ANLAT
Bir adamı sevince mi güzelleşir bir kadın?
Bir bebeği kucağına alınca mı içten güler gözleri?
Papatyalardan taç yapınca saçlarına, büyür mü sahiden içindeki çocuk?
Haydi konuş!
Gezip gördüğün sokakları anlat bana Kısacık.
Köşe başındaki çiçekçi kadını
Dar sokaklardaki fırınlardan tüten
Sıcak ekmek kokularını,
Caddelerde çalan şarkıların sesiyle,
Dans eden aşıkları.
Bir de her akşam yürüdüğün
Issız sahilin zifiri karanlığını.
Susma, anlat!
Çocukluğunu mesela...
Seninde dizlerin kanar mıydı,
Ayakkabılarının bağı çözülüp düştüğünde?
Bisikletin de mi olmadı yoksa benim gibi?
Sen de dinler miydin geceleri,
Yüzünü dahi görmediğin bir babanın hayalini?
En çok neye ağlardın?
Ve en çok neye mutlu olurdun?
İçini ısıtan bir kuzinenin başında ,
Kaynayan ıhlamurun buharını,
Seyrettin mi sende dakikalarca...
Korktun mu sende benim gibi ömrün boyunca,
Sevdiklerini birer birer kaybetmekten.
Gece üstünü örttüğün ninenin,
Sabaha ellerini öpememekten...
Dokunduğun her teni yakıp,
Eritip gideceğinden.
KABULLENİŞ
Avuçlarımda birikmişti buselerin,
Öpünce geçerdi hani tüm acılar?
Köşe bucak kaçıyorum yine,
Mekruh hayallerinden.
Sesin soluğun kesildi diye
Kapatıyorum kulaklarımı,
Seni hatırlatan tüm melodilere.
Sanki yıllardır tanıyor gibiydik gözlerimizi
Sanki bizi ayıran tek sebep mesafelerdi.
Kucaklasa kollarım keder yüklü yüreğini
Bitecek miydi bütün kuşkuların...
Öyle isterdim ki kanayan dizlerini sarmayı
Başımı omzuna yaslayıp,
Gelmişe geçmişe saatlerce ağlamayı...
Sukünetin olsaydı sana söylediğim şarkılar
Göğsümde dinseydi yılların yorgunluğu.
Senin yanın en güvenli yeri olsaydı yeryüzünün
Çıtım çıkmazdı inan,
Uyanmak istemezdim bu rüyadan.
