Blackwood Malikanesi, kendisini çevreleyen sisli tepenin üzerine bir taç gibi oturmuştu; taşları zamanın ağırlığını, pencereleri ise yüzyıllık sessizliği taşıyordu. Yeni evli Belladonna Valariscave Ambrose Valarisca, arabaları uzun, ıslak çakıl yoldan ilerlerken malikaneye ilk bakışlarını attılar. Dışarıdan bakıldığında, onların hikayesi mükemmeldi: Yüksek sosyetenin gözdesi olan karizmatik avukat ve zarif sanat tarihçisi. Malikane, yerel halkın "Tek Gözlü Dev" dediği kasvetli bir tepenin zirvesinde, gri kumtaşından inşa edilmiş, neredeyse siyaha dönmüş bir anıt gibi duruyordu. Dış cephesindeki asimetrik kuleler, Belladonna ve Ambrose Valaricas'ın çarpık ilişkisindeki dengesizliği yansıtıyordu. Sisle çevrili, eğilmiş ağaçların gölgeleri altındaki bu yapı, içerideki sırların dışarı sızmasını engeller gibiydi. Sayısız, uzun ve ince kurşun camlı penceresi, gündüzleri bile içeri süzülen ışığı kasvetli bir filtreyle süzüyor, bazıları ise malikanenin içeride olanları izleyen karanlık gözleri gibi görünüyordu. Ön kapıdaki bakımsız demir parmaklıklar ve dikenli güller, Belladonna'nın yüzeydeki zarafeti ile alttaki tehlikeyi simgeliyordu. İçeri adım atıldığında hissedilen rutubet, eski parşömen ve küf kokusu, Gotik atmosferi hemen pekiştiriyordu. Geniş mermer salon, geniş mermer merdivenlerle yükseliyordu. Koridorlar labirentvari ve aynalı panellerle doluydu; bu, Valaricas çiftinin narsisistik saplantısını ve sürekli birbirlerini gözetleme ihtiyacını yansıtıyordu. Koyu bordo kadifeler, avcı yeşili ipekler ve siyah meşe kaplamalardan oluşan iç mekanın renk paleti, burayı görkemli bir evden çok, zengin, ancak kasvetli bir hapishane gibi gösteriyordu. Blackwood, sakinlerine sürekli olarak "Burada hiçbir sır gizli kalmaz, sadece mühürlenir" fısıltısını yayıyordu. Bu malikane, Ambrose’a ailesinden miras kalmıştı ve dış dünyaya sundukları kusursuz evliliklerinin simgesi olacaktı. Belladonna, geniş, buzlu camları izlerken içini kaplayan heyecanı bastırdı. Burası bir ev değil, bir sahneydi. Ve o, her zaman başrol oyuncusu olmak isterdi."Blackwood," dedi Ambrose, direksiyonu bırakıp karısının elini tutarak. Belladonna'nın elini tutuşu, nazik bir dokunuştan çok, bir mülkiyet ilanına benziyordu. "Burası bizim krallığımız, sevgilim. Yeni kurallarımız, yeni kanunlarımız olacak." Belladonna, kocasına baktı. Ambrose’un kararlılık dolu gözlerinde, kendisininkine benzer bir kibir parıltısı vardı. Bu kibir, onları bir araya getiren tek gerçek duyguydu. "Korkutucu derecede güzel," diye fısıldadı Belladonna.Kapının önünde, yaşlı, kambur bir uşak onları bekliyordu. Boynuna taktığı papyon, malikanenin kasvetli ihtişamıyla tezat oluşturuyordu. Bay Hemlock adındaki bu uşak, çifti selamlamak için hafifçe eğildi.Hemlock, Belladonna’nın elini tutmak için uzandığında, Belladonna’nın gözleri kısacık bir anlığına irkildi. Uşağın soluk, yaşlı yüzü, zihninin derinliklerinde gömdüğü çocukluğundaki bir yüzü çağrıştırıyordu. Travmalar geçer miydi? Unutur muydu? Yoksa insanlar, unuttum!, diyerek kendilerini mi avuturdu? Bu soruların cevabı Belladonna'nın kayıp, kilitli ruhunda saklıydı. Bu yabancı, sanki Belladonna’nın ilk büyük yalanının sessiz bir tanığıydı."Hoş geldiniz, Bay ve Bayan Valarisca," dedi Hemlock. Sesi çatlak ve ağırdı. "Malikane sizi bekliyordu." Belladonna hızla elini geri çekti. "Bizi mi bekliyordu?" Ambrose, araya girdi, karısının bu tuhaf tepkisini görmezden gelerek. "Bizi beklemeye mecburdu, Hemlock. Şimdiye kadar beklediği gibi." Onun sesi, malikane üzerindeki tartışılmaz kontrolünü ilan ediyordu. İlk akşam yemeğinden sonra, Belladonna mutfak kilerinde antika gümüş bir çay seti buldu. Set, Belladonna’nın ellerinde, soğuk ve ağırdı. İnsan, böylesi ağır bir gümüşün içinde saklanan küçük, zararsız bir damlacığın ne kadar yıkıcı olabileceğini asla tahmin edemezdi. Belladonna, çay setini dikkatlice yatak odasındaki şifonyerine taşıdı. Gece yarısına doğru, Belladonna, Ambrose'un düzenli nefes alışını dinlerken yataktan sessizce kaydı. Birinci kattaki koridorda, Hemlock'un odasına doğru yürüdü. Uşak, uyuyordu. Belladonna, odanın köşesinde duran, üzerinde Hemlock’un adının yazılı olduğu, kenarları çatlak, eski bir fotoğraf gördü.Belladonna’nın zihnindeki o anlık tereddüt kayboldu. Hemlock sadece bir uşak değildi; o, Belladonna’nın geçmişten kaçtığı bir gölgeydi. Ve Belladonna, gölgeleri her zaman yok etmeyi bilirdi. Malikanenin mermer merdivenleri, Belladonna’nın sessiz adımlarının aksine, bu gece yüksek sesle gıcırdamaya hazırdı. Ve bir yerlerde, Ambrose, karısının yanında huzur içinde uyuduğunu sanıyordu. Oysa Belladonna, şimdi bir kuralı uygulamak üzereydi: Bu evde kimin en güçlü olduğunu göstermek. Ve Ambrose'a olan çarpık hayranlığını yeniden kazanmak. Ya da kalıcı bir şekilde parçalamak.
Bölüm 1
GİRİŞ
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.