Merhaba. Ben Alisa. 18 yaşındayım. Kahverengi ve beyaza yakın saçlarım var. Ela gözlüyüm ve beyaz tenliyim. Paten kaymaya bayılırım, 9 yaşımdan beri Paten eğitimi alıyor, çeşitli turnuvalara katılıyorum. Ayrıca bu yıl benim lisedeki son yılımdı. Bir sayısalcı olarak eğitimin ve sınavların zorluğu yetmiyormuş gibi birde insanların ihanetleriyle mücahadele etmeye çalışıyorum.
Neyse, şuan size hayatımı özetlememe gerek yok.
Çünkü...
Mezun oluyorum
Evet bugün mezuniyet törenim ve balom var. Bunu için gerçekten heyecanlı değilim ama lisenin bitmesi ve bir yılın daha geçip gitmesi beni üzmüyor değil. Ama bu daha bir başlangıç. Hayayım daha yeni başlıyor :)
Balo için tülülü vücudu saran, ince askılı beyazın tonlarında bir elbise seçtim. Çok şık ve zarif görünüyor, kendimi içinde adeta bir prenses gibi hissediyorum. Altıma düz, beyaz, önü açık ve az topuklu ayakkabılar tercih ettim. Onlarda zarifliğindan ödün vermiyordu. Boynuma ise kalın incilerden oluşan, boynumu kelepçe gibi saran bir inci kolyeyle taclandırdım. Dünden bigudilediğim saçlarımı açtım, ağır olmayan ama güzel gözüken bir makyaj yaptım ve evden çıktım.
Beni okula annem bıraktı. Annem iş yeri yüzünden mezuniyetime katılamayacaktı. Bunun için üzülmüyorum çünkü annem her eğitim yılında benim yanımda oldu. En önemsiz kısmında olmaması benim için sorun değildi. Siz de arabayı neden baban kullanmıyor diye merak edebilirsiniz.
Cavabım şu ki benim babam yok. Evet babam yok. Babam aslında bir şirkette masabaşı görev yapıyordu ve denize çok meraklı bir insandı. Her hafta arkadaşlarıyla balık tutmaya giderdi. Tabii haftada bir gün bizim evde ziyafet var demekti bu. O günlere bayılırdım. Sıcacık evimizde samimi aile sohbetleri eşliğinde harika günlerimiz olurdu.
Ama bir gün hava o kadar soğuktu ki dışarıda bir dakika bile kalınamazdı. Ama babam inat etti ve o balıkları avlamaya gitti. Gittikten bir süre sonra dışarıda fırtına ve kasırga çıkmaya başladı. Endişelenmiştik. Telefonlar araçılmıyor, hatlar çekmiyordu. En sonunda babamın arkadaşlarından biri aradı annemi. Çok geçmeden annemim suratına edebi bir mutsuzluk bürüdü.
Zaten o an anlamıştım artık bir parçamın eksik olduğunu
Çünkü babam o kasırgada dengesini kaybetmişti. Ve arkadaşları onu saatlerce denizin ölümcül sularında aramışlar. Bulduklarında ise herşey için çok geçmiş.
Daha 11 yaşındaydım. Hayatın masum olduğunu sanardım ama değildi. O gün büyüdüm ben. İçimdeki küçük kız çocuğunu öldürdüğümde sadece 11 yaşındaydım. O günden bu güne asla denize girmem, denizin yanından geçmek bile yeter gözlerimin dolması için.
Aklıma geldiğinde bile hemen gözlerim doluyor, babamı hatırlıyorum. Onun o tatlı ve sevimli tebessümü geliyor hafızama ve kendimi şöyle avutuyorum:
"Şu an burada olsaydı beni böyle görmek istemezdi."
Sizlere bunları anlatırken okula geldik bile. Anneme
" Teşekkür ederim anne."
Deyip yanağına bir öpücük kondurdum.
O tatlı gülümsemesi yüzünden eksik olmadı ama acılı bir gülümsemeyi bu, yaralı, bitkin ama gururlu bir gülümsemeydi. Yılların yorgunluğu vardı kadının üstünde. Bir çocuğa hem anne hem baba olmanın yorgunluğu.
Annem
"Günün güzel geçsin. Bunu hak ettin."
Gülümsedim ve kapıyı kapatıp okula yürüdüm. Okula adımımı atar atmaz gözüm bizim Meyhaneci Çapkınlar'ı aradı. Meyhaneci Çapkınlar bizim efsane beşli.
Özge - Asena - Betül - Çağla ve ben
Gözüme ilk çarpan çapkın Asenaydı. Beni görmemişti ve mutlu görünmüyordu. Bembeyaz teni ve simsiyah saçları loş ışıkta o kadar iyi görünüyordu ki eğer erkek olsaydım onunla çıkmak isterdim.
İçimişdekilerin en enerjiği Asenaydı. Hepimizi güldürmeyi başarır, grubun neşesi ve sempatiğidir. Üzerinde tatlı kişiliğiyle uyum sağlayan toz pembe bir elbıse vardı. Kare yaka ve uzun kolluydu. Elbıse dizinin üstünü birkaç cm geçiyordu. Göğüs kısmında ise sade bir kurdeleyi andıran tatlı bir detay vardı. Etrafta pamuk şeker gibi dolanıyordu.
Ama elbisesi şu anki somuruşuna uymuyordu.
Çok vakit kaybetmeden yüzüme tebessüm yerleştirerek ona doğru yürümeye başladım. Beni fark ettiği anda az önceki somurtuşundan eser kalmadı. Yerine tatlı ve nazik bir gülümseme almıştı.
Bana bir anda sarıldı
"Neden bu kadar geç kaldın? Kimse gelmedi, canım çok sıkıldı."
"Ne oldu az önce çok mutsuzdun."
Dedim soru sorar bir ifadeyle.
"Bu toksit insanların yanında kalmaktan nefret ediyorum."
Haklıydı. Hiç bir şey demedim ve beşimiz için ayarladığı masaya geçtim. Birkaç dakika sonra Betül Çağla ve Özge kapıdan girdiler. Hepsı o kadar iyi görünüyordu ki yanlarından geçenler dönüp birdaha bakıyordu. İşte benim kızlarım dedim içinden.
Betül ten rengiyle uyuşan, dizinin üstüne kadar yırtmaçlı, uzun ve askılı bir elbıse giyiyordu. Elbıse mükemmel fiziğini ortaya çıkarmıştı. Bu güzeş yeşil elbisenin içinde Tiana'yı andırıyordu.
Çağla mavi gözeleriyle aynı renkte bir elbise tercih etmişti. Onun elbisesi kısa ve sadeydı ama gayet şık ve özenilmiş görünüyordu. Saçına küçük bir topuz kondurmuştu. Boynundaysa taşlı bir kolye vardı.
Özge ise her zamanki gibi siyah bir elbise gitmişti. Dizinin üzerinde ve askısızdı. Kollarında bir çift eldiven takmıştı. Zarif bir kolyeyle taçlandırmıştı.
Hepimizin karakterleri, kişilikleri ve tarzları çok zıt. Ama bir araya gelince birbirimizi tamamlıyor veçok havalı gözüküyoruz. Onları seviyorum :)
Birlikte beş kişilik bir masa bulup oturduk. Bir yandan şakalar eşliğinde sohbet ederken bir yandan dört yıl boyunca biriken anılarımızı konuşup duygulandık.
Çok fazla iyi kötü anımız olmuştu. Yeri geldi ağladık yeri geldi kahkahalardan nefes alamadık. Bu dörtlü benim ahiretliklerim.
Kep töreni vakti geldi bile. Herkesi sahneye çağırdılar. Herkesin ailesi onlara gururla bakıyordu. Keplerimizi fırlattığımızda herkes mutlu görünüyordu. Alkış sesleri tüm bahçeyi doldurdu ve yerlerimize geçtik.
Sıra balodaydı, eş seçilen çiftler yavaş yavaş dansa kalkmaya, sahneyi doldurmaya başlamışlardı.
Diğer bir yandan yemek servisleri başladı. Meyhaneci Çapkınlardan flörtü olan tek kişi Asenaydı. Oda dans pistinde mutluluktan havaları uçuyordu. Diğerleri ailelerinin yanındaydılar. Birlikte fotoğraf çekilip sohbetler ediyorlardı. Onlara bakıp gülümsedim.
Sanırım tek oturan benim.
Kendime araştırmalık birşeyler alayım bari diye düşünerek servis yapılan yere yürümeye başladım.
Okulumuzun bahçesi yeşil çimlerle kaplı, etrafta renkli ışıklar ve bir sürü masa var. Birde dans pisti ve kürsü tabii. Etrafı izleyerek yürüyor mutlu aile tablolarına bakıyorum.
Servis masalarında çoğunlukla tatlılar var. Ve ben tatlıya bayılırım!
Elime bir tabak aldım ve tatlıların olduğu reyona yürüdüm. O kadar çok çeşit varki hangisi alsam bilemedim.
Ayrıca çok fazla insan var. Servis yerine kadar taşmışlar, sağım, solum, önüm, arkam... her yer insan.
Ne alacağım diye bakarken arkamdan tanıdık bir ses duydum. Bu ses Çağla'ya aitti. Arkama baktığımda hemen hemen on metre önümde Betül, Çağla ve Özge bana bakıp gülüyorlardı. Bana doğru yürüyor ve kendi aralarında konuşuyorlardı. İnsan seslerinden ne dediklerini duyamadım.
Bende onlara gülümseyip insanların arasından geçip yanlarına gidecektim ki belimde bir sıcaklık hissettim. Biri beni kendine çekiyordu. Ona bakmaya çalışırken bedenim bedenini buldu.
Sonsuzluğa giden siyah gözleri, yine siyah ve dağınık görünen saçları, hafif dolgun ve pembe dudaklarıyla daha önce görmediğim biriydi bu. Üzerinde lacivert bol bir t-shirt ve beyaz keten bir pantolon vardı. Vanilyamsı kokusuyla ve görünüşüyle oldukça çekici görünen bu beyfendide kimdi?
Ne olduğumu anlamaya çalışırken bana gülümsüyor bende ona anlamadığımı ifade eder şekilde bakıyordum. Neden böyle bir harekette bulundu bu? Kendini ne sanıyor!
"İşte!"
Dedi. Sesi derin ve tok çıkıyordu.
"KIZ ARKADAŞIM!"
