sinemmgkcee tarafından

Paylaş

๑0.1๑

İyi okumalar, hayal gücüm zihninizde canlansın!


 


๑๑๑ 

BÖLÜM I

‘’Girdap eninde sonunda seni alır.''

2020, İzmir / TÜRKİYE

Deniz, gece ile yarışırcasına bir istekle kıyıya, bana vuruyor ve üzerimi bir yorgan gibi kaplıyordu.  Gece ise bu yarışta karanlığı ile üstün çıkarak, sahilde anadan üryan yatan vücudumu sarıp sarmalıyor ve saklamaya çalışıyordu. Ancak ne var ki gökte ki ay inatla bir beni aydınlatmaya çalışırcasına üzerime düşüyor, suyun yansımasından gücünü arttıran ışığı ise beyaz tenim üzerinde toplanıyordu.

Denize, geceye, karanlığa rağmen yine saklanamıyordum kendimden. Her şeyden, herkesten kaçabiliyor ancak ne kendimden ne rüyalarımdan kaçamıyordum. Sonu olmayan ölümler ve sonsuz aşklar paradoksu kendi benliğimde kaybolmamı sağlıyordu. Boğuluyordum. Ne ironik! Ben ve boğulmak, kim inanırdı ki, sonuçta ben denizin kızı anlamına gelen Jaina’ydım. Boğulmayı geçin, su bile beni boğazlamazdı.

Ufak bir kıkırtı salındı dudaklarımın arasından geceye. Deniz beni annemden daha sıkı kucaklayacağına, kucağında sallasaydı cesedimi ruhuma daha uygun olurdu. Hem güzel bir son olurdu denizde ölmek. Kıkırtım kahkahalara dönüşürken yüzüme çarpan deniz suyu ile kesildi melankolik kahkahalarım. Yerini genzimi yakan bir tuza ve öksürüklere bıraktı. Bu düşüncelerime oldukça tezat oluştururken beni daha büyük bir kahkahanın kucağına attı. Durum artık ironik değil başlı başına anlamsızdı. Geriden gelen sesle irkilirken, hızla kumsalda yüz üstü döndüm. Gelenin kimliği sarı saçlarından belli olunca rahatlayarak eski konumumu alıp, göğe bakmaya devam ettim.

Bana iyice yaklaşan ayak sesleri tam başımda durup, bana eğilince göğüm Ada olmuştu. İri kahve gözlerini açmış sadece benim mavilerimi esir almıştı. Birkaç dakika bana öylece baktıktan sonra dudakları memnuniyetsizce kıvrılmış ve yanıma geçerek o da sahile uzanmıştı. Tek fark o giyinikti… Benimle birlikte yıldızları izlemeye başladı. Kaç dakika öylece yanımda yatıp, geceyi izledi bilmiyordum ancak sonunda sesi böldü sessizliği.

‘’Sen bir aptalsın.’’

‘’Sen ise o aptalı seviyorsun.’’ Dedim.

‘’Hasta olacak bir aptalsın.’’

‘’Olmayacağımı biliyorsun.’’

Başı bana dönerken, ‘’Biliyorum.’’ Diye mırıldandı. ‘’Zaten bir ruh hastasısın, daha fazlası olabileceğini düşünmüyorum. Yine rüyalar değil mi sorun?

‘’Ada, ruhum rüyalarımda saklı. Rüyalarımdan kurtulmak istiyorum. Nasıl olacağını bilsem bir dakika düşünmezdim.’’ Dedim gözlerinin içine bakarak.

‘’Rüyalarına ben de gelebilsem beraber bulurduk o lanet çözümü.’’ Dedi kırıkça, yıllardır benimle birlikte oda çekiyordu acımı.

Ona cevap vermektense yıldızlara döndüm. En parlak olan, Sirius’u gözlerime kestirdim. ‘’Bak…’’ Dedim parmaklarımla yıldızı işaret ederken, ‘’…sen o’sun. Hayatımda o kadar parlak bir yerdesin. Çözüm olmasa da desteğim var, acım ağır gelse bile ayakta tutarsın.’’ Dedim.

Başı bana döndü, kelimeleri diline dökülmeden işaret parmağımı dudaklarıma götürerek sus işareti yaptım. Sessiz kalması beni daha iyi hissettirecekti. Söyleyeceklerinden vazgeçmesinin ikinci dakikasında ayaklandı. Elini bana uzatırken,

‘’Kalk hadi, sabah yola çıkacağız.’’ Ben elini tutarken devam etti, ‘’Ayrıca ben seni sürekli çıplak görmek zorunda mıyım kızım ya, sanki Yunanistan’da herkes çıplak geziyor da Türkler olarak biz fazla giyiniyormuşuz gibi hissettiriyorsun.’’ Dedi gülerek.

Gülmesine eşlik ederken, ‘’Siz fazla giyiniyorsunuz.’’ Dedim. Ufak bir kayanın üstüne bıraktığım kıyafetlerime ulaştığımızda cevap verdi.

‘’İnanılır gibi değilsin. Emir bekliyor bizi, tahmin ettim seni saçma bir halde bulacağımı da uzakta beklemesini rica ettim.’’ Dedi.

Giyinirken, ‘’O da gelseydi.’’ Dedim pişkince devam ettim. ‘’Hala grup teklifimi değerlendirmiyorsunuz ya! İnanamıyorum size.’’

‘’Jaina!’’ dedi yüksek bir tonda. Gülmem devam ederken ayakkabılarımı da alarak kıyıya yakın tuttuğumuz yazlığa doğru koşmaya başladım. Ona dil çıkarmayı da ihmal etmedim.

Sessiz adımlarla beni takip ederken kesinlikle görmezden gelme politikasına girmişti. Bazen benimle sadece bana cevap vermeyerek başa çıkıyordu. Bu onun için en rahat kaçış yoluydu. Buna gülümserken, evin bahçesinde çardakta telefonuyla ilgilenen Emir'i fark ettim. Her zaman ki umursamaz hali ile yayılmış, hafifçe bir ileri bir geri gidiyordu. Emir, bir Türk erkeğinin sahip olduğu her şeyin üstüne bir de akıllı, kibar ve paylaşımcıydı. Kendi benliğinde kültürel bir çakışması vardı ancak bunu öyle güzel idare ediyordu ki mükemmel bir erkek olmasını fazla göremiyordunuz. Fiziksel olarak ise fazla hoştu. 190'lık esmer, yanık tenini süsleyen kumral saçları, kemerli burnun hemen altındaki dolgun dudakları ve sıcak, iç okşayan ela gözleri, yapılı ancak ince vücudu ile karakteristik güzelliğine birde fiziğini katıyordu.

Eğer benim gibi takıntılı olduğunuz bir bilinmezliğiniz yoksa asla sadece arkadaş olamayacağımız erkeklerdendi. Düşüncelerim Emir bizi fark edince dağıldı. Sallanışı dururken bakışları Ada'ya kitlendi. Telefonunda kısa bir an parmaklarını gezdirdikten sonra muhtemelen kamerasının bize doğru kaldırdı. Buna gülümserken adımlarımı ufak ritimlerle atmaya başladım dudaklarımdan da bir mırıltı yükselirken elimi Ada'ya uzatıp kameraya göz kırptım. Elimi tutup ritmime eşlik etmeye başlayınca doğaçlama, muhtemelen dışarıdan oldukça saçma duran bir kaç figür yaptık. Emir'in kahkahaları bizimkilere karışırken, kameraya doğru reverans verip, öpücük attım. Ada buna daha çok gülerken,

"Muhteşem performansımız için bizi tebrik etmelisin." dedi Emir'e doğru.

"Kraliçelerim için ufak bir şeydi. Tebrik etmem hakaret olacak diye çekiniyorum." dedi.

‘’Emir, ne kraliçesi Allah aşkına ya.’’ dedi Ada gülmesini sakinleştirirken.

Emir’in Ada'nın gülüşüne karışan iç çekme sesine daha çok gülerken başımı iki yana doğru salladım. Sessizce onları izlerken Ada'nın bebek sarısı saçlarını yüzünden çekişene benimde bir iç çekesim gelmişti ne yalan söyleyeyim. Farkında olmaksızın etrafına yaydığı o aura onu daha güzel kılıyordu sanki. Benim farkındalığımın yanında onun farkında olmadığı güzelliği gözleri üzerinde tutuyordu. Uzun, ince ve şekilli fiziği kumral teni ile birleşiyordu. Yüz hatları da fiziği gibi uzun ve inceydi. Ancak elmacık kemikleri çıkık, kaşları yay, gözleri iri ve burnu kalkıktı. Dolgun dudakları her daim iç gıdıklayan bir kızarıklıkta olurdu. Kahve gözleri asla sadece kahverengi olamayacak kadar sarıya çalıyordu hele ki Emir’e bakarken ne kadar parladığını bilse şok olurdu. O yüzünden çektiği saçlardan sahil kumlarını ayıklarken gülüşmelerimiz tamamen kesilmiş ve çardaklara hep beraber yerleşmiştik. Emir’in bakışları artık bendeydi ve bu bakışlar iyi sinyaller vermiyordu.

‘’Ne? Ne var?’’ dedim istemsizce bakışlarına karşılık verirken.

‘’Sana acımıyoruz.’’ dedi bakışları yumuşarken, ‘’Sana acımadığımızı biliyor olman gerekiyor Jaina. Ancak hiçbir zaman sorunlarını tam olarak anlatmıyorsun, bir şeyler ile savaşıyor ama asla bu savaşında bize yer vermiyorsun.’’

Ona ne diyeceğimi bilemeden birkaç dakika boyunca baktım. Kendimin bile isim veremediği dürtüleri, sesleri ve hisleri nasıl anlatabilirdim ki? Ufak bir gülümse yerleştirdim dudaklarıma.

‘’Elbette, elbette ancak,’’ durdum, derin bir nefes alarak devam ettim. ‘’…bende bilmiyorum Emir. Sadece rüyalarım bile sanki birer uçurum kenarı. Orada farklı biri gibi hissediyor ve davranıyorum ancak oradan bana kalan her şeyi yine de günlerime de aktarıyorum. Gördün çizimlerimi, o ev bile bu dünyadan olamayacak bir şey. Koku mesela silinmiyor zihnimden, o gözler gerçek olamayacak kadar turuncu. Ve evet sadece gözler. Yıllardır tek gördüğüm bu işte Emir. Daha önce bu kadar detaylı konuşmadık rüyalarımı ama aynı ev, aynı gözler ve asla yüzünü görmediğim, sesini duymadığım bir adam. Her gece sanki farklı bir gün. Her  günüm sanki farklı bir gecem. Burada uyuduğumda orada yaşıyorum. Hastalıklı, 24 yaşındayım, 14 yıldır bu rüyaları görüyorum. Ve biliyor musun rüyalar tedavi edilemiyor.’’

Emir tamamen o konuşma gücünden düşmüşken Ada ellerimi tuttu. Onun parmaklarını daha sıkı kavrarken devam ettim konuşmaya.

‘’Yani anlayacağın, anlayacağınız benim savaşım zihnimle. Kendimle. Elinizden ne gelebilir ki? Rüyalarımı sonlandıramıyoruz. Garip hislerimi bastıramıyoruz. Garip dediğim şeyin ne olduğunu biliyorsunuz. Ben görmediğim birine aşığım resmen, kaçtığım rüyalara hep bir şekilde çekiliyorum işte. Ya sesler? Şizofreni mi?’’

‘’Hayır!’’ dedi Ada hemen. ‘’Değil olmadığını biliyoruz. Jaina, endişeleniyoruz. Elimizde değil ve senden tek bir ricam aslında ricamız var. Bizi uzak tutma kendinden desteğin olalım her zaman olur mu?’’

Gerçek bir gülümseme ile sıcacık baktım gözlerine.

‘’Zaten tek iyi yanım bu. Sizsiniz.’’ Dedim. Bunu oldukça içten bir söylem olsa da onlar için tabi ki geçiştirici bir cümle olarak kalacaktı. Daha fazla bu konu üzerinde kalmak istemeyerek ayaklandım.

‘’Hadi ama bu kadar yeter. Kısa bir duşun ardından uyumaya çalışacağım, iyi geceler size.’’ Dedim. Konuşmalarına izin vermeden eve doğru döndüm. Derin bir nefes verip gözlerimi kapatırken, yutkundum. Uyumak istemiyordum ancak uykusuzluğun bedenime neler yaptığını çok iyi deneyimlemiştim ve gerçekten dinlenmeye ihtiyacım vardı.

Odama ulaştığımda kumlardan arınmak için hızla duşa ilerledim. Kaynar denilecek kadar sıcak suda beyaz tenimi kızartma uğruna aceleyle hareket etmeye başladım. Suyun altında kısık kısık duymaya başladığım o muhteşem seslere kulaklarımı tıkamayı denedim. Denemek yine bir işe yaramazken kaynara ayarladığım sıcaklığı ani bir şekilde soğuğa çevirdim. Soğuk su tenime vurmaya başladığı andan itibaren kulaklarımı esir alan mırıltılar artık kısık kısık değil, tüm dünyamı ele geçirmek istercesine yüksek sesle zihnimi mahkûm ediyordu. Titrek titrek nefes alırken, gözlerimi kapatmış sadece duyarak yeniden konuşmayı öğrenmeye çalışıyor gibiydim. Duyduğum mırıltıları tekrar etmeye çalışmak içimde bir volkan patlıyor gibi hissettiriyordu. Duygularım ve dürtülerim coşkuyla ayaklanıyor sese kavuşmak için boğazıma diziliyorlardı. Neydi bu? İnanılmaz hisler birer birer gözyaşına dönüşürken firar eden yaşlar, sıcaklıklarıyla yanaklarımı yaktı. Ani sıcaklık beni gerçekliğime çekerken, gözlerimi araladım. Kendimi bir abiste kaybolmuş gibi hissederken neden bu kadar huzurlu hissettiğime anlam veremiyordum. Ancak gerçeklik bu anlamsızlığımı korku ile şekillendiriyordu. Soğuk suyun getirileri beni hastalıklı kılıyordu. Ve bunu hala arzuluyor olmak, benliğimi sorgulatıyordu. Soğuğu sıcak ile değiştirirken, kaşıntının bir çığlık gibi kendini belli edişine kaşlarımı çattım. Melodi yine kısık bir fona dönüşürken kaşınan bacaklarımı olabilecek en şiddetli şekilde keseledim. Deniz, duştaki bu yoğunluğun birkaç mislini sunuyordu bana. Sıcak su bile kaşıntılarımı tetiklerken soğuk su beni mahvediyordu.  Bu da fazlasıyla beni esiri eden delilik unsurlarımdan bir tanesiydi. Düşüncelerimden uzaklaşırken, suyun altından çıkarak havluma sarındım. Kendimi kuruma fırsatı vermeden sıcaktan mayışmış halde, havluyla soğuk yatağıma uzandım. Soğuğun vücudumu ele geçirme hızıyla yarışırcasına uykuya teslim ettim kendimi.

๑๑๑ 

Gözlerimi açtığımda tanıdık gökyüzü karşıladı beni, şafağın sökmek üzere olduğu bir zaman diliminin sonsuz güzelliği. Derince bir nefes aldım, onun kokusu çalındı burnuma, her daim delicesine gerçekliğimde aradığım o koku. Yerimde gerinerek doğurulurken hissettiğim huzur anlatılacak gibi değildi, hiç bir sözün yetmeyeceğine emindim. Huzur yaşantımın hiç bir kısmında bu kadar yoğun hissettiğim bir duygu değildi. Delicesine rüyalarım dışında. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Bir de beni savunmasız bırakışı vardı elbette. Yüzümü sıvazlayıp, ayaklanarak Güneş’i aramaya başladım.

Rüyalarım genellikle cidden antik diyebileceğim, bulutlara dokunabileceğiniz kadar göğe yakın bir evde şekilleniyordu. Bu yükseklikte bile deniz süslüyordu evin manzarasını. Gökte bazen hem Güneş'i hem de Ay'ı görebiliyorduk. Deniz dediğim ise gerçekten gördüğüm hiçbir denize benzemiyor, her şekilde beni şaşırtıyordu. Bir yerden sonrası sadece gökyüzü olarak devam ediyordu ancak bazen o gökyüzünü gördüğüm sınırdan aşağıya dökülüyor gibi hissediyordum. Bazen gökkuşağının ışığı bizi aydınlatıyordu, rengârenk ışıkların sudan yansıması ruhani bir ortam sunuyordu bize. Arayışım yine aynı yerde, her zaman beni beklediği yerde son buldu. Evin terası gibi gözüken oldukça geniş balkondaydı. Bir adı yoktu, bir vücudu yoktu, gözleri vardı ve bir siluetti sadece. Normal değildi hiç bir zaman normal olmayacaktı da zaten. Ancak hissettiğim ve hissedebileceğim her duygunun sahibi o gibi duruyordu.

Sessizce yanına ulaşıp, oturdum. Konuşmaya ihtiyacım yoktu ona baktım. Ona Güneş dememe sebep olan gözlerini izledim bir süre. Mistik ve fantastikti gözleri iki iri lav tanesine benziyordu. Turuncu ve sarının birlikteliğinin kızıllığa çalındığı bir renkti. Biliyordum ki ben onu nasıl gözden ibaret görüyorsam oda beni öyle görüyordu. Oldukça sıradan bir çift mavi gri gözdüm onun için. Onu görmüyor olmama rağmen hissediyordum, kokusunu alıyordum. Rüyaydı ve ben rüyalarımın akışını değiştirmeyi çok fazla denemiştim. Yüzünde ki sisi dağıtmayı denemiş, konuşmayı denemiş ve hatta onu öpmeye çalışmıştım. Bunlar sadece uyanmamı sağlıyordu.

En sonunda gözlerini benden alarak kitabına döndü. Her seferinde elinde dilini bilmediğim bazı çeşitli kitaplar olurdu. O onları okurken ben onu izler ve her an değişen ortamı gözlemlerdim. Öyle çok gözlemlemiştim ki bu evi elimde birçok şekilde çizimi vardı. Sahip olacağım ilk ev bu şekilde mimariye dökülecekti bundan emindim. Tek bir eşyanın bile yerini kaçırmaksızın yazıya döküyordum. Rüyalarımı gerçeğe taşıyacaktım ve bu benim en büyük deliliklerimden sadece bir tanesiydi.

Bir süre gezindikten sonra evin bahçesinden denize doğru uzanan iskelenin ucuna oturup ayaklarımı suya soktum. Serin ve ten gıdıklayıcıydı, normalden daha yoğun oluşu dikkatimi çekerken, suyun her dalgalanışında gümüşi ışıltılar yayılmaya başladı. Aniden fark ettiğim şey heyecanlanmamı sağladı. Hızla ayağa kalkıp geri geri gittim ve ne olacağını bir an düşünmeksizin durduğum mesafeden denize doğru koşmaya başladım. İskelenin ucundan kendimi denize bırakırken kahkaha atıyordum. Onca yıldır ilk kez rüyalarımda gördüğüm bir şeye temas edebilmiştim. Onu hareket ettirebilmiştim.

Bedenim suyla buluştuğunda bir titreme salındı vücuduma. Suyun altında gözlerimi bir an olsun kırpmadan ilerlemeye başladım, nefesim yetene dek. Gördüğüm her detay fazla güzeldi. Kulağıma çalınan sesler, zihnimi esaretine alan bir melodi ile ruhumu okşuyordu. Deniz, sanki konuşuyordu. Dalgaların birbirlerine çarpışma sesini duyuyordum. Suyun içinde öylece asılı kalarak etrafı izlemek, gözlerimin yanmayışı ve denizin altında bile bulunan ağaçlar beni bozguna uğratıyordu. Denizin dibinde bulunan bir ormandaydım sanki. Nefes alabiliyor gibi hissediyordum. Aitlik hissiyatı benliğimi öyle sarsmıştı ki aktifliğini arttıran deniz anca dikkatimi çekmişti. Balıklar, hayatımda ilk kez gördüğüm çeşitteydiler, renkleri, şekilleri ve onlar etrafımda çember oluşturuyorlardı. Bir denizatı gördüğümde ise heyecanla bir şaşkınlık nidası koptu dudaklarımdan ve denizin tatlı suyu doldurdu ciğerlerimi. Telaşlanarak yüzeye yönelmeye çalışsam da denizatının önüme geçişi ile yarım kalmıştı çabam. Bana yönelip önümde eğilmesi ile telaşımı dahi unutarak ona ilerlemeye başlamıştım. Ellerim benden bağımsızca somon renkli cildindeki kemikli sırtına ulaştı. Ona dokunduğum anda denizde bir ses yankılandı.

''Hoş geldin.''

Duyduğuma bir anlam veremezken birden göğsümü yaran bir hissiyat sardı benliğimi. Vücudum gerilip, göğüslerim öne çıkarken başım geriye düşmüş ve kollarım iki yana açılmıştı. Suyun içine doğru sanki benim içimden çıkan ikinci bir denizatı salınmıştı. Gümüş rengi ve oldukça büyüktü. Çok güzeldi. Denizin içinde kulakları sağır eden bir çınlama yankılanmaya başladı. Bir şeyler fısıldanıyordu.

''Daha değil.''

''Daha değil.''

''Daha değil.''

Çınlama devam ederken artık dayanmayacak hale gelmiştim hareketlendiğimde, gümüş denizatı bana döndü. Denizin içinde mavi parıltılar yayarak bana ilerlemeye başladı, korkarak geri geri yüzsem de bana ulaştığında bedenimi bir tüy gibi yalayarak içimden geçti. Hızla ardıma baktığımda onu göremedim. Kaybolmuştu! Veya çıktığı yerdeydi. Göğsümde, içimde. Kafam iyice karışırken bir an nefes alamadığımı hissetmeye başladım. Belki dakikalardır suyun içindeydim ama ilk kez nefes alma ihtiyacı benliğimi sararken hızla yüzeye çıktım. Etrafımda dönüp suyu dalgalandırmaya devam ederek, derin nefesler almaya başladım. Yaşıyormuş gibi hissediyordum. Bir rüya değilmiş gibiydi. Suyun altının aksine yüzeyi sakindi. Sanki aşağı da bir orman yoktu, bir müzik yoktu. Sanki az önce olanlar hiç olmamış gibiydi.

Korku benliğimi ele geçirmek üzereyken iskelede dikkatle beni izleyen Güneş'i fark ettim. Her şey zihnimden silinirken beni ele geçiren meraktı. Ona dokunabilecek miydim?

Heyecanla gülümseyerek ona doğru yüzdüm. Gözlerini şaşkınlık ele geçirmiş, merak esir almıştı. Ona ulaştığımda elimi uzattım.

Ellerimden gözlerime kaydırdığı bakışları heyecanlıydı. Benim kadar heyecanlı olduğunu fark ettiğim ilk andı bu. Sanki bu an her an bozulabilirmiş gibi elimi tuttu. Beni insanüstü bir hızla yukarı çekip sarıldığında şok olmuştum. Hissediyordum! Ellerimi hızla boynuna sardım. Bir elim ensesinde kalıp ipeksi saçlarını okşarken diğeri ile sırtını okşamaya başladım. Onun nefesini boynumda hissediyordum. Öyle derin nefesler alıyordu ki kokumdan şaşırtıcı derecede akciğerlerinin ne kadar güçlü olduğunu düşünmüştüm. Kalbim çok hızlı atıyordu ancak sağ tarafımda göğsüme vuran ikinci bir kalp sanki yerinden çıkacaktı. Tüm vücudunu, her yanımda hissediyordum. Ellerimi yüzüne çıkartıp hissedebileceğim her anı onu keşfederek değerlendirmek istiyordum. Aynı zamanda onu iterek evin bahçesine yönlendirmiştim. Uzun bir sureti vardı, yapısının düzgün olduğunu fark ettiğim bir burnu ve dolgun dudakları. Hayal ettiğimden çok daha güzeldi sanki. Saçları ipeksi ve dağınıktı. Yüzü pürüzsüz, elmacık kemikleri çıkıktı. Karakteristik bir surete sahip olmalıydı.

Ellerim yolculuğuna devam ederken ben gittikçe nefes almakta zorlanıyordum. Omuzları geniş boyu benden az 25-30 cm uzundu ve kolları çok güçlüydü. Göğsü sertti, karın kasları vardı ve ince bir bele sahipti. Hayal ettiğimin çok ötesindeydi. Bir an sarsıldığımı hissettiğimde kolları daha da sardı beni, oda beni inceliyordu. Bu düşünce beni gülümsetirken yer ayaklarımın altından kaydı ve ben kendimi onun kucağında buldum. Yüzümü yüzüne çıkartıp, gözlerine diktim. Gözleri, çok koyu bir kızıla ev sahipliği yapıyordu. İlk kez bu tonda görüyordum gözlerini, bakışlarımı ondan çekip beni getirdiği yere baktım. Eve girmiştik. Kendini hızla geniş koltuğa benimle birlikte attı. Gülümseyerek gözlerine baktığımda gözleri dudaklarımdaydı. Bakışı ise yine değişmişti. Hızla gözlerime kayan bakışları ve elleriyle beni uzaklaştırması bir olmuştu. Ne olduğu anlamadan gözleri ile vücudumu taramaya başladı. Gözleri ışıldamaya başladığında beni gördüğünü anlamıştım. Beni görüyordu!

Gözlerine bakmaktan fark edemediğim detaylar bir bir şekillenirken önce dolgun olduğunu az önce fark ettiğim dudakları görüş açıma girdi, çok nefis bir şekilde kıvrılmıştı. Enfes, sadece kendime saklamak istediğim bir gülüşe ev sahipliği yapıyordu. Gülüşü gördüğüm en güzel gülüştü. Onu incelemeye devam ettim. Hissettiklerim ile birebirdi. Çok mükemmeldi. Ve onun yüzünde ki gülümseme can alıcıydı. Dudakları hareket ettiğinde ise canım bedenimi terk etti.

"Leda'm."

Naif, fakat güçlü bir ses kulaklarımı doldurmuş, zihnimi alaşağı etmişti. Gözlerimden hızla boşanan yaşlar ve kulağımı dolduran ruhani ses ile kalbim büyülenmişti. İnanmak istemiyordum, bunun sadece bir rüya oluşuna inanmak istemiyordum. Hissettiklerimin kendi zihnimin yarattığı birer oyun olmasını, dahası ise O'nun gerçekten var olmamasını kaldıramayacağımı fark etmiştim.

Gözümün önünde ki teni solmaya başladığında. Onunla birlikte tüm rüyamda soluklaşmaya başlamıştı. Renkler birer birer akıyor ve yerini karanlığa bırakıyordu.

Hayır, hayır uyanmak istemiyordum! Hızla ona sarıldım ve yine de kopacağımı bile bile tutundum. Kokusunu içime çektim, boynuna ufak bir öpücük kondurdum ve bir girdap gibi dönen renklerin beni almasına izin verirken son kez onu duydum.

‘’Bana gel! Vortex’e.’’

Tüm güzellik kararırken ben gözlerimi gerçekliğe açtım.

Uyandım. 

๑๑๑



Merhaba sevgili okur! Bu bölümlük seni bir rüyada ağırladığım için umarım bana kızmamışsındır. Yine de seninde fark ettiğin üzere gemiden ayrılsak dahi denizden kopamadık! Bu bizim için asla! Dürtülerimiz bunu gerektiyor diyebilir miyiz? Tabii ki! Senden ufacık, tefecik içi doldurulmuş yıldızcıklar ricam var. Lütfen yıldızı yakmayı unutma! Rüyalar ve daha niceleri hakkında düşüncelerini merak ediyorum. Beni merakta bırakmadan Vortex’in Discord kanalında buluşalım mı? Bu bizim vazgeçilmez pazartesi günlerimizin ilk randevusu olsun. Şimdi hemen Lethe’ye gitmelisin! Seni orada buradaki gibi bir serinlik değil, ateşin en kavurucu hali bekliyor. 

DİSCORD KANALINA GELMEK İÇİN İZLEMEN GEREKEN ADIMLAR;

  1. Vortex Discord Kanalı tıkla!
  2. ''İlgi Alanlarım'' kanalından ''Fantastik'' yani  ''????‍♀️'' deniz kızı emojine dokunmak!
  3. Sunucunun sol tarafında ki kanallarda ''Evrenler(Metin Kanalı 2)'yi bulmak!
  4. ''#vortex'' kanalına girmek!
Sonraki Bölüm Beğen