Deniz gözlerini açtığında, burnuna dolan keskin kolonya kokusu ve Teoman’ın endişe dolu yüzüyle karşılaştı. Villanın oturma odasındaki koltuğa yatırılmıştı.
Ezgi bir köşede hâlâ sessizce ağlıyor, dışarıdan ise yaklaşan polis sirenlerinin sesleri duyuluyordu. Deniz, bilinci yerine gelir gelmez verandadaki o kan dondurucu manzarayı ve yerdeki o korkunç notu hatırlayarak titredi.
"Teoman..." diye fısıldadı, sesi ağlamaklıydı. "O yazı... Kim yaptı bunu?"Teoman, Deniz’in ellerini kenetler gibi sıktı. Gözlerinde daha önce hiç görmediği bir karanlık, çenesinde ise öfkeden çok derin bir suçluluk duygusu vardı.
Telefonunu cebine koyarken, güvendiği adamlara çoktan talimat verdiğini belli eden sert bir tonda konuştu: "Sakin ol sevgilim. Sen güvendesin. Ben buradayım."Ancak Deniz, Teoman’ın bakışlarındaki o ifadeyi tanıyordu. O, bu cinayeti işleyeni tahmin ediyordu. "Biliyorsun değil mi?" diye sordu Deniz, gözlerinin içine bakarak.
"Yerdeki o notu yazanı tanıyorsun."Teoman derin bir nefes aldı. Ayağa kalkıp odanın içinde gergin adımlarla yürümeye başladı. Ellerini saçlarının arasından geçirdi. Bu hayatta Deniz’den hiçbir sır saklamak istemiyordu, özellikle de bu sır Deniz’in hayatını tehlikeye atıyorsa."Sıla..." dedi Teoman. Bu ismi söylerken bile sesi nefretle kasılmıştı.
"Bu cinayetin arkasında o var."Deniz, adını ilk kez duyduğu bu yabancının kim olduğunu anlamaya çalışarak yatakta doğruldu. "Sıla mı? Kim o Teoman?""Geçmişimden gelen bir lanet," dedi Teoman, gözlerini pencereden dışarıya, polis arabalarının ışıklarının aydınlattığı bahçeye dikerek.
"Yıllar önce... hayatımda olduğu dönemde benim üzerimde hastalıklı bir saplantı geliştirmişti. Benim dünyama, işlerime ve etrafımdaki herkese zarar vermeye başladığında onu hayatımdan tamamen sildim. Şehirden sürgün ettim.
Ama görünüşe göre geri dönmüş."Ezgi hıçkırıkları arasından başını kaldırdı. "Evren’in günahı neydi o zaman? Neden onu öldürdü?"Teoman’ın gözleri buz kesti. "Evren sadece bir mesajdı. Sıla, benim birine değer verdiğimi, bu villaya bir tatil için geldiğimi öğrenmiş. Evren’i öldürerek bana ne kadar yakın olduğunu gösterdi.
Ve o not..." Teoman duraksadı, Deniz’e doğru yürüyüp önünde diz çöktü. "O not doğrudan sana yazıldı Deniz. Seni benim kıymetlim olarak etiketlemiş. Seni benden almakla tehdit ediyor."Deniz’in kalbi korkuyla çarpsa da, bileğindeki sonsuzluk simgeli bilekliğe dokundu. Teoman’ın elini tuttu.
Sıla’nın bu saplantılı ve kanlı oyunu, onların daha yeni başlayan mutluluğunun üzerine siyah bir gölge gibi çökmüştü. Ancak Teoman’ın gözlerindeki o korumacı ateş, Sıla’yı bu kez tamamen yok etmeye yeminli olduğunu gösteriyordu.