Küçükken mahluklardan çok korkardım ama büyüyünce o mahlukun bizzat kendim olucağımdan habersizdim.
Önümde duran adamın korku dolu gözleri benim gözlerimi buldu. Elinde salladığı kelebek bir anda göğsümü buldu. Gözleri kelebeği kalbime saplamayı
istediğini açıklıyordu, ama bunu becerememişti. Kısık sesle güldüm. Beni öldürebileceğini mi sanmıştı?
Böyle sanmışsa yanılmıştı. Beni öldüremediğini görünce benden birkaç adım uzaklaştı.Korkak diye geçirdim içimden. O bir korkaktı. Aynı babam gibi bir korkak. Bıçağı göğsümden sertçe çıkardığımı görünce gözleri bana yalvarırcasına baktı. Onun yalvaran bakışlarını umursamadan bıçağı kalbine sapladım. Lideri olduğu çetedeki herkes bana silah doğrulttu. Korkutucu göründüklerini sanıyorlardı. Ama benim gözümde acınası varlıklardan ibaretlerdi. O andan itibaren gördüğüm tek şey kandı. Çok fazla kan. Çocukluğumu bir felakete dönüştüren o kanlar. Çocukken nefret ettiğim o rengi şimdi her gün görüyordum. Eskiden gözümde yaşlar bırakan o renk şimdi yüzümü gülümsetiyordu. Son adamında kalbine bıçağı sapladıktan sonra hızlıca oradan uzaklaştım. Cesetlerin bulunması çok uzun sürmezdi. Hızlıca Alvin’in yanına gitmem gerekiyordu. Gecenin karanlığında çok ses çıkarmadan koşmaya başladım.
Sonunda Alvin’in evine varmıştım. Gösterişli olmayan sade bir evdi. Kapıya vurmaya başladım. Bu benim Alvin’e geldiğimi söyleyiş şeklimdi. Biraz zaman alsada sonunda kapıyı açmayı başarmıştı.”Sonunda kapıyı açmayı başardın patron” dedim.”Hiç sorma gelme diye kapının kilidini sonuna kadar kilitlemişim şimdi de kapıyı kırma diye açtım” diye söylendi Alvin.”Görev tamam mı?” “Yok değil görmüyor musun hala adam öldürüyorum.”Alvin bazen çok saçma sorular soruyordu.”Yeni görev ne patron” diye sordum.”Soylu insanların önce paralarını alıp sonra öldüren bir suikastçıyı öldürüceksin.Yarın saat 8 gibi no 20 numaralı evde olursun.” “Tamam patron ben bi eve gidiyim de Moon’a bakayım günlerdir ufaklıkla ilgilenmiyorum.” “Tamamdır kapının yerini biliyorsun zaten” Kapıya doğru yönelip kapıyı sertçe kapattım. Alvin iyi biriydi ama bazen çok pislik olabiliyordu.Yolda hızlı adımlarla eve doğru ilerlerken birden aklıma annem geldi. Onu yıllardır görmüyordum. Buraya taşındığımdan beri onu hiç ziyarete gitmemiştim. Brendon denilen o adamın yakın bir zamanda işini bitirdikten sonra annemi ziyarete giderdim. Ben bunları düşünürken eve varmıştım. Kapıda beni Moon karşıladı Moon benim atımdı. İsmini çoğu kişi ay gibi parlayan gözlerinden veya bem beyaz yelesinden aldığını söylerler. Ama bunların hiçbiri değil. Soylu ailelerin hepsi çocukları 18 yaşına bastığında ona at alır. Ama annem benim atımı satın almamıştı. Benim atım annemin atının yavrusuydu. Ve atım annemin atına çok benziyordu. Bende anneme çok benziyordum. Brendon denilen o adamla hiçbir benzerliğimiz yoktu. Zaten olsaydı hiç acımadan kendimi öldürürdüm. Bilirsiniz ki Ay Güneş’ten gelen ışınları Dünya’ya yansıtır. Atıma Moon ismini verirsem annesinden aldığı güzel duygularını dünyasına yansıtır ve çok güzel bir hayatı olur sanmıştım küçükken. Ne safmışım ama. Tabi ki böyle bişey
olmadı. Moon’u biraz besledikten sonra hızlıca eve girmeye karar verdim.Çünkü birazdan dışarda fırtına çıkıcakmış gibi gözüküyordu. Hızlıca eve girdiğimde bir kadın çığlığıyla hızlıca arkamı döndüm.







