarımı çıkarıp kenara bıraktım. Yanına oturduğumda gülümseyerek kısa bir bakış attı.

"Hikâyeye devam edelim mi?" Ah, tabi ki! İhtiyacım olan en büyük şey Narin'in hayatına dair merakımın giderilmesiydi. Beni gerçekten tanımaya başlamıştı, hem de bu denli kısa zaman dilimi içerisinde karakterimi, meraklı yanımı çözmüş olması beni tuhaf duygulara sürüklüyordu. Başımla onayladım, hikâyeye devam edebilirdik. Denizden gelen koca bir dalga ayaklarımıza çarptığında anlatmaya başladı.

Narin Durukan'ın ekibin üyeleri arasında sevilmeme durumu günden güne artmaktaydı. Neda'nın madalyasını elinden aldığı günden itibaren Narin asla yerinde durmuyordu. Ender'i kopya çekerken hocaya ispiyonlaması, Anıl'ın sakin tavırlarının üzerine gidip en sonunda ağzından küfür çıktığında sınıfa karşı Anıl'ı küfürbaz olarak göstermesi ve Giray'ın okuldaki bir kızdan hoşlandığını fark ettiğinde bunu tüm Sarıkule Anadolu Lisesi'ne yayması gibi türlü hain planlar içerisindeydi. Narin'in tüm bunları yapma sebebi yalnız oluşuydu. Her ne kadar göz önünde olan bir kız da olsa gerçek dostu yok denecek kadar azdı. Bu beş arkadaşın bir araya gelmesi ve birbirini koruması onu kıskandırıyordu. Fakat ne var ki, Narin'in tüm bu yaptıkları beş arkadaşı birbirine daha fazla kenetlemişti. Giray'ın platonik aşkının her yere yayıldığı o gün, beş arkadaş bir araya geldi ve Narin'i bitirme planı yapmaya başladı.

"Bu kızın haddini en başta bildirmeliydik. Beni boş yere sakinleştirdiniz, ne oldu şimdi? Hepimizin canını sıkmayı başardı." dedi Neda okul binasının arka duvarına yaslanarak. Ender elini Neda'nın omzuna attı ve yılışık bir tavırla güldü.

"Sakin ol şampiyon. Böylesi daha iyi oldu. İntikam soğuk yenen bir yemektir. Öyleydi dimi bu laf?" Anıl başını salladı.

"Evet ama bu söz senin ağzından çıkınca çok komik durdu." Ender dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefesi içine çekti ve sadece nefret ettiğini bildiği için Anıl'ın yüzüne üfledi.

"Yakalanacaksın şimdi hocalardan birine, göreceksin gününü Ender." dedi Anıl yüzüne doğru üflenen dumanı sinirle dağıtmaya çalışırken. Giray ellerini çırparak herkesin dikkatini üzerine topladı.

"Gençler, dikkatinizi dağıtmayın. Plan diyorduk. Planımızın ana konusu neydi? Narin'i tavlamak."

"O iş sende, Anıl. Giray zaten şu an platonik aşkıyla herkesin dilinde. Ender desen Narin'i nerede görse boğacakmış gibi duruyor. Bu işin altından sakinlikle kalkacak tek kişi sensin. Ayrıca aramızda en eli yüzü düzgün olan da sensin."

Giray ve Ender ikilisinin sert bakışları bir anda Neda'nın üzerinde toplandı. Anıl, aldığı iltifat karşısında reverans yaparak Neda'nın önünde eğildi.

"Teşekkür ediyorum, Neda Hanım ama ben flört edebilecek yetkinlikte biri değilim ki! O Narin cadısına nasıl kur yapacağım?" Ender bu kez kolunu Neda'nın üzerinden çekip Anıl'a yöneldi. Düğmeleri açık gömleğinin arasında gevşek bir şekilde duran bordo kravatıyla tamamen lisedeki belalı çocuklara benziyordu. Aslında görünüşü onu ne kadar serseri gösteriyorsa o kadar da yumuşak bir kalbi vardı. Bu beş arkadaşın, basketbol maçının ardından birbirinden kopmamasının sebeplerinden biri Ender'in sıcak tavırları ve birleştirici biri olmasıydı.

"Orası da bana düşüyor. Ders vereceğim sana oğlum... Öyle güzel laflar edeceksin ki Narin senin yanındayken şeytandan meleğe dönüşecek."

Giray büyük bir kahkaha atarak parmağını Ender'e doğru salladı.

"Sen... Sen mi? Senin kamyon arkası sözlerinle olmaz bu iş, Ender. Kızı tavlama işi bende, sahnenin arka tarafında olacağım ama öyle güzel halledeceğim ki..."

"Kamyon arkası mı? Yürü git işine, Giray. Sen beni daha tanımadın-" Neda erkeklerin sözünü keserek araya girdi ve öfkelenerek küçük bir çığlık attı.

"Beyler bu işi kendi aranızda bir rekabete çevirmeyin! Eminim hepinizin ayrı marifetleri vardır fakat asıl planımızı unutmuyoruz. Anıl, Narin'i avucunun içine almalı. Narin'in ona gerçekten de güvenmesi gerekiyor."

Elime aldığım küçük taşı denize fırlatıp onu durdurdum.

"Duygularıyla mı oynadınız? Buradaki asıl şeytanlık kimde şüphe etmeye başladım..." Sesimdeki hayal kırıklığını hissetmiş olmalıydı. Beni onaylarcasına başını salladı.

"Hayatımda pişmanlık duyduğum nadir anlardan biriydi." dedi pişman olduğunu belirtme ihtiyacı hissederek.

"Planınız başarılı oldu yani?" Onun da saçları en az benimki kadar dağılmıştı. Arkada topladığı minik topuzunun arasından çıkan saç tutamları yüzüne doğru düşmüştü.

"Oldu. Narin, Anıl'ın oyununa düştü."

Hikâyeye devam etmesi için konuşmadan onu izlemeye ve dinlemeye devam ettim.

Anıl'ın Narin'i elde etme çabaları bir hafta boyunca sürdü. Narin en başında, Anıl'ı ciddiye almadı. Sonuçta Anıl ile alay etmiş, onun üzerine gitmişti. Ne olmuştu da Anıl bir anda Narin ile ilgilenmeye başlamıştı?

"Diğerlerine belli etmemeye çalıştım. Senden pek hoşlanmıyorlar biliyorsun. Ama ben seni gerçekten tanımak istiyorum Narin." İşte, Narin için kurduğu ilk cümlelerden biri bu olmuştu. Narin'in kalbine giden yolda kurduğu bu cümle, Narin'in ilgisini çekmişti. Sessiz sakin görünen Anıl, yakışıklı bir çocuktu. Basketbolla ilgileniyordu, yetenekliydi. Narin ile ikisinin arasında gözle görülen bir fiziki uyum vardı. Narin, Anıl onun peşinden koştukça keyif aldı. Ekibin planı tıkır tıkır işliyordu. Anıl, önce Narin'in peşinden koşacak en sonunda yüz vermeyecekti. Çünkü Narin silik tipleri sevmezdi. En sonunda Narin'e başkaldırması son hamlesi olacaktı.

Anıl ve Narin ikilisi okulun bahçesindeki banklardan birinde oturuyorken, ekibin geri kalanı gizliden gizliye onları izliyordu.

"Haydi ama Anıl... Fazla uzun sürdü bu iş!" dedi Giray tedirginlikle ikiliyi izlerken. Neda, kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde onları izliyordu. Biraz olsun şüphesi yoktu.

"Şşş! Sessiz olun, duyamıyorum. Olacak, merak etmeyin." dedi kendinden emin bir şekilde.

"Ne oldu sana birden? Pes mi ediyorsun?" dedi Narin tek kaşını kaldırıp Anıl'a doğru dönerek. Açık kahve saçlarına fön çektirmişti. Sarıkule Anadolu Lisesi'nde makyaj yapmak yasaktı. Fakat Narin'i makyajsız görmek neredeyse imkânsızdı. Sürdüğü maskaranın etkisiyle gürleşen kirpikleri uzak mesafeden dahi görünebiliyordu. Boynuna taktığı boncuk, pembe renkli kolyesi beyaz gömleğinin arasında yerini almıştı. Gömleğinin düğmeleri tam göğüs çizgisine kadar açıktı. Ender'in gevşemiş kravatına yasaklar getiren bu okul, Narin'i görmüyor gibiydi. Narin Durukan okulun sevimli hayaleti olmalıydı. Bir şekilde, bakışlarındaki öz güven veya duruşundaki sertlik onu dokunulmaz yapıyor gibiydi.

Anıl gerilmiş gibiydi. Planlarının işe yaramayacağından korkuyordu. Giray ve Ender'e doğru kısa bir bakış attı. Bu işin altından kalkmazsa özellikle bu iki isme rezil olacaktı. Neyse ki tereddüt etmeden plana uymaya devam etti.

"Pes etmiyorum, sadece koşmaktan yoruldum. Narin Durukan'ın piyonlarından biri olmak istemiyorum. Ben kafana göre oynatabileceğin bir taş değilim."

Ender, arkadaşlarına doğru döndü ve başını salladı.

"Taş kelimesi doğru mu oldu? Tiyatro çeviriyor gibi durdu. Size demiştim." Neda, Ender'i binanın arkasına doğru öyle sert çekti ki gömleğinin elinde kaldığını düşünerek eline baktı. Ender bir anda süt dökmüş kediye dönüşerek kenara sindi.

Narin'den hiçbir şey kaçmıyordu. Meraklı bakışlarını binanın köşesine doğru çevirdi. Anıl, yakalanmalarına engel olmak isteyerek aniden ayağa kalktı ve önüne geçti.

"Ben gidiyorum. Seni tanımak güzeldi, Narin. Gerçekten de adın gibi Narin bir kızsın."

Narin'in gözlerindeki donuk bakış bir anda gitti ve yüzünde yumuşak bir ifade belirdi. Bu ifade, Ender, Giray ve Neda üçlüsünü oldukça sevindirdi. Ses çıkarmamaya özen göstererek bulundukları yerde çılgınlar gibi zıplamaya başladılar. Ender yumruğunu havaya savurdu.

"Aslanım, başardı!" dedi gülüşlerinin arasından. Sonra, hızla toparlandılar ve Narin'i dinlemeye çalıştılar.

"Anıl... Ben sana bir şans vermek istiyorum. Bugün bize gelsene, biraz takılırız. Annemler bütün gün toplantıda olacak. Belki ben de seni daha iyi tanıma fırsatı bulurum." Anıl'ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Mutluluğunu saklayamadı. Narin, onun mutluluğunun teklifini kabul etmesinden kaynaklı olduğunu değil de planı zafere doğru ulaştırmanın verdiği mutluluk olduğunu fark edemedi. Belki de ilk defa Narin Durukan oyuna gelmişti. İlk ve son defa...

"Bir şey bekliyorum... Onu gerçekten oyuna getirmemiş olmanız için bir temenni." dedim anlattıklarına inanamayarak. Başlangıçta, Narin'in kin ve nefret dolu hareketlerine ne kadar sinirlendiysem şu an işler benim için tam tersi şekillenmeye başlamıştı. İntikam, insanın kalbine kötü temeller atan hain bir duyguydu.

"Aradığın şey pişmanlık ve zekâ. Bilge, zekâydı. Bizler de pişmanlık. Bu ikisi, oyunumuzun sonunu getirdi."

Bilge mi? Aklım iyice karışmaya başlamıştı.

Planın tam orta yerinde ekip arasında küçük bir karışıklık çıktı.

Narin'in koca havuzlu bahçesinde, Anıl ve Narin'in baş başa oturmaları en fazla yarım saat sürmüştü. Anıl, uyku ilacını Narin'in meyveli kokteylinin içine atmayı başardığında işler kızışmaya başlamıştı. Narin gevşemeye başladığında başını gülümseyerek Anıl'ın omzuna yasladı. Anıl gittikçe kasılmaya başlamıştı. En sonunda kendini uykunun kollarına teslim eden Narin, Anıl'ın kucağına doğru düştü. Ekibin diğer üyeleri, karınca istilası gibi teker teker Narin'in büyük bahçesine girdi. Neda, hiç vakit kaybetmeden çantasındaki kırmızı ruju çıkardığında Anıl panikle ayağa kalktı.

"Gençler... Yapmasak mı? Bu iş fazla ileriye gitmeye başladı."

"İleri falan gitmedi, Anıl. Tam da düşündüğümüz yerdeyiz." dedi Neda, Narin'in tam önünde duran Anılı itmeye çalışarak.

"Anıl... Sen gerçekten etkilenmedin değil mi bu kızdan?" dedi Giray elini Anıl'ın omzuna yerleştirerek. Ender de diğer yandan Anıl'ın dibine geçti.

"Biliyorum etkilenilmeyecek bir kız değil... Ama bize yaptıklarını hatırla."

Anıl, üç arkadaşın ısrarcı sözlerine karşı daha fazla direnemeyerek geri çekildi. Neda, kırmızı ruju sonuna kadar açıp Narin'in vücudunun başında dikildi. Saçlarını geriye doğru iterek önce omuzlarından başladı. "Ben Sarıkule'nin en aşağılık kızıyım." cümlesini kolundan aşağıya doğru yazdı. "Hocaların hepsi benim kuklam." yazdı bir diğer koluna.

"İşte bu cümle, hocaları kudurtacak. Bundan sonra bütün derslerden çakar bu kız." dedi Neda keyifle arkadaşlarına dönerek.

"Eee... Beni hocalara ispiyonlarken işler güzeldi değil mi Narin hanım?" Ender, Narin'in yüzüne doğru yaklaştı ve saçlarını geriye itti. Giray onun daha fazla yaklaşmasına izin vermeyerek kolunu tuttu ve Ender'i geri çekti.

"Yavaş..." dedi Ender'e öfkeli bakışlarından birini göndererek.

"O kadar da değil, Giro!" dedi Ender ve başını sitemle salladı. Neda, cümlelerine devam ediyordu, Ender de fotoğrafı çekmek için telefonu eline almış, hazır bir şekilde bekliyordu ki bir şey oldu. Bir alkış sesi Neda'nın ruju elinden düşürmesine neden oldu. Alkışlayan kişi, ekipten biri değildi. Bu yüzden hepsini korku salmıştı. Panikle, ağır ağır vücutlarını arkaya doğru, sesin kaynağına çevirdiler.

"Bilge." dedim Ege'nin sözünü keserek.

"Bilge." dedi ve başını beni onaylarcasına salladı.

Narin ve Bilge aynı sınıftaydı fakat birbirine tamamen iki zıt karakterlerdi. Biri sınıfın en gözde, popüler kızıyken bir diğeri sınıfın en inek, en sessiz ve kabuğuna çekilmiş karakteriydi. Bu yüzden Narin'in bahçesinde Bilge'yi görmek dördünü de şaşkına çevirdi. Neda, ruju yerden almak için bir hamle yapmadı. Ender de telefonunu kapattı. Her biri, bu oyunun sonuna geldiklerini biliyordu. Anıl, Neda, Narin ve Bilge aynı sınıftaydı. Ender ve Giray farklı bir sınıfta olmalarına rağmen Bilge'yi tanıyordu. Çünkü Bilge, okul birinciliğine oynuyordu.

"Bilge?" dedi onunla aynı sınıfta olan Neda. Bilge cevap bile vermeden elindeki telefonu havaya kaldırdı ve onlara yaklaştı. Yeteri kadar yaklaştığında telefonun ekranını yüzlerine tutup her birinin görmesini sağladı. Fotoğrafta, Narin'in uyuklayan bedenin etrafında iş başında olan dört arkadaş vardı. Bu onlara disiplin cezasını getirmekle kalmazdı, tüm Sarıkule Anadolu Lisesi'nin onlardan ömür boyu tiksinmesine neden olurdu. İşin en tuhaf yanıysa bunu yapanın Bilge olmasıydı. Dördü de bunu Bilge'den beklemezdi. Bilge, oyunlarındaki sürpriz yumurta olmuştu.

"Ne oldu? Korkuyor musunuz yoksa?" dedi Bilge öfkeyle suratlarına bağırarak. Onu ilk kez bu kadar sinirli ve öz güvenli görüyorlardı. Hepsinin başı öne eğilmişti. O kadar utanç duymaya başlamışlardı ki neredeyse Bilge'nin ayaklarına kapanacaklardı. Birinin yaptıkları şeyin iğrençliğini yüzlerine vurması hepsine iyi gelmişti.

"Nasıl bir duygu? Bir fotoğrafla tehdit edilmek? Siz de aynısını yapacaktınız Narin'e..." Cümlesinin sonlarına doğru ses tonu yumuşamış, yeniden anne edasıyla konuşmaya başlamıştı. Anıl, Neda, Giray ve Ender. Hepsi azar işiten çocuklara dönmüştü.

"Sahiden gençler! Ne yapıyoruz biz? Ne yapacaktık öyle? Biz nasıl korkunç insanlar olduk!" dedi Anıl. Yaşadığı tereddütte haklı olduğunu hatırlayarak bir anda patlamaya hazır bir volkana dönmüştü.

"Özür dilerim, hepinizi bu oyun için zorlayan bendim." dedi Neda yerdeki ruju alıp bahçenin dışına doğru fırlatarak.

"Kimseyi zorlamadın, Neda. Hepimiz bunun için yanıp tutuştuk. Hata yaptık." dedi Ender, Neda'nın tüm hatayı üstlenmesini kabul etmeyerek. En sonunda konuşan Giray oldu.

"Narin'e kızarken, Narin olduk..." Bilge telefonu tekrar yüzlerine doğru tuttu. Fotoğrafın varlığını hatırlatması hepsinin canını yaktı. Yine de hiçbiri Bilge'ye fotoğrafı paylaşmaması için yalvarmadı, hatta ikna etmeye bile çalışmadı. Bir ceza verilecekse hepsi cezayı paylaşmaya razıydı. Bilge bir anda fotoğrafı gözlerinin önünde sildiğinde bir kez daha hepsini şaşırtmayı başardı.

"Bugün, Narin sınıftayken arkadaşlarına senden bahsediyordu." dedi Anıl'ı işaret ederek. Anıl yorulmuş bir şekilde omuzlarını indirdi. Bilge'nin anlatacaklarını dinlemek istemiyor gibiydi. Havuzun kenarına doğru yürüdü ve başını ellerinin arasına aldı.

"Sana gerçekten inanmıştı. İlk defa birine güvenmek istediğinden söz ediyordu."

"Sus. Sus lütfen." dedi Anıl. Neda, oyunu başlatan kişi olarak büyük bir pişmanlık yaşamaya başlamıştı. Ender yanında oldu, düşmesine izin vermeyecekti. Öte yandan Giray, Anıl'ın pişmanlığını paylaşırcasına ona sımsıkı sarıldı.

"Özür dileriz. Seni biz seçtik." dedi Anıl'ın kulağına doğru fısıldayarak. Anıl neredeyse ağlayacaktı.

"Seni tanıyorum, Anıl. Narin gibi kızlarla ilgilenecek biri değilsin. Bir oyunun peşinde olduğunuzu anladım. Yine de kararsız kaldım çünkü böyle bir şey gerçekten yoksa Narin'in aklını karıştırmış olacaktım."

"Tabi ya! Zeki kızımız böyle küçük, aptal oyunları çözmekte ustaydı, değil mi?" dedi Neda, Bilge'nin üzerine yürüyerek.

"Neda, yapma. Bilge olmasaydı hatamızdan dönemeyecektik." dedi Ender ve kolunu tutarak onu engelledi.

"Ona aklımdakileri anlattım. Bir tuzağın içine düşme ihtimali olabileceğinden bahsettim. Biz, Narin'le pek benzemiyoruz... Bu yüzden bana inanmakta epey zorlandı. Fakat kabul etti. Buraya gelmeme izin verdi. Bir oyun olduğunu hissedersem, dâhil olmamı söyledi. Yapacağınız şey her ne ise onu fotoğraflamamı ve oyunu tersine çevirmemi istedi."

Narin... Yine bütün kozlarını kullanmıştı. En zayıf anında bile yere düşmemişti. Onu yerden kaldıracak birini bulmuştu. Diğer aptal arkadaşlarının yerine Bilge'ye güvenmeyi seçmişti. Hayatında verdiği en doğru kararlardan biriydi.

"Neden sildin? Başardınız. Siz kazandınız." dedi Giray Bilge'ye can alıcı soruyu sorarak. Bilge ellerini iki yana açtı ve bakışlarını hala uyuyan Narin ve ekibin diğer üyeleri arasında gezdirdi.

"Çünkü birbiriniz arasındaki bu mücadeleyi bitireceksiniz. Bir kazanan olmayacak."

Ege ayağa kalkarak eline bulaşan kumları silkeledi.

"Bilge, iki taraf arasındaki gerginliği dindirecek en önemli kişiydi. Narin'i bize kazandıran o olmuştu."

Yazar Notu: Herkese merhaba! Bölüm çok uzun olduğu için sizi sıkmamak adına bu bölümü bölüp iki ayrı bölüm olarak paylaştığımı söylemem gerekiyor. Meraklı'nın geçen hafta verdiği ipuçlarından bazılarını bu bölüm görememe sebebiniz budur. Bu yüzden hatırlatmak amacıyla geçen haftaki ipucuyla birlikte Meraklı'dan size bir de 7.Bölüm'e dair alıntı bırakıyorum. Benimle iletişime geçmek, Safderun ile ilgili gelişmelerden haberdar olmak için @aycanmtl1 hesabını takip edebilirsiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

Sonraki Bölüm Beğen