İçeriğe geç

~Çölde Sonbahar

Bölüm 1 · 2 dk okuma

~Çölde Sonbahar

Bölüm 1

Taşıdığım Şeyler

İnsan bazı şehirlerden bavulla gitmiyor. İnsan, içinden bir şeyleri sürükleyerek çıkıyor. İstanbul’dan sabah erken saatlerde ayrıldım. Güneş hâlâ kararsızdı; doğsa mı doğmasa mı bilmiyordu. Sokaklar yarı uyanıktı. Simitçiler hazırdı ama insanlar değildi. Şehir sessizken bile kalabalık geliyordu bana. Otobüs terminalinde kimseyle vedalaşmadım. Zaten vedalaşacak kimsem yoktu. Bavulum küçüktü. İçine bir hayat sığdırmadım. Birkaç kıyafet, bir defter, şarj aletleri… Bir de uzun zamandır okumayı ertelediğim bir kitap. Asıl ağır olan, bavulda olmayanlardı. Onları yanımda taşıyordum zaten. Otobüs hareket ettiğinde camdan dışarı baktım. İstanbul geride kalırken bir şey hissetmem gerektiğini düşündüm. Rahatlama, acı, pişmanlık… Hiçbiri gelmedi. Sadece boşluk vardı. Bu daha korkutucuydu. Kendimi güçlü biri olarak tanımlamazdım. Ama zayıf da değildim. Sadece çok uzun süre ayakta kalmıştım. İnsan sürekli idare edince yoruluyor. İdare etmeyi bırakınca ise kendini eksik sanıyor. Ben ikincisindeydim. Hayatımda anlatmaya değer büyük bir felaket yoktu. Ama içimde, her gün biraz daha eksilen bir şey vardı. İstanbul’da her şey yerli yerindeydi. Kendim hariç. Bir yerden ayrılırken insan üzülür ya da en azından heyecanlanır. Ben hiçbirini yapmadım. Sanki içimden biri çok önceden “burada olmana gerek yok” demişti ve ben şimdi sadece bunu uyguluyordum. İzmir fikri aylar önce düşmüştü aklıma. Bir gece, yine uyuyamadığım bir zamanda. İstanbul’un sesi pencereden içeri dolarken, bu şehirde iyileşmeye çalıştığımı fark etmiştim. Ve ilk kez şunu kabul etmiştim: Ben burada iyileşmeyeceğim. Bazı şehirler insanı iyileştirmez. Bazı şehirler, insanı sürekli meşgul ederek hasta eder. Yol uzadıkça koltuğa daha çok gömüldüm. Yanımdaki kadın uyuyordu. Ön taraftan kısık sesler geliyordu. Herkes bir yere yetişiyor gibiydi. Bir şeye dönüyordu. Ben hiçbir şeye dönmüyordum. İzmir’e vardığımda hava beklediğimden daha açıktı. Deniz uzaktan bile belliydi. Rüzgâr yüzüme çarpıyordu ama ardından konuşmuyordu. Bunu sevdim. Şehir bana hiçbir şey sormadı. Neden geldin demedi. Ne yapacaksın demedi. Küçük bir eve yerleştim. “Ev” demek belki fazla iddialıydı. İki oda, sade duvarlar, sessiz bir mutfak. Pencereden soluk bir sokak görünüyordu. Hayat burada daha yavaştı. Kimse bir şey kaçırıyormuş gibi yaşamıyordu. Bavulumu açmadım. Yatağa oturdum. Sonra yere. Uzun süre öylece kaldım. Aynaya baktığımda yüzümde belirgin bir duygu yoktu. Ne üzgün, ne yorgun. Arada kalmış bir hâl. Bir yerden bir yere geçerken unutulmuş bir durak gibiydim. Üzgün değildim. Sadece… eksiktim. Akşam olunca şehir daha da sustu. Pencereyi açtım. Rüzgâr içeri doldu. Üşümedim. Aksine, ilk kez bir şey hissettim. Burada kimse beni tanımıyordu. Burada kimse benden bir şey beklemiyordu. Korkutucu olmalıydı. Ama değildi. Bir başlangıç aramıyordum. Sadece durmak istiyordum. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey bahar değildir. Önce, çölün sessizliğidir.

Bölüm sonu

1 yorum

  • OHA KİTABIN ÇOOK İYİİİ BAYILDUMMMMMMM VALLA COK İYİ YAZMISSIN HEMEN DEVAMINI YAZ ASIRI ONEMLİ BİRSEY BUUUU ACİL! İSTİYORUM HEMEN ACİL YAAAZZZZ

    1Yanıt