sinemmgkcee tarafından

Paylaş

๑0.3๑

İyi okumalar, hayal gücüm zihninizde canlansın!



๑๑๑ 

BÖLÜM III 

 ''Şiddeti doğuran acılar, şiddet ile var olurlar.''

Bazı umutlar, güçlü bir rüzgârın kol gezdiği bir gecede yakılan mumlara benzer. O mumlar serseri bir rüzgâr gelip soluklarını kesene dek güçsüz ışıltılarını yaymaya devam edip yalancı ışıklarından umut saldıklarını iddia ederlerdi. Öyle çok bahis oynanırdı ki o iddiayı kaybeden eli yandığında dahi yeniden, yeniden ve yeniden denerdi şansını. Sanıyordu ki o umut her denediğinde ona daha çok yaklaşırdı. Hayır, mumu her yaktığında inancı aynı o mum gibi erirdi. Ve günün sonunda tenine damlayarak, iz bırakan bir acı olurdu.


Şimdi uyuduğumda dalacağıma inandığım düşlerim aynı o umut gibiydi. Sanki her denediğimde şansım azalıyor, daha çok uzaklaşıyordum. Beni bir bilinmezliğin içine korku ve heyecanla salan izleri siliniyordu tenimden. Sağımda hissettiğim kalp çarpıntısı hala aynı gücünü korusa da kokusu yine yerini bilinmezliğe bırakmış, yüzü yeniden sis bulutları ile kaplanmıştı. Güzel olduğu haricinde yine hiçbir şey bilmiyordum. 


Aradan altı gün geçmişti. Biz çoktan o tura çıkmış, ilk yarısını tamamlamıştık. Sadece bugün öğlen saatlerinde ulaşacağımız Vortex Hapishanesi için hepimizde bir heyecan ve sabırsızlık kol geziyordu. Öyle yoğun bir merakla sarılmıştık ki sessizce duruyor, gezdiğimiz onca yere rağmen gergin ve somurtkan davranıyorduk. Dışarıdan bakan gözler bizleri Ege Adaları’nı gezen üç genç değil de Vortex’e hapsedilmiş getirilen mahkumlar sanırdı. 


Onca korkuya, gerginliğe rağmen kalbim yerinden çıkarcasına atıyor ve beni oldukça zorluyordu. Heyecanım arttıkça, denizatı kuyruğunu karnımda döndürüyor gibi hissediyordum. Rüyalarımdaki varlığı yerini, son rüyamda kaburgalarımdan doğan denizatına bırakmıştı. İlk seferin aksine soluksuz acılar ile benliğimi sarsıyor, kaburgalarımı parçalayıp tenimi yararak göğsümden çıkıyordu. Hasret kaldığına artık emin olduğum sularda yüzüp ani ve sancılı bir şekilde tekrar bedenime dönüyordu.


Rüyamın anıları zihnime üşüştükçe, hissettiğim tüm duygular artçı dalgalar halinde vücuduma yayıldı. Korku ve şaşkınlık sarsıyor, tüylerimi diken diken yapıyordu. O anları düşünerek dahi bedenimi bir ürpertinin ele geçirmesini engelleyemiyordum. Bu aynı zamanda beni bilinmezlikte sürüklüyordu. Yaşadıklarım gerçek miydi yoksa zihnimin bana oynadığı oyunlardan mı oluşuyordu? Zihnim bana zarar verebilir miydi? Üzerimde neredeyse somut bir varlık olarak gezinen ürperti Ada’nın ellerinin ellerimi bulması ile geri çekildi. Ona olan güvenim ve onun verdiği destek sarıldı bedenime. Bu yine de düşüncelerimin beynimi talan etmesini engelleyemiyordu. 


Rüyalarımın gerçekten birer rüya olmasını dilediğim birçok an olmuştu. Tabi O'nun gerçek olmama ihtimalinin göğsümde yarattığı sancıları yok sayarsam. Yaşadıklarıma bir anlam veremiyor, uyumak dahi istemiyordum. Gözlerim kapandığı ve bilincim kaydığı anda kendimi denizin içinde buluyor, ne kadar yüzeye çıkmak için çırpınsam da isteğime ulaşamıyordum. Ben uyumak istemedikçe yorgunluktan uyuya kalıyor, artık kabus olarak adlandırdığım rüyalarımı yaşıyordum. Bunlarla nasıl başa çıkacak, dahası göğsümde gittikçe genişleyen morluklarla nasıl yüzleşecektim bilmiyordum. Rüyalarımın beni bu kadar korkutma sebebi uyandığımda dahi bedenimde süre gelen değişimleriydi. Onun tenimde bıraktığı naif izler değildi bunlar. Canımı acıtan, ruhuma şiddeti yaşatıp, kazınarak kendilerine yer açan şeylerdi. Sürekli zihnimde yankılanan sesler, her seferinde beni hoş geldin ile karşılayan deniz ve hissettiğim lanet açlık. Bir erkek arzuluyordum ama hissettiğimin artık şehvet olmadığını anlayacak kadar O'nunla dolu ve farkındalığın vermiş olduğu lanet ile çevrelenmiştim. Altı gün önce gelen ilk su içme atağı ile başlayan beslenme sorunum deniz mahsulü yememle kendine bir çözüm yolu bulmuş gibiydi. Az pişmiş, bazen hiç pişmemiş. Bu denklemi bozan şey erkek cinsiydi. İlginç bir şekilde çekiliyor ve çekiyordum. Ancak karşı taraf arzu ile dolarken ben açlıkla doluyordum. Bunu yanımızda olsa bile benden korkan Emir sayesinde biliyordum.


İşte tam bu yüzden delilik beni tamamen kendine katmadan önce bu rüyalardan kurtulmak isterken buluyordum kendimi. O ise artık tamamen attığına emin olduğum bir kalpti benim için. O kalp için her şeyi kabullenebileceğimi biliyordum. Ancak o olmadıkça rüyalarım sadece kabustu. Düşüncelerde boğulurken, öğle yemeğini bitirmiş gezi kafilesinin hareketlenerek tur rehberimizin etrafında toplandığını fark ettim. Etrafıma şöyle bir baktığımda bizim dışımızda genç olan, hatta 30'un altında olan birisi daha göremedim. Tur rehberim dışında. Onun da fazlasıyla ilgili yaklaştığı tek yolcusunun ben olmam son zamanlardaki duygu durumlarım düşünüldüğünde onun için hiç de tekin değildi. Bundan yola çıkarak ona en basitinden bir kibarlık dahi sunmuyordum. Eh, buna gerekte yoktu doğrusu. Kafilenin hareketliliğine uyarak bende ayaklandım.


Tur, Ege'den Akdeniz'e açılan tüm adaları kapsıyordu. Birçok deniz turu gibi. Ancak bizim özellikle bu şirketi tercih etme sebebimiz, diğerlerinden fazla olarak 3 günlük bir deniz yolculuğu ile Uluslararası Vortex Hapishanesi’ni de tura eklemiş olmasıydı. Bu sayede diğer turların aksine özel ilgi alanına suç ve suçluların girdiği insanları çekebiliyorlardı. Kafileye şöyle bir baktığımda ise avukat ve hakimlerin olduğu gibi belli ki suç geçmişi olan kişilerin de var olduğunu görebiliyordum. Daha önce benim, bizim gibi sırf rüyasında ona “Vortex'e gel,” denmesinden ötürü onca yolu gelen bir başka kişi var mıydı? Sanırım imkansızdı. Ancak bu tura katılanların özellikle o hapishaneyi görmek için katıldığı sonucunu değişmiyordu. Rehberimizin sesi gür bir şekilde yankılanmaya başladığında dikkatimi tamamen ona verdim.


"Evet, sonunda hapishaneye ulaşmış bulunmaktayız. Öncelikle tur hapishanenin sadece ziyaretçilere açık bölümünde gerçekleşecek ki emin olun çok az bir kısmını kapsıyor. Toplamda 20 dakikalık bir gezi bile olacağını sanmıyorum. Hemen ardından hapishane müdürü bizlere geçmişinden, kurulma amacından kısaca bahsedecek. Kısa süreli bir soru-cevap yapma imkanınız olacak. Her birinizin aklındaki soruyu biliyorum," derken sesinde kendini beğenmiş bir tını süzüldü. "Ancak siz de bilmelisiniz ki ne tür suçluların Vortex'de mahkum edildiğini söylemeyecek. Bu yılladır vermediği bir cevap," diyerek gülmüştü. "Son olarak ise tekrar dönüşe geçmeden önce karaya ayak basmanız için bir müddet bahçesinde ve adanın hapishane sınırlarına girmeyen kayalık bölgesinde yemek yenecek. Bu esnada bize gardiyanlar eşlik edecek. Gardiyanlar ile konuşmak yasaktır. Sizler de göreceksiniz ki zaten konuşmayı istemeyeceğiniz türde insanlar olacak." Hızlı bir soluğu ciğerleri ile buluşturarak devam etti. "Sizler için müdürden önce bilgilendirme amaçlı kısa bir tanıtım yapacağım ancak bu turun rehberi olarak her birinizin neredeyse benden daha fazla bilgi ile buraya geldiğinizi görebiliyorum," dedi kıkırdayarak. Onun kıkırdamasına orta yaşlarda birkaç kadın işlevli bir şekilde karşılık verirken, gözleri benim çehremde dolaştı. Tepki vermemeyi tercih ederek birkaç adam geriye gittim.


"Kesinlikle denize girmek yasaktır," diyerek sözlerine tekrar başladığında devamını dinlemeye gerek duymadım.


Adımlarımı güverteye çevirip, ufak gemimizin en uç noktasında yavaşça şekillenen adaya gözlerimi diktim. Gidebileceğim en son yere geldiğimde dahi adım atmaya zorlanan adımlarımı sabit tutarak, nefessiz şekilde bana bir yuva sıcaklığı vermeye başlayan adayı incelemeye başladım. 


Akdeniz'in tam ortasına yıllar önce kurulmuş bu hapishane tek ana bir yapı ve ek binalardan oluşuyordu. Sıradan bir deniz fenerine benziyor, zemininden yükseldikçe daralıyordu. Daralmanın son bulduğu yerde bir balkon ile çevreleniyordu. Bir sarayın kulesini andıran yapısı, fildişi rengindeki taşları ile bu fikri doğrular nitelikte parıltısını yayıyordu. Güneş'in taşlarda oynaşması, gözlerimi alıyor ve kısmama sebep oluyordu. Eğer seyirlik bir zevk vermiyor olmasaydı görüş açımı daralttığı için sinirlenebilirdim. Ancak verdiği o haz inanılmazdı. Kulenin sadece gördüğüm yüzünde 3 camı vardı. Ama bildiğim 5 cama sahip oluşuydu ki bu oldukça ürkütücü bir durumdu. Hemen sağ yanındaki en çıkık kayada 3 tane çam ağacına benzer yapıda diken yapraklara sahip ağaç vardı. Bu ağaçlar dışında sadece kayalıklardan oluşmuş gibiydi. Tabi iskelenin kurulduğu ufak kumsalı saymazsak. Kule mi hapishane mi ne desem bilemediğim yapının girişi de oradan başlıyordu. İskele bitiminde görebildiğim kadarıyla bir kontrol noktası mevcuttu oradan ise bir tünel bizi karşılıyor gibiydi. Buradan görebildiğim yapı sadece bundan ibaretti. Ancak yaydığı o aurası, sanki onu denizin ortasında gizlemek istercesine bulunduğu bölgenin kasvetli ve sisli oluşu tüyleri diken diken eden güzelliği ve normal şartlar altında insanları iten her şeyin beni bir mıknatıs gibi çekmesi. Anlamlandıramadığım şekilde bir özlemin son buluşu.


İskeleye yanaşmaya başlarken derin bir nefes aldım. Aldığım nefes kor gibi ciğerlerimi doldururken yakıcı kokuyu duyumsamamla o soluğu aniden hapsettim. Gözlerim irice açılırken, yoğun bir his bulutu beni bu kasvetli özlemin ortasında içine çekti. Uyumuyordum, uyumadığıma emindim. Bulunduğum konumu sorgularken, O'nu arama isteğimi bastırmaya çalışıyordum. O'nu arayamazdım, uyanıktım. Ama koku onun var olduğu bilinçaltıma aitti, bu dünyaya ait olamayacağını ise kabullenmiştim. Hissettiğim her duygu tenimde kol geziyordu. Güçlü kalp atışını kendimden ayırt edemez olmuştum. İlk kez onu ki kadar hızlı çarpıyordu kalbim. Ve ilk kez gerçeklik ile bütünleşmişti hissettiklerim.


Gemimizin durduğuna dair oluşan ani sallantı his bulutlarımı dağıtmış, gözlerimin önünü açmıştı. Gözlerimi, burada olamayacağını bildiğim halde onu bulma umuduyla, etrafımda gezdirdim. Hapishanenin içinde bile olabileceği fikri aklımı çeliyordu. Var olmasına o kadar ihtiyacım vardı ki nerede olduğu çok, çok önemsiz bir detaydı. Bir umut, kulenin uzun, ince demir parmaklıkların olmasını beklediğim ancak olmayan camlarına bakmaya başladım. İlk iki pencerede kimsenin olmadığı gibi bana içeriden herhangi bir görüntüde sunmuyordu. Üçüncü pencere balkonun hemen altına konumlanmıştı ve diğer pencerelerin inceliğinden yoksundu. Daha geniş, daha ferah bir görüntüsü olmakla birlikte yapılı, uzun saçları olan bir adam duruyordu.


Gözlerim, gözlerini bulduğunda kulakları sağır eden bir çığlık sesi doldurdu her yanı. Şiddetle başlayan çığlık sesi beni yerimden sıçratırken, birkaç adım geriye gitmiştim. Kulaklarımı neredeyse can havli ile kapattığımda tenime bulaşan ıslaklık ile ellerimi yeniden indirdim. Parmaklarımla avucumun birleşme noktasını lekeleyen kan izleri ile gözlerim açılmış ve dayanılmaz sesin etkisiyle de dizlerim yerle buluşmuştu. Ne olduğunu kavrayamadan canımın acısına kapılmıştım. Öyle bir ağrı kol geziyordu ki beynimde nasıl kurtulacağımı bilmiyordum. Şiddetli ağrıyı bastırmak istercesine kanlı ellerimi başıma sararak içe doğru büküldüm. Düştüğüm yerde şimdi bir top halini almıştım. Bedenimi sarsan elleri hissettiğimde uyuşmuşluk sarmıştı her yanımı.


Alelacele aldığım hızlı ve derin nefesler ciğerlerimi yakıyordu. Yüzüme vurulan su ile nefes alışverişlerim sekteye uğrasa da çığlık sesi boğulmuştu. Suyun sesi çığlığı azaltıyordu. Öyle yüksek bir çığlık sesiydi ki bu yine de tamamen yok olmamakta ısrarcıydı. Aklıma gelenle nasıl olduğunu kavrayamadan hızla kalktım. Adımlarım birbirine dolaşarak ilerlerken tek istediğim günlerdir tekrar içinde bulunmak istemediğim denize ulaşmaktı. Bana seslenen seslere kulaklarımı tıkayarak, cama doğru baktım. Sanki hayal görmüşüm gibi sanki var olmayan bir acıyı çekiyormuşum gibi yoktu. O gözleri unutmayacaktım. Neden ve nasıl olursa olsun bana bu acıyı veren oydu. Bundan emindim.
Ses yoğunluğunu korurken tüm kinimi kusarcasına bir nefes saldım. Daha güçlüsünü içime çekerek kendimi gemiden aşağı, denize bıraktım.


Yoğun gri renginde olan deniz beni tüm kasveti ile kucaklarken, korkularım dibe çöküyor oluşumun tersine su yüzeyine çıktı. Çılgın çığlık yerini boğukluğa ve derine indikçe sessizliğe bırakırken, sessizlik bir yılan gibi bedenime dolandı. Nefesim yetene kadar durmaya kararlı olduğum derin karanlık tenimi okşuyordu. Tuzlu suya gözlerimi açmayı hiç istemesem de başımın içinde dolaşan baskı ile yavaşça araladım. Gözlerimi araladıkça görüş açımda şekillenen denizatı ile kalbim korku ile çarpmaya başladı. Ne ara geldiklerini dahi hissetmediğim balıkların etrafımı saran spiral şekli ile korku bedenime yayılırken, midemde ağır kramplar oluştu. Hızla yüzeye çıkmak için hareketlendim. Benim hareketlenmem ile etrafımda dönmeye başlayan balıklar, ben hızlandıkça hızlanıyorlardı. Nefes ihtiyacı soluğumu tıkarken, karadaki sağır edici çığlığı tercih edeceğim o ses yankılandı.


"Nefes al Jaina. Nefes alabilirsin. Sen buraya aitsin." Ses yankılanarak konuşurken, sözleri yeniydi. Yeni ve daha korkutucu. Tüylerim ürperirken o devam etti.


"Sen bana aitsin."


Ben ona mı aittim? Sözler mantıksızdı. Sözler kabul edilemez şekilde deli saçmasıydı. Ancak kendimi nefes almaktan alıkoyamadım. Tıpkı rüyamda olduğu gibi aldığım nefes, ciğerlerime dolan su değil sanki havaydı. Su beni sürüklemeye başladığında, hızlanan balıkların spiral şeklindeyken nasılda kubbe gibi yüzeyi kapattıklarını fark ettim. Derin ve karanlık bir denizde balıkların hızlı ve dönerek yüzmeleri yüzünden tüm hareket kabiliyetimi kaybetmiştim. Onlar nereye sürüklerse oraya gidecektim. Suya hapsedilmiştim ve yüzeyi hiçbir şekilde göremiyordum. Üzerimdeki basit elbise bile vücuduma ağırlık yapıyordu. Ses yeniden yankılanmaya başladığında bu sefer tanıdık sözler sarf etti. Sürüklenirken göremediğim denizatı ise bu sözleri beklercesine yeniden varlığını bana açık etmişti.


"Hoş geldin."


"Hoş geldin."


Giderek tüm denize yayılan ses ile bana yaklaşan denizatı eş zamanlıydı. Korku endişe ile yarışırcasına bedenimi ele geçirdi. Nefeslerim sıklaşırken, gözlerim dolmuştu. Rüyalarımdaki gibiydi. Karnıma şiddetli bir ağrı saplanırken, dudaklarım titremeye başlamıştı ne olacağını biliyordum. Bunun olmasını istemiyordum. Deniz suyunu yutarken bedenim zangır zangır titremeye başladı. Bedenime, kendi benliğine ihanet ederek kalkan elim denizatının taraklı, sert yüzeyi ile buluştu.


Ellerimin buluşması ile tenime yayılan soğukluk öyle ani olmuştu ki bedenimin titremesi artmış, gözyaşlarım o an deniz ile buluşmaya başlamıştı. Bu esnada içimde hareketlenmeye başlayan denizatı ile ellerim göğsüme gitti. Birer yumruk halini alan ellerim ile karnıma, göğsüme baskı yapmaya çalışıyordum. Benim denizatım hareketlerini arttırdıkça içim deliniyor, organlarım parçalanıyor gibi hissediyordum. Ani acılar bir bir benliğime, ruhuma, bedenime çarpıyordu. Cenin pozisyonunu alırken tek istediğim hemen bitmesiydi. Çünkü bir kez başladığında, asla durmuyordu. Nefes alışverişim artık takip edemeyeceğim bir hıza ulaşırken kaburga kemiğimin çatlama sesi doldurdu kulaklarımı, gözlerim yerinden çıkarcasına açılırken, boğuk çığlığım yayıldı denize.


Denizin ortasında, asılı kalmış bir halde bir an soluklanabildim anca. Kuyruk sokumuma denk gelen kuyruğu kendine açtığı yeni alanda hızla hareket ederken, vücudum öne doğru eğildi, sırtım dışarı çıkarken, denize bir kırmızılık yayıldı. Kuyruğu omuriliğimi parçalayarak kendine özgürlüğünü ilan ederken, cildim yarılmış, deri bütünlüğüm bozulmuştu. Boğuk çığlıklarım denizde yankılanırken vücudumun her yanında hissettiğim acı bana ölümü arzulatıyordu. Denizin ortasında olmama rağmen acıdan olsa gerek yanıyordum. Dehşete düşmüş bir halde, bedenimin yok oluş acısını ruhuma hapsediyordum.


İçimdeki hareketlilik artarken sağ taraftaki kalbin atışı da fazlaca yavaşlamaya başlamıştı. Başındaydı sıra. Göğsümdeydi sıra. Soluma yatan kafasının derisinin kalbime yaptığı baskıyı hissettim. Hareket ettikçe nasıl kalbimi yırttığını, içime oluk oluk dağılan kanı hissettim. Başını kaburgamdan kurtardığı anda kemik parçalarım ciğerlerime batmaya başladı. Artık nefes dahi alamaz durumdaydım. Sesim kaçmış, bedenim yorulmuştu.
Ve sonunda aniden yükselen bedenim, başımı geriye zorlarken vücuduma sıkıca sardığım kollarımı çözdü. Kollarım sanki geriden çekilircesine iki yana açılırken derimi delip parçalayan denizatım göğsümü iki yana açarak, denizine kavuştu. Kan, denizi tamamen boyarken acı benliğimi esareti altına aldı. Müebbet bir hapis cezası verirken, onu gördüm. Bana ilk kez endişe ile bakan denizatımı. Kan kırmızı denizin içinde bir feryat duyulurken güçlü bir erkek sesi tüm ruhumu doldurdu.


"Onu öldürdüm!" Ses bir acının kıyısında kıvranır gibiydi.


"Bana ait olanı öldürdüm." Konuşurken kısılan sesine öyle bir acı çöreklenmişti ki ölümün kavurucu acısı ile yarışırdı. Farkındalık son kez zihnimi aydınlatırken konuşanın bedenimden çıkan denizatı olduğunu keşfettim. Ona bakarken istemsizce güzelliğine hayran oldum.


"Çok güzelsin."


Ve ölüm benliğimi kabullenirken, son hissettiğim sağ tarafımda artık tamamen yok olmaya yüz tutan kalpti.

๑๑๑ 



Bu bölüm için ben değil siz konuşun istiyorum. Ama her şeyden önce lütfen arayışa çıkarken her detayı hesap edin... Biz bugün bir ölümü yaşadık. Yaşanan ölüm Jaina’nın içinden neleri kopardı? Benliğinde neleri değiştirdi hep beraber göreceğiz... Sakin kalın! Tabii ki Jaina ölümü sonsuzluğa taşımadı. Hadi bakalım teori, tahmin vakti.. O nasıl dönecek bizlere? Sizlere? Güneş’ine.  Discord’da görüşüelim.

DİSCORD KANALINA GELMEK İÇİN İZLEMEN GEREKEN ADIMLAR;

  1. Vortex Discord Kanalı tıkla!
  2. ''İlgi Alanlarım'' kanalından ''Fantastik'' yani deniz kızı emojine dokunmak!
  3. Sunucunun sol tarafında ki kanallarda ''Evrenler(Metin Kanalı 2)'yi bulmak!
  4. ''#vortex'' kanalına girmek!