İçeriğe geç

Zvezda

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Zvezda

Bölüm 1

0.1

Andre Munteanu♤İnfected

Skyler Grey♤Staight Shooter

♤♡◇♧♤♡◇♧♤♡◇♧♤♡◇♧♤♡◇♧

İçimle aramda mesafe koymak istiyorum,süzülen ruhumu arşa çıkarmak,zamanın içinde mefta olmak, ufalamak istiyorum.

Parçalarım bulunmasın istiyorum.

Yok olduğum bu topraklarda, karanlık dumanlı uçurumlardan adımlarken ölmek. Varlığımı sonsuz varlığa adamak istiyorum.

Acı, benliğime nüfus eden ruh ağrılarımla başa çıkmak icin sadece bir malzemeydi.Keskin sınırlı ve sivri uçlu.Kafa derimden kazınan ölümlerle birlikte var olacağım bir

Nasırlı ellerimle tuttuğum çay farkında olmadan ellerimi yakıyordu.Ama bedensel acılara kafa çeviren bedenim bunuda umursamamış hatta çayı ağzıma götürüp bir yudum almıştı.Yanan dilimle birlikte dilim parça parça olmuş fakat yüz kaslarım bunu bir boslukla karşılamışlardı.

Ne zamandan beri camdan dışarıyı izlediğimi bilmiyordum.Her zamanki yeşil koltuğuma oturmuş ,pencereden dışarı bakıyordum.Bunu her zaman yapardım bazen saatlerce bazen günlerce.Bazen saatleri zaman kavramında kaybedecek.Bazen göz kırpmayı unutacak kadar çok.

Bir ev arkadaşım vardı.Eve girer çıkar arkadaşlarını getirirdi.Takılırdı evin içinde. O ve arkadaşları ne kadar garipsediklerini belli etseler de pencerenin önündeki hareketsiz depresif kız olma görevimi kabullenmiş gibilerdi.Hatta bazen bana şu anda olduğu gibi çay bile getirirlerdi.

Bu benim yaşamım benim anımdı.

Takıntılı,dakik ve boşluk içinde.

Bir asker olarak yetiştirilmiştim.Bir asker tarafından yetiştirilmiştim daha doğrusu.Yaklaşık bir asır önce bu diyarlarda gözlerimi açtığımda bu olacaklardan habersizdim.Kaderin benim için planladığı şeyler istendiği gibi gitmemişti.Bunun sonucunda benim türümdeki birine gore fazla yaşamıştım.Hatta dünyadaki herhangi bir canlıya göre çok çok fazla.

Zamana pençelerimi takıp ona boyun eğdirecek kadar fazla.

Ölümün gerçekleşmesi her zaman bana bağlı olurdu.Gözlerimi her kapattığımda evrendeki bütün canlıların ölümlerini izleyebilir ama gerekmedikçe asla müdehale edemezdim.

Evren bendim ,içindeydim dışındaydım ve etrafını sarmıştım.

"ZVEZDA"

Benim türüme böyle derlerdi bir zamanlar.

Kahin değildik ama insanların nasıl öleceklerini bilirdik.Bu tanrı tarafından verilen bir lanetti.Ve ben öyle bir şey yapmıştım ki zamanımı anımı kalbimin içindeki tıkırtıları hatta yeşil damarlarımdan geçen siyah kanımı bile ele geçirmişti.

Durmuştum.

Zaman her zaman iyi davranmamıştı bana.Zaman icine aldigi kimseye iyi davranmazdı. Güçlü elleriyle insanların ölüm diye bildiği ve hayatlarını ardında bir şey olduğunu umdukları boşluğa sürüklerdi.Bense yerimde duruyordum.Zaman derimi kazımıyor.Insanoğlunun o pütürlü toprak çatlağı cildi gibi büzüşmüyor zamana kendimi ezdirmiyordum.

Zamanın o kırgın kırıntısı bendim.Ölümün o acı çağrısı .Ve kum saatindeki o son kum tanesi bendim.Varlığım anın bir kanıtı,O anlar ise insanların hayatlarının ta kendileriydi.

Hafif bir rüzgar tenimi buz silüetinde bir jilet gibi çizerek beni uyandırdı.Uçları sivrileştirilmiş tırnaklarımı koltuğun sapladığım derisinden sürterek çıkardım ve her zaman dik duran omurgamı esnettim.Yaklasik 2 gündür aralıksız bu koltukta oturuyor ve göze batmamak için arada bir yediğim yemek dışında gözlerimi boşluktan ayırmıyordum.Görülerim sonunda bitmişti.Var olmam için birileri yok olmalıydı.Bu görevi aldığım zaman bunun olacağını biliyordum.Fakat bu göreve beni zorla hapsettikleri zaman bu kadar uzun sürmesi planlarım arasında yoktu.Kimse bunu tahmin edemezdi.

Felak olmuş zihinler cahil fikirlerle yok oluyordu.Kitap kapakları tok bir sesle kapatılıyordu karanlığa.Karanlığı bilerek,isteyerek ve arzulayarak.Arzuların pençesinde sıkışıp kalmış bu canlılar.Yozlaşmış ruhlarıyla kendilerini satmaya mahkumdular .Bu mahkûmiyetin acısını ise bu dünyaya zincirlenmiş saf zihinler çekiyordu.Boynundan asılmış bir bedenin ve o bedende vücut bulmuş binlerce çaresizliğin meyvesini aralarında pay ediyordu şeytanlar.

İnsani seslere kilitledigim kulaklarımı açarak yerimden doğruldum.Kehribar rengi gözlerimi etrafta gezdirdim yavaşça aynı zamanda saçımı kafamın üstünde topluyordum.Ev arkadaşım Sezin arkadaşlarıyla odanın diğer köşesindeki evle uyumlu olarak alınmış mavi kadife koltuk takımında oturup konuşuyorlardı.Ciddi bir şey konuşuyor gibi görünüyorlardı.Yüzlerini görebildiğim kadarıyla kaşları çatıktı.

İçimdeki merakla onlara doğru ilerledim.Genelde neşeli ve sorunsuz olan bu insanların ne gibi bir problemlerinin olduğunu merak etmiştim.Ortamda var olan gerginlik elle tutulur cinstendi.Var olan gerginlik duman misali sisle kaplamıştı odayı.Camdan esen soguk rüzgar zemheriden selam getirircesine yerleri süpürüyordu.

Siyah saçlı uzun boylu çocuk ayağa fırladı"Kesinlikle buraya gelmemesi gerekiyor.Kafayı mı yedi bu adam?" Diye sesini yükseltti,sağ eli ise aynı zamanda boynuna kadar ılıklı gömleğinin yakasını çekiştiriyordu

"Caner dinlemeden hemen atılma,gelmek zorundaymış öyle söyledi .Biraz sakinleşir misin?"diye sakinleştirmeye çalıştı arkadaşını yanındaki kızıl kız.Kısa boyluydu ve zayıf bir yapısı vardı.Çıkık elmacık kemiklerini yan profilinden görebiliyordum.

Onları süzmeye devam ederken onlara doğru birkaç adım atmıştım.Sezen'in gözleri onlara doğru adımlayan beni farkettiğinde merakla büyüdü."Ayağa kalkmışsın"diye mırıldandı.

Ellerimi önüme doğru düşen beyaz saçlarımı arkaya atmak için kullandım ardından sesimi toplayabildiğimde "Bir sorun mu var?"diye sordum meraklı bir sesle.

Sesimizle bize doğru dönen gözler benim sesimi uzun süre sonra duymuş olamalarıyla büyümüştü.Gözbebeklerinin siyahında kaybolan o zihinler şu an tamamen merakla doluydu.

Sezin bakışlarını sorar gibi arkadaşlarının gözlerinde gezdirdi.Anlatmakta tereddüt ettiği belliydi.Fakat arkadaşlarının gözünde gördüğü onay pırıltısından olsa gerek dudaklarını araladı."Bir arkadaşımızın başı dertte ve bu bizi çok endişelendiriyor"diye anlatmayı başladı."Normalde yurtdışında yaşıyor çünkü ülkeye girmesi yasak fakat şu an nasıl olduysa burada.Sürekli birini aradığını ve bulursa sorunlarının çozüleceğinden bahsediyor."diye devamını getirdi.

"Kim olduğu sorusuna ise cevap vermiyor"diye ekledi kızıl kız

"Ülkeye girmesi neden yasak?"diye bir soru yönelttim kuru dudaklarımı dilimle ıslatarak."Yani suçu ne?"

Caner yerinden doğrularak gözlerini gözlerime kenetledi "Bir şey çaldı ve bu birinin ölmesine sebep oldu"diye mırıldandı ve sesini dahada incelterek devam etti."O kişi ünlü bir arkeologdu."

Duyduğum şeyle birlikte gözlerim kısıldı ve yapmam ne kadar uygunsuz olursa olsun dudağımın bir kısmının yukarı doğru bükülmesine engel olamadım.

"Pekala,şu anda buraya doğru mu geliyor?Doğru duydum değil mi?"

Sezen panikle ayağ kalktı ve bana doğru yöneldi "Evet bende sana soracaktım aslında .Gelmesinde bir sakınca var mı ?Yabancıları pek sevmediğini biliyorum."

Ona kısa bir bakış atarak odama ilerledim ve kapıyı kapatmadan önce guclu bir sesle soylendim"Kuralları biliyorsun "

"Biliyorum,teşekkürler"diye bir bağırtı geldi kapının arkasından.Gülerek kafamı iki yana salladım.Benden ölesiye korkuyordu.Halbuki ona daha kendimi hiç göstermemiştim.Böyle bir kızın nasıl suçlu bir arkadaşı olabilirdi .Sezin bir araba ona çarpsa ondan özür dileyecek kadar iyi niyetli bir kızdı.

Kücük suçlu arkadasimin gelmesini iple çekiyordum.Katil olmak nasıl bir duyguydu bir de ondan dinlemek isterdim.İnsanların ölümü kavrama biçimleri çok garip gelirdi.Bir insanın ölümünü kendileri yüzünden olabileceğini düşünmeleri onların yumuşak egolarını iyi geliyordu.Ama her canlının bir yaşam süresi vardı.

Odamda pencereye yanaşırken kıkırdadım ve mırıldandım gökyüzüne bakarak.

"Sonuçta ölüm benden sorulur dimi baba?"

*****

Uykuyla uyanıklık arasında kapının sesi kulağıma çalındı.Ardından birkaç adım sesi ve mırıldama duydum. Belli ki beni uyandırmaya çalışıyorlardı.

Gözlerimi hafiften araladım.Bakışlarımı mor dolabıma kitledim.Artık hiç rüya görmüyorum.Bana dair en özlediğim şeylerden biri buydu.Ben benden alınmadan önce siyah gür saçlarım beyaza dönüşmeden gözlerim ferini kaybetmeden önce.

Elimi ipek mor örtünün üzerinde gezdirdim.Odanın içine doğru vuran gün ışığı iyice loş bir hal almıştı.Batmak üzereydi neredeyse güneş.Pencerenin kenarı dan vuran cılız ışık yerde yatan yıldızın üstüne vuruyordu.Yıldız benim evcil hayvanımdı.Kedilerle aram iyiydi.Kendisi bir gün koltuğumda otururken balkon kapısından içeri süzülmüştü.O günden beri bizimleydi.

Yavaşça doğruldum yataktan.İçeriden sesler gelmeye devam ediyordu.Ve gittikçe haraketleniyordu ortam belliki.Kapıyı açıp hol boyunca yürümeye başladım.

Bir erkek sesi geliyordu.Tanımadığım biri.Yavaşça köşeyi döndüm ve açık mutfağa doğru ilerledim. İlerlerken gözlerimle salondakileri gözetliyordum.Kendime bir bardak su doldurmak üzere rafa yöneldim.Bunu yaparken konuşulanları dinliyordum.sezen sessizce Serhat'ın koltuğunun koluna tünedi.Kafasını çocuğa döndürdü"Bunu yaptığına inanamıyorum Şafak ,nasıl böyle bir riske girebilirsin?Bizi ne kadar korkuttuğunun farkında mısın?"

Kafasını döndürdü ve serhatı omzundan iteledi."Bu saçma işler hep senin başının altından çıkıyor,neden engel olmadın ona?"Diğerleri sessizce konuşulanları dinliyordu.Bende mutfak tezgahına dayanmış halde konuşmaları dinliyordum.Bekledikleri kişi gelmişti.Tanışmak istiyordum kendisiyle.Yeni gelen çocuk sessizce koltukta oturuyordu.

Kendini koltuktan doğrulttu ve hızlıca atıldı"Onun bu olanlarla hiçbir ilgisi yok,tamamen benim kararımdı."boğazını temizleyerek devam etti."Bulmam gereken biri var,elime geçen birkaç tarihi eserle ilgili. Bir kitap var, bulduğumda beri değişik bir enerjisi var.Sürekli rüyalarıma giriyor.Geceleri hiç uyuyamaz oldum.Kitabın sahibi çağırıyor sanki. Bir kadını görüyorum rüyamda bir adamla birlikte,ölüm görüyorum kanlar damlıyor kitaptan bi de bir yıldız var Davud yıldızına benziyor.Kitabı birazda size göstermek için getirdim.Hepimiz arkeoloji mezunuyuz.Bir fikrimiz vardır diye düşünüyorum. Onu sahibine teslim etmem lazım.Ancak o zaman içim rahata erer."

Bu konu meraklanmamı sağlamıştı.Yaşadığım süre boyunca binlerce kitap görmüştüm.İnsanlar ya ölümün ya ölümsüzlüğün peşinden koşardı.Ama sonuca ulaştıklarında asla tatmin olmaz.Hep onda olmayanı isterdi.Aç gözlü birer toz parçasıydı hepsi.Hepsinin vicdanı birleşse alamazdı cennetin bir kapısını.

Sessizlik ortamı boğucu bir hale getirirken.Herkezin ne düşündüğünü umursamadan atıldım."Merhaba,hoşgeldin.Sezin beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?"Kitap meselesi ilgimi çekmişti.Günlerdir konuşmamaktan sıkılmıştım.Salondaki kafalar birer birer bana döndü."

Sezin yerinde bana döndü ve heyecanla atıldı.Fakat sarışın ondan önce atıldı"Şafak ben.Asıl sen kimsin?"

Kafasını Sezine doğru yönlendirdi ve devam etti"Yabancı biri olduğunu bilseydim bu kadar ayrıntı anlatmazdım başbaşa olduğumuzu düşünmüştüm.En son tek yaşıyordun."

Gözlerimi yeşil gözlerine kilitledim

"Ezda ben. Bir kaç senedir ev arkadaşlığı yapıyoruz. Arkadaşınla daha ilgili olsaydın bilirdin."

Ortamın gerildiğini fark eden.Mina kızıl saçlarını arkaya attı ve araya girdi."Ezda da bizimle aynı bölümde okuyor.Tarihi bilgisi hepimizden iyidir.İstersen o da bir baksın kitaba."

Şafak omuzlarını indirip kaldırarak derin bir nefes aldı.Haklı olduğumun o da farkındaydı."Her yardıma açığım"diye fısıldadı.Bu konu onu zorlamış gibi duruyordu.

Serhat omzunu kavradı ve kafasını ona doğru döndürdü "İstersen dinlen biraz" diye mırıldandı" Seni yerleştirelim,akşam yemeğinden sonra temiz bir kafayla bakarız kitaba"Şafak bir eliyle Serhat'ın elinin üstüne elini kapattı ve sessizce olur dercesine kafa salladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.