İçeriğe geç

Zümrüdü Anka yeniden doğuş

Bölüm 10 · 9 dk okuma

Zümrüdü Anka yeniden doğuş

Bölüm 10

Deniz gözlü

...

Ben gelldddiiimmm

Hemen ekran altında bulunan yıldıza elliyoruz lütfen.

Ve bol bol yorum.

Teşekkürler 😘

🪽🪽🪽

Olaylar çok hızlı gelişmişti, Cüneyt bey ile deniz gözlü adam odadan çıktıktan üç dakika sonra Cüneyt bey geri gelmiş ve bana işe alındığımı söyleyip yarın sabah gelmemi söyleyip beni göndermişti.

Tabi bende yaşadığım şok ile hiç bir şey anlamadığım gibi işe hangi pozisyonda başlıyacağımı dahi soramadan oradan ayrılmıştım.

Şimdi ise ilk iş günüm için hazırlanıyordum.

Bugün beni işe Emrah ağabey bırakacaktı. İlk iş gününden geç kalma mı istememiş ve beni bırakmayı teklif etmişti. Tabi bende bu güzel fırsatı kaçırmayıp balıklama atlamıştım.

Sabahın köründe uyanıp birde kırk dakika süren otobüs yolculuğu çekemezdim.

Bu yüzden benimde işime gelmişti.

Umarım bu teklifi her gün ederdi, başka temennim yoktu.

Şimdi ise Emrah ağabeyin bana ettiği teklife pişman olmuştum bile çünkü en az on dakikadır onu kapının önünde bekliyordum.

Yolun başında görünen beyaz araç ile elimi göğe kaldırıp şükür duası ettim.

Hayır yani ilk iş günüme geç kalmayayım diye ettiği teklif yüzünden geç kalıcam haberi yok.

Araba önümde durunca ön yolcu koltuğunda oturan yüzü görünce sinir hat safham dahada arttı. Beyimizin neden geç kaldığı belli olmuştu.

Arka yolcu kapısını açıp araca bindim.

"Geç geleceğini bilsem otobüsle giderdim." Dedim ve Emrah ağabeyin bana dönmüş yüzüne ters bir bakış attım.

O bu bakışın neden olduğunu bildiği için bana sadece sevecen bir gülümseme yollamıştı.

"Sana da günaydın tatlım."

Diyen sema'ya döndüm. Dikiz aynasından bana bakıyordu.

Büyük ihtimalle Emrah ağabeye attığım ters bakışı görmüş ama yine yüzsüzlüğünü gösterip kendi açısından tatlı olduğunu sandığı bir gülümseme takınmıştı yüzüne.

Bu dört harften nefret ediyorum.

S.E.M.A. çünkü S ile E harfinin yerini değiştirince bir diğer nefret ettiğim kişinin ismi ortaya çıkıyordu.

Bende onun gibi güldüm ( ama bu gülüşü iki kilometre uzaklıkta kim görse samimiyet barındırmayan bir gülüş olduğunu anlar) onun gibi

" Sana da günaydın tatlım." Dedim, onun taklidini yaptığımı anlayan Emrah ağabey direksiyonda olmayan eli ile kirli sakallarını kaşıyor gibi yapıp gülmüştü.

Sema, Emrah ağabeylerin bir alt katında oturan Selma ve Ali ağabeyin kızıydı.

Her ne kadar Ali ağabey iyiyse, eşi Selma abla ile kızı Sema bir o kadar kötü insanlardı.

Ben ilk İstanbul'a geldiğimde kendilerine dedikodu malzemesi çıkarmış ve iki erkeğin yaşadığı evde kız başıma ne yaptığımı bütün site içinde çalkalamıştı.

Site dediğime bakmayın tam bir dedikodu kazanı gibi olan bir mahalle olur burası. Bu yüzden reşit olduğum gibi kendime bir ev tutmuştum.

Tabi benim iki gencin neden evinde olduğumu sorgulayan Sema'nın annesi her gün Emrah ağabeye kızı ile yemek göndermesini (iki genç yalnız yaşıyor aç kalmasın) diyip, her Allahın günü (Emrah oğlum, sema kız başına işe gitmesin giderken onuda bırak) demesi ayıp olmuyor ama ben kuzenim olan Emrah ağabeyin evinde kalınca (kız başına iki gencin evinde kalmasıda ne bileyim ayıp yani, hadi biri kuzeni ya diğeri neyi oluyor) deyip bir kazan oluşturmayı iyi bilen biridir.

"Yeni işe başlamışsın, hayırlı olsun. Umarım oradanda kovulmazsın." Dedi. Yine boş konuşanlar başı Sema!

Arkadan o çakma sarı saçlarını tek tek cımbız ile yolsam ne olur ki.

"Evet, yeni bir iş buldum. Birde hatırlatırım Eski işyerinden kovulmadım. Orasını pek sevemedim ve daha iyi bir yer bulunca ben kendim istifa ettim. Kovulduğumuda nerden çıkarıyorsun. Ah şu sitede olan boşboğaz insanlar işten çıktığımı duyunca hemen malzeme oldu tabi herkese. Anlamıyorum insanların hayatlarına o kaça burunlarını soktukları vakit ellerine ne geçiyorsa. Dimi Sema cım!" Cım kelimesini bastırarak söylediğimde ve attığım lafın nereye gittiğini bildiği için aynada yüzünün nasıl renk attığını görüyordum.

Beyinsiz, aklı sıra beni ezikleyecek. Böyle morarırsın.

"Bilmem öyle geldi kulağıma. E tabi sende haklısın kendin için iyi bir iş bulmalısın, bu devirde garson maaşı ile geçinmek çok zor. Bak mesela bana şu anda bir özel okulda Türkçe öğretmeniyim ama geçim zor işte senide anlıyorum." Dedi. beni yaptığım iş ile ilk eziklemesi değil tabi bu, daha önceleri ağzının payını vermiştim ama benimde hassas olan naktomdı bu işte.

Dikiz aynasından Emrah ağabey ile göz göze geldik, bana göz kırpıp küçük bir tebessüm etti, bu konudaki hassasiyetimi bildiği için ben sussam bile o susmadı.

" O senin gibi değil Sema." Dediğinde Sema'nın gülen yüzünü aynadan gördüm, Emrah ağabeyin bu lafından onu öveceğini sanmıştı ama şansına küssün, çünkü o lafın devamı aynen şöyle geldi.

" Senin arkanda baban var, onun sayesinde buralara geldin, zümra ise hiç kimsenin yardımı olmadan (annenin deyişi) ile kız başına buralara geldi, Zümra herkese örnek olacak bir genç kız bence. Ali ağabeyinde seninde Zümra'dan örnek almanı istediği gibi." Dedi. Çok güzel konuşan bir insan olduğunu demiştim dimi.

Emrah ağabeyin benimle gurur duyduğunu biliyorum, ki bunu her fırsatta dile getiren biriydi.

O da benim okumamı çok isterdi. Benim nasıl şartlar altında olduğumu bildiğinden okul konusunu açmazdı yanımda.

Midyatan kaçıp geldiğim ilk aylar henüz reşit olmadığım için ailem benim adıma evden kaçtığımı söyleyerek arama kararı çıkarmıştı, bu yüzden uzun bir süre kafamı dâhi pencereden çıkarmayıp uzun bir süre ev hapsi yaşamıştım.

Sonradan Faruk ağabeyin de yardımı ile aramalar durdurulmuştu ama bu okula devam edeceğim anlamına gelmezdi, çünkü bir yıl boyunca SİPAHİ ailesi beni her yerde aramıştı.

O düğünden sonra ise Ramazan ile Faruk ağabeyi sadece bir kere görmüştüm. Şüphe edip İstanbula gelmiş ve Emrah ağabeyin evine resmen baskın yapmıştı, o korku ile dördüncü katta olan evin balkonundan yan balkona atlamıştım.

Balkondaki büyük saksının arkasında saklandığım esnada Faruk ağabey ile Ramazan, balkona çıkmıştı. Şans eseri Faruk ağabey beni görmüş ve Ramazanı içeri sokmuştu. Benim orda olmadığıma ikna edip gitmişlerdi, tabi gidişleri sessiz olmamıştı.

Emrah ağabey ve Selim'i adamları tarafından darp edilip buraya gelip yardım istersem diye gözlerini korkutmuşlardı.

O gün iki gün boyunca odama kapanıp hüngür hüngür ağlamıştım. Odadan çıkmam ise krize girmemle olmuştu. Astım krizine girmiş, Emrah ağabey beni hastaneye götüremediği içinde Ali ağabeyi çağırmıştı.

Sema'nın babası Ali ağabey doktordu ve bize yardım etmişti.

Bende kendime gelince bunun böyle olmayacağını, nereye kadar gizleneceğimi düşünüp Faruk ağabeyi aramıştım. Bana yardım etmesi için. Yardımda etmişti.

Arama kararını kaldırmış ve onların yönünü değiştirmek için artık reşit olduğumu ve belkide yurtdışına kaçmış olabileceğimi söylemişti.

Bir yıl sonra ise Ramazan'ın beni araması azalmıştı.

Tabi bu olaylar benim hayallerime ket vurmamıştı, Selim gelip okuyarak hayaline ulaşamıyorsan sende kursa gidip belgelni alırsın, bu işlerin kolay yolu da var deyip bana yardımcı olmuştu.

İlk önce bir kursa yazılıp ders almış, belgemi aldıktan sonra ise bir dans kursunda hayalimdeki gibi küçük çocuklara ders vermeye başlamıştım, hafta içi garson olabilirim ama hafta sonu küçük çocukların dans öğretmeni olmuştum.

İki işi beraber yürütmek biraz yorucu olsa bile kendime küçük bir dans kursu açmam için çok çalışmalıyım.

Ve şimdiden ismi bile hazır.

HAYEL DANS KURSU.

Otobüs ile kırk dakikada geleceğim yolu yirmi dakikada gelmiştik.

Emrah ağabey ile Sema konuşmuşlardı ama onları dinlemeyip yolu seyretmiştim.

Araba kapısını açıp "teşekkürler ağabey,görüşürüz."dedim.

"Görüşürüz abicim."

Sema'ya ise samimiyetsiz bir gülücük göndermekten başka birşey yapmadan arabadan indim.

Allah Emrah ağabeye sabır versin.

Yolun karşısında bulunan restoranda baktım. "Hadi bismillah, yarabim burdanda pişman etme beni, amin."

"Amin"

"Hiii!"

"Özür dilerim korkutmak istemedim, elini açmış dua ettiğini duyunca duanın bitmesini bekledim ve kabul olması içinde amin dedim."

Ödüm kopmuştu. Arkamdan gelen ses ile kafamı çevirip açıklama yapan kıza baktım, bu beni dün Cüneyt beyin odasına götüren kızdı.

Adı neydi?

"Adım Duha, unuttun sanırım dünkü kız."

Bu kızın benim aklımı okuma ihtimali?

"Hayır aklını okumuyorum." Dedi, tabi bunun karşısında gözlerim pörtledi. Bu kız kesinlikle akıl okuyor!

Duha kahkaha atmaya başladı.

"Yüzünün halini görmen gerek çok komik duruyorsun." Kahkahalarının arasında konuşmuştu ve tabi ben hala bön bön kıza bakıyordum.

Sanırım biraz daha böyle kıza bakarsam gülmekten bayıla bilirdi.

"Akıl okumak gibi bir yeteneğin mi var?" Dedim kızın hala gülen yüzüne bakarken.

"Öyle bir özelliğim olsa fena olmazdı fakat, hayır sadece yüz ifaden bunu söylüyordu ve insanlar ikinci görüşmemde adımı unutuyorlar, anlarsın adım biraz değişik." Konuşurken mimikleri çok tatlı bir hal alıyordu ve onu dahada tatlı bir kız olmasını sağlıyordu.

"Sanırım işe alındın ha?"

"Evet alındım, ve bugünde iş başı yapıyorum." Biraz şaşırmıştı çünkü dediğim gibi mimiklerini çok oynatan bir kızdı.

"Hemen mi. İyi o zaman gel beraber girelim içeri, hangi bölümde başladın işe?" Dedi karşıya geçmek için sağına ve soluna baktı, araba olmadığına bakarak yürümeye başladı. Bende onu takip ettim.

"Bilmiyorum." Başını bana çevirdi.

"Nasıl yani?"

"Öyle valla, bende anlamadım, işe alındın yarın gel dedi ve beni gönderdi."

"Hmm, neyse anlarız şimdi, hadi geç." Kapıyı açtı ve geçmemi bekledi.

İçeri girince yüzüme çarpan serin hava ile rahatladım. Dışarıda öyle bir sıcak hava vardı ki biraz daha kalsam dışarıda vücudum sıvılaşıp kanalizasyon yolunda gidecektim.

"Gel bakalım, Cüneyt bey şef başına çalıştığın konumu söylemiştir."

Duha'yı takip edip arka tarafa merdivenlerden aşağı indik.

Uzun bir koridor vardı ve koridorun sonunda işçiler sıraya girmiş önlerinde uzun ve yapılı olan adamı dinliyorlardı. Sanırım şef başı o olmalıydı.

"Sinan şefim, Cüneyt beyin işe yeni aldığı kız." Diyerek beni gösterdi Duha.

Sinan denen adamın başı bana döndü ve kısık gözlerini bana yöneltti.

Elimi uzatıp.

"Merhaba efendim ben Zümra." Diyerek kendimi tanıtım.

Elimi tutup. "merhaba Zümra yeni işin hayırlı olsun, Cüneyt bey senden bahsetmişti. Şimdilik servis bölümünde işe başla eğer memnun kalırsak farklı bir bölüme alırız." Duha'ya bakıp beni gösterdi. "Zümra ya giyinme odasını göster, ona uygun giysiler ver ve buraya gelin hemen." Dedi.

İşinin ehli olduğu belliydi. Konuşması ve duruşu bunu belli ediyordu ve sanırım burası baya resmiyet gerektiren bir restorantı.

Duha ile birlikte koridorun sonundaki odaya girdik, bir dolabı açıp içinden bir kaç parça kıyafet çıkarda.

" Bedenin ne?"

" Small." Elindeki etek ve üste baktı ve bana uzattı.

"Bunlar olur o zaman, ben kapıda seni bekliyorum." Arkasındaki açık dolabı gösterip kapısında duran anahtarı bana verdi.

"Buraya'da eşyalarını koyarsın." Deyip çıktı.

Zaman kaybetmeyip üstümü değiştirdim ve kapının arkasında bulunan aynaya bakıp saçlarımı at kuyruğu yapıp kendime baktım.

Siyah gömlek ve tam dizimin üstünde biten kalem bir etek.

Vakit kaybetmeden eşyalarımı Duha'nın gösterdiği dolaba koyup kilitledim. Anahtarı ve telefonu eteğimin cebine koyup, kapıyı açıp dışarı çıktım.

Duha söylediği gibi kapının önünde bekliyordu.

"Oww yakışmış, hadi gel Sinan şefi bekletmeyelim seninle öyle güzel konuştuğuna bakma sinirlenince içinden başka bir insan çıkıyor." Dedi gülerek ve koridorda ilerledi.

Sinan şefin yanına gelince konuşmayıp bize çalışanların girdiği sırayı eliyle oraya gitmemizi işaret etti.

"Bugün bir davet verilecek saat 20:00 da, Araf beyin daveti, bir saat öncesinde masası hazır olacak, masa ile ilgilenen dört kişi olacak, kalabalık bir davet cam kenarı boğaza bakan tarafı hazırlayın. Sekiz kişi olacakmış, bir kişi masanın yanından ayrılmayacak diğer üç kişi servis yapacak tek bir hata istemiyorum!" Otorite bir insan olduğunu onu ilk gördüğüm an anlamıştım. Kendine güveni yüksek bir insan olmalı ki konuşurken herkesle göz kontağı kurmaya çalışıyor du.

Gözlerini Duha'ya çevirdi.

"Duha masanın başında sen ol, üç kişi seç sana serviste yardım etsinler. Kolay gelsin." Deyip yanımızdan ayrıldı.

Sanırım Duha buradaki çalışanlardan daha üst mertebedeydi.

" Zümra ilk iş gününde bana yardım etmeye ne dersin?" Duha'nın sorusu benim için iyiydi çünkü kendimi ilk iş gününden kanıtlamam iyi olacaktı.

" Elbette." Diye kısa bir cevap verdim.

Duha adını bilemediğimm iki erkeğe baktı.

"Burak, cenk siz ne dersiniz?"

İkisi bir ağızdan 'tamam' diyince bu iş hâl olmuştu.

"Hayırlı olsun ben Burak."

"Teşekkürler." Diyip küçük bir tebessüm ettim, sonrada hep bir ağızdan ' hayırlı olsun ' deyip kendilerini tanıttılar.

Sanırım sıcak bir ortama düşmüştüm çünkü hepsi gülerek benimle tanışmıştı.

Umarım hep böyle sıcak kalırlarsa, bir terslik yaşayıp buradanda kovulmam.

Ben kovulmak' mı dedim.

Hayır yani istifa etmem...

🪽🪽🪽

Huhhh uzun bir bölüm geldi Zümra'nın hayatı değişiyor bakalım nasıl bir hayat onu beklicek eski hayatı peşini bıraktımı? Yoksa hala peşindemi?

Küçük yıldızlarınızı bekliyorum güzel okurlarım.😘

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

11. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

3 yorum