gozdesalti tarafından

Paylaş

8. Bölüm: Karanlığa Mecbur Edilmiş.

"Bu sözlerinin yüreğime açtığı sızıyı sakladım."

 

&

Oğuz bana doğru tuttuğu telefonu indirdi ve ekranı kapattı. Kalbim göğsümde şiddetle çarparken şimdi ona ne diyeceğimi düşünmeye başladım.

"Şey... Oğuz, seni Çağan sandım." dedim dudaklarımı güçlükle hareket ettirerek. "En son onunla karşılaşmıştık da..."

"Evet, onu fark ettim. Bir şeyler olduğunu hissettiğim için senin yanına gelecektim ben de. Ama anlaşılan hiç de hoş şeyler olmamış." dedi kısılan gözleriyle bir bana bir Betül'e bakıyordu.

"Ayrıca bir işin olduğunu da bilmiyordum. Bilseydim her fırsatta seni yanıma çağırmazdım." derken bakışlarındaki soğukluk tenime çarpmıştı.

"İşimin olduğunu söyleseydim, böyle yapacaktın o yüzden bilmeni istemedim. Çünkü ne olursa olsun yanında olacağıma söz vermiştim."dedim o soğukluğu oradan almaya çalışarak.

"Kendi hayatını bir kenara bırakarak mı benim yanımda olacaktın? Bunun ikimiz için de doğru bir karar olduğunu sanmıyorum. Ayrıca Çağan mı sebep oldu buna?"

"Hayır, ben zaten uyarı almıştım daha önceleri. Yine geç kaldığım için oldu." dedim gözlerimi kaçırmamaya çalışarak.

"Gecikmenin nedeni Çağandı o zaman?" diye sordu bu defa. "Bir sorun mu çıkardı Ahu?"

"Pınar burada, onun yanındaydı." dedim yüzüne dikkatle bakarken.

"Çağan seni zora sokacak bir şey yapmasın diye buraya gelmiştim, işe gidiyordum."

"Evet?"

"Odaya girdiğimde Pınar'la onu öpüşürken gördüm." dedim sakınarak. Yüzünde nasıl bir ifade vardı görememiştim ama göğsüne doğru baktığım için donup kaldığını hissettim. Bir şey demesine fırsat vermeden devam ettim.

"O da benim geldiğimi görünce biraz sinirlendi, atıştık ve beni dışarı çıkardı. Tekrardan gelmememi söyledi. Öyle işte." dedim ayrıntıları atlayarak. Yüz ifadesinden yeterince gerildiğini görüyordum bu yüzden devam etmek istemedim.

"Başka bilmem gereken ne oldu?"

"Başka bir şey olmadı. Onunla konuşurken iş tamamen aklımdan çıkmıştı, benim hatam yani."

Gözlerindeki belirgin bir tedirginlik üzerimde gezindi.

"Sana zarar verdi mi? En ufak bir zarar gördün mü?" diye sorduğunda kafamı iki yana salladım. Zaten o kadar çekinerek bakıyordu ki bir şey olmuş olsaydı bile söyleyemeyebilirdim. Kolum kendini hatırlatarak sızlayınca bunu görmezden geldim.

"İçeri gelin, kapıda kaldınız." dedi içeriyi göstererek. Betül'le birbirimize bakıp içeri geçerken Betül, "Daha önce hiç aynı kişi tarafından sabah kovulup akşam davet edildiğim bir yere gitmemiştim." dedi düz bir sesle, ben gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken Oğuz ise kapıyı kapatırken bu dediğine gülmüştü.

"Aslına bakarsan buraya tartışmaya geliyorduk şu an kendimi boşlukta hissettim." dedim.

"İstersen tartışabiliriz." dedi Oğuz hafif tebessümle. "Mesela neden bir işin olduğunu hiç söylememenle başlayabiliriz?" dedi, ama sesinde gergin bir hava yoktu.

"Dedim ya işte, sen kendini iş saatlerime göre ayarlayacaktın, yardıma ihtiyacın olduğunda belki çağırmayacaktın beni."

"E doğal olarak." dedi, kafasını yana yatırarak.

"Neresi doğal olarak? Ne anladım ben bu işten? Çağan sabahın beşinde bile kötü biri, hiç uyumuyor üstelik. O yüzden böyle olması daha iyiydi."

"Başka bir iş mi arayacaksın?" diye sordu kısık gözlerle, dediklerimin üzerinde çok durmamış gibi görünüyordu.

"Evet, bulurum birkaç güne." dedim bakışlarından kaçarak.

"Buldun bile." dedi koltuğa yerleşirken. Soru işaretli ifadelerle yüzüne baktım.

"Bizim şirkette aradıkları birisi vardı zaten. Yardımcı olarak seni alabiliriz."

Ben de karşı koltuğa otururken güldüm.

"Teşekkür ederim ama ben ve şirket işleri... Pek akla uygun değil. Hiç anlamam o işlerden." dediğimde Betül'ün dirsek darbesi kolumu adeta delmişti. Ben yan tarafa bakmamak için özen gösterirken Oğuz durumu açıkladı.

"Zaten alışma sürecin olur bir hafta kadar. Ben hemen halledeceğinden eminim, tabi son karar yine sana kalmış, ben çok zaman kaybetme diye teklif ediyorum." kendine has bir tavırla omuz silkti, biraz da çekingendi. İlk başta pek sıcak bakmadığım bu teklif hem kendim için hem de Oğuz'a yakın olmak için iyi bir şans olarak gözüme ilişmişti.

"Sen istersen bugün düşün yarın kararını bana haber verirsin." dedi Oğuz benim hala kararsız olduğumu görünce.

"Tamam, olur." diyerek tebessüm ettim.

"Çağan hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu etrafın sessizliğe gömülmesine izin vermeden.

"Aşırı kaba," diye söze başladı Betül. "Nasıl seninle aynı bedende anlamıyorum. İnsan anlayamıyor, o kadar tuhaf ki. Bize böyleyse sen ne hissediyorsundur kim bilir."

Oğuz sakince kafasını sallayıp gözlerini yerde gezdirdi. "Zor oluyor tabi, sürekli hata düzeltmek, arkasında bıraktıklarını toparlamak, yoruyor." Sonra göz göze geldik ve bu karşılaşma içimi kıvılcımla titretti.

"Onun adına özür dilemek, bir alışkanlık haline geldi. Sürekli birilerine karşı mahçup hissediyorum. Ve bunun bitmeyecek olması... En zoru da bu sanırım." dediğinde sesindeki durağanlığı fark etmiştim.

"Bitecek." dedim sözünü bitirdiğinde. Böyle umutsuz bir laf kalabalığının içine nasıl bir çiçek ekmeyi planlıyordum bilmiyordum ama kendimden emindim.

"Sıra sana geldiğinde, emin ol bitecek. Ve sürekli böyle yaşamak zorunda kalmayacaksın. Sürekli boynu eğik ve kusur düzelten birisi olmayacaksın."

Yüzünde alışık olduğum acı bir tebessümle göz göze geldik bu defa.

"Senin kadar emin olmak isterdim." dedi. Bu sözlerinin yüreğime açtığı sızıyı sakladım.

"Emin olduğun gün iyileşeceksin." dedim gözlerimde birikenleri sadece o görebiliyordu. Ne kadar inandığımı onlarla kanıtlamıştım belki de.

"Zaten tedavi görüyordun değil mi?" diye sordu bu defa Betül.

"Evet, bu zamana kadar hep gördüm. Ama eksik bir şeyler olduğu için yeterli olmadı hiç." diye yanıtladı.

"Mutlaka bir yolu vardır ama değil mi? O boşluklar bir şekilde zamanla dolar."

"Eğer hatırlarsam." dedi Oğuz. "Eğer hatırlarsam birçok şeyi düzeltebilirim. Diğer kişilikler silinebilir böylece. Ama şu ana kadar hiç mümkün olmadı."

Oğuz'a söylemesem de aslında bu hatırlanacak şeylerin oldukça ağır şeyler olduğunu biliyordum. O da biliyordu. Çok ağır şeyler yaşanmıştı ama bunların ne olduğu hakkında ne fikri ne de tahmini vardı. Çünkü hatırlamak istemeyeceği kadar kötü şeylerdi hepsi. Bunları bilmiş olsaydım bile ona hatırlatır mıydım emin değildim. Çünkü hepsini unutmak için kendini bu hale getiren biri bunlarla nasıl yüzleşebilirdi hiçbir fikrim yoktu. Yine de atlatılabilir olmasını diledim. Düştüğünde kalkabileceği kadar hafif bir şey olsunlar istedim.

Onun yüzündeki masumluk içimi öylesine titretiyordu ki, bu acıma veya merhamet değildi, evet ona kıyamıyordum ama yaşadığı hiçbir şeyi hak ettiğine inancım o kadar yoktu ki, bu iyileştirme isteği yaşamın elini sıkı sıkı tutsun ve kendini bulabilsin diyeydi. Oğuz'un, yaşadığı her ne ise benim içimde Çağan'a bile acıma duygusu doğuruyordu. Çünkü o biliyordu, ve bunu böyle kapatmaya çalışıyordu.

Hepimiz, sahip olduğumuz şeyler için bir acı söz konusu olduğunda kendi kabuklarımızdan çıkıp hiç olmadığımız birisi oluruz. Asabi, savunmacı, saldırgan veya başka biri. Çağan, aslında Oğuz'un hiç olmadığı ama olmak zorunda bırakıldığı bir yanıydı, belki korkunç birisi ama kesinlikle mecbur edilmiş birisi. Ve ben Oğuz'u anlamaya çalışırken bu karakterlerin de hikayesini dinlemek zorundaydım. En azından yaşanılan her ne ise her birinden toplayarak. Oğuz'a bu şekilde faydam dokunabilirdi.

 

 

 

Sonraki Bölüm Beğen