Mobilyaların eve yerleştirilmesi, nakliye ekibinin "Geldik, kurduk, gidiyoruz" rahatlığı kadar hızlı gerçekleşmemiş; beşlinin beklediğinden ve planladığından çok daha uzun sürmüştü. Akşam yemeği için bir umutla haşladıkları makarnayı tabaklara koyup yemeye bile vakitleri olmamıştı. Tencereler soğumuş, makarnalar tencerenin dibine yapışmıştı ama salondaki görünüm sonunda bir şeye benziyordu.
Salonun tam ortasında duran gri koltuk takımı artık nihayet milimetrik olarak yerindeydi. Meşe rengi yemek masası pencerenin önüne çekilmiş, altı sandalye etrafına simetrik olmayan bir düzenle dizilmişti. Yatak odalarındaki yataklar kurulmuş, suntalam kokan gardıropların kapakları en azından gıcırdamadan kapanır hale gelmişti.
Ev, taşındıkları ilk andan itibaren ilk kez gerçekten yaşanabilir bir yuvaya benziyordu. Tabii beş farklı karakterin aynı anda, aynı çatı altında yaşadığı bir evdi... Yani mükemmel bir şekilde düzenli değil; poşetlerin, koli bantlarının, vida poşetlerinin yerlerde sürüklendiği bir kaos düzeniydi bu. Ama en azından artık üzerine çökeebilecekleri, sırtlarını yaslayabilecekleri gerçek bir koltuk vardı.
Kenan, montunu bile çıkarmadan kendini yeni kanepenin en geniş yerine bıraktı. Göğsü kavislenerek derin, ciğerlerini dolduran bir nefes aldı.
“İşte bu be... Dünya varmış!”
Meltem, sırtı ve belindeki o keskin yorgunluk ağrısıyla karşı koltuğa çöktü. Bacaklarını öne doğru uzatıp başını geriye attı.
“Ne oldu Kenan?”
“Hayatımda ilk defa verdiğim paranın karşılığını son kuruşuna kadar aldığımı hissediyorum.”
Yaman hemen yanında, masanın üzerindeki vidaları kutuya toplarken tek kaşını kaldırdı. “Sen daha tek kuruş para vermedin Kenan. Mobilyaların parasını biz ödedik.”
Kenan gözlerini açmadan bir an sustu. Yüzündeki o umursamaz gülüşü bozmadan, “Detaylara takılma Yaman kardeş,” dedi. “Ruhumla katıldım ben bu sürece. Emeğin parayla ölçülemeyen kısmı bendeydi.”
Pelinsu, pencere kenarına yerleştirilen yemek masasının kenarına oturmuş, yeni sandalyelerden birinin kolçak kısmında duran küçük fiyat ve barkod etiketini tırnağıyla kazımaya çalışıyordu. “Bence renk seçimi harika olmuş. Yalan yok, ben ilk başta gri dediğinizde kasvetli olur sanmıştım ama salona çok tatlı bir hava kattı.”
Meltem gözlerini açıp salondaki mobilya kümesine bakındı. “Ben hala inanamıyorum açıkçası. Sabah bomboş betonun üzerinde oturuyorduk, şimdi koltuğumuz var.”
Mecnun, köşedeki henüz paketi açılmamış kolinin üzerine tünemiş, telefonunun ışığı yüzüne vururken başını bile kaldırmadan konuştu: “Ben de inanamıyorum.”
“Sen neden inanamıyorsun Mecnun?” diye sordu Yaman, anca kendini kanepeye atarken.
Mecnun omuz silkti, parmakları ekranda jet hızıyla hareket ediyordu. “Türkiye şartlarında sipariş edilen bu kadar mobilyanın aynı gün içinde teslim edilip kurulması şaşırtıcı. Lojistik mucizesi.”
Kenan hemen yattığı yerden doğrulup araya girdi. “Bence asıl mucizevi ve şaşırtıcı olan şey, bu kadar mobilyanın parasının nasıl ve nereden bulunduğu abi. Biz sabah bütçe çıkarırken ‘Tek bir koltuğa paramız yeter mi?’ diye ağlayacaktık neredeyse.”
O cümlenin kurulmasıyla birlikte salondaki hava bir anda değişti. Odadaki herkesin ,Pelinsu’nun, Mecnun’un ve Kenan’ın, bakışları radarlarını açmışçasına Meltem ve Yaman’a döndü.
Meltem’in yüzünde çok kısa süren ama dikkatli bir gözün kaçıramayacağı bir gerilim ve utanç çizgisi belirdi. Yaman da bu bakışları fark etmişti.
Şimdi sıçtık, diye düşündü Yaman içinden. Kenan’ın eline koz verdik. Dalga konusu olacağız, haftalarca dilinden kurtulamayacağız.
Çünkü mobilyaların nasıl bu kadar ucuza ve hızlıca alındığını anlatmak, yüzeysel bakıldığında gayet basit bir alışveriş hikayesiydi: Mağazaya gidilmiş, kampanyalı bir paket bulunmuş, indirim yaptırılmış ve kart basılıp çıkılmıştı.
Sorun şuydu ki; o indirimi koparabilmek adına kendilerini yeni evli bir çift olarak satmışlar, mağaza görevlisinin karşısında bülbül gibi ötüp bir de üzerine 30 Ağustos tarihli sahte bir evlilik yıldönümü uydurmuşlardı. Meltem’in Yaman’a "Hayatım, eşim bana her sabah menemen yapar" demesi de cabasıydı.
Meltem boğazını temizleyip saçını kulağının arkasına attı. “Şey... Yani...”
Kenan koltukta öne doğru eğildi, ellerini dizlerine dayadı. Yüzünde muzır bir gülüş belirmeye başlamıştı. “Evet?... İtiraf edin, Yaman’ın böbreğini mi sattınız yoksa, sen mi tefeciye senet imzaladın Meltem?”
“Of saçmalama Kenan! Ne tefecisi, ne böbreği?” dedi Meltem sesini dikleştirerek. “Mağazada çok uygun, denk gelen bir paket bulduk işte. Denk geldi.”
“Bu kadar mı yani?” dedi Kenan şüpheyle. “ 'Gittik, aldık, geldik' yani?”
Meltem hızlıca başını salladı. “Evet.”
Yaman da onayladı: “Evet. Büyütülecek bir şey yok.”
Kenan gözlerini kıstı, ikisinin arasındaki o yapay ciddiyeti süzdü. “Çok kısa ve yüzeysel anlattınız. Sizden bu kadar kestirme yanıtlar çıkmaz normalde.”
Pelinsu araya girdi, Meltem’e bakarak tatlı bir merakla sordu: “Peki gerçekten dedikleri kadar ucuz muydu Meltem? Yani bütün bu set ne kadara patladı bize?”
Meltem’in yüzü, kazandıkları o mali zaferi hatırlayınca bir anlığına yumuşadı. “Evet, inanılamayacak kadar ucuzdu.”
“Ne kadar?”
Meltem ödedikleri toplam rakamı söyledi.
Pelinsu’nun gözleri şaşkınlıkla büyüdü, eli ağzına gitti. “Ciddi misin sen?! O fiyata imkansız!”
Kenan da duyduğu rakamla birlikte bir an için o alaycı tavrını unuttu. “O fiyata koltuk takımı, gardırop, yatak, masa, sandalyeler... Hepsini mi verdiler?”
“Her şey dahildi,” dedi Meltem gururla.
“Nasıl yaptınız lan bunu?” dedi Kenan. “Adamları silahla mı tehdit ettiniz?”
Yaman sessizce koltuğun kenarındaki ahşap detaya baktı. O an Meltem ile göz göze geldiler. İkisi arasında saniyeler süren, kelimesiz, tamamen mimiklerle yürüyen telepatik bir diyalog başladı:
Söyleyelim gitsin, kurtulalım şu baskıdan. (Yaman’ın bakışı)
Saçmalama Yaman! Kenan ömrümüzün sonuna kadar 'Karıcığım' diye dalga geçecek bizimle! (Meltem’in çatılan kaşları)
Ama sorup duruyorlar, eninde sonunda öğrenecekler! Yalan söyle, 'Sezon sonu indirimiydi' de geç! (Yaman'ın sıktığı çenesi)
Zaten en başından beri yalan söylüyoruz, bir yalan daha mı ekleyelim? O başkaydı, o indirim içindi! (Meltem' in açtığı gözleri)
Meltem derin bir iç çekti. Omzunu düşürdü. “Bir kampanya vardı mağazada...”
Kenan’ın sol kaşı anında havaya kalktı. “Ne kampanyası?”
Meltem cevap veremeden Yaman pes ederek araya girdi: “ 'Mutlu Çiftler Kampanyası' diye bir şeymiş.”
Salona ani ve ağır bir sessizlik çöktü. Kenan’ın yüzündeki meraklı ifade yavaş yavaş yerini büyük bir keşfin getirdiği o tehlikeli gülümsemeye bıraktı. Pelinsu’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Mecnun bile telefonunu tuttuğu elini yavaşça dizine indirdi.
“Ne?” dedi Mecnun tek nefeste.
Meltem utançla gözlerini kapattı. Kenan oturduğu koltukta ağır ağır, adeta bir avcı edasıyla doğruldu.
“Mutlu... Çiftler... ha?”
Yaman pes etmişçesine başını öne eğdi. “Evet.”
Pelinsu’nun yüzünde şaşkın ama engel olamadığı bir gülümseme belirdi. “Yani siz ikiniz...”
Meltem ellerini çaresizce iki yana açtı. “Evet Pelinsu, evet...”
Kenan’ın ağzı adeta bir karış açık kalmıştı. Sonra aniden patlayan bir bomba gibi haykırdı: “Lan! Lan yoksa düşündüğüm şeyi mi yaptınız siz?!”
“Mobilya aldık dedik ya Kenan!” dedi Meltem savunmaya geçerek.
“Onu anladım herhalde!” diye ayağa fırladı Kenan. “Ben kampanyayı, mantığı soruyorum! Nasıl yararlandınız o kampanyadan?”
Meltem bir süre sessiz kaldı. Sonra pes etmiş, kabullenmiş çok sakin bir ses tonuyla mırıldandı: “Evli bir çiftmişiz gibi davrandık.”
Salonda tam üç saniyelik mutlak bir sessizlik hüküm sürdü. Tavan arasındaki tahtaların gıcırtısı bile duyuluyordu.
Ve ardından Kenan, binayı inletecek boyutta bir kahkaha patlattı. “NEEE?! HAHAHAHA!”
Pelinsu da şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyerek ellerini yüzüne kapattı, kıkırdamaya başladı. Mecnun’un yüzünde ise eve taşındıklarından beri ilk kez telefondan ve sevgilisinden bağımsız, tamamen gerçek bir şaşkınlık ifadesi vardı.
“Ciddi misiniz siz ya?” dedi Mecnun. “Gerçekten bunu yaptınız mı?”
Yaman başını iki elinin arasına aldı, yüzünü gizlemeye çalıştı. “Maalesef... Maalesef yaptık.”
Kenan koltuğun üzerinde kahkahalarla ileri geri sallanıyordu. “Bir dakika... Bir dakika, durun! Kafam almıyor. Siz ikiniz, resmi kurumsal bir mağazaya girdiniz ve satıcı adama 'Biz evliyiz' mi dediniz?”
“Evet!” dedi Meltem kızararak.
“Niye ulan niye?!”
Meltem sinirle bağırdı: “İndirim için dedik! Altı bin lira fark vardı diyorum sana Kenan! Sen olsan 'Ben bununla evliyim değil, öz kardeşiyim' bile derdin altı bin lira için!”
Kenan kahkahaları arasından güçlükle konuşmaya çalıştı. “Peki... Peki nasıl yaptınız? Detay verin! Nasıl inandırdınız adamı?”
Meltem, Yaman’a baktı. Yaman da Meltem’e baktı. İkisinin yüzündeki ifade aynı anda şekil değiştirdi. Çünkü olayı detaylarıyla anlatmaya başladıklarında, mağaza içinde yarattıkları o absürt tiyatronun ne kadar rezilce olduğu bir kez daha su yüzüne çıkacaktı. Yaman derin bir nefes aldı, olayı en az hasarla anlatmaya karar verdi.
“Mağazaya girdik işte...” dedi Yaman. “Normal müşteri gibi geziyorduk.”
“Sonra müşteri temsilcisi geldi,” diye devam etti Meltem. “Yanımızda bitti bir anda. 'Nasıl yardımcı olabilirim?' falan dedi. Ben de o an yaka kartındaki 'Mutlu Çiftler' yazısını görünce bir anlık panik yaşadım.”
Kenan gözünden akan yaşı silerken atıldı: “Sen mi panikledin? Sen? Soğukkanlılık abidesi Meltem?”
Meltem ona ters ters baktı. “Evet ben! Ne var? İnsanlık hali!”
“Hiç şaşırmadım,” dedi Kenan sırıtarak. “Eee, sonra?”
“Kenan bir sus da anlatsın kız!” dedi Pelinsu merakla.
Meltem yutkundu. “İşte adam öyle sorunca ben bir anda beyin tutulması yaşadım. Ağzımdan çat diye 'Biz evliyiz!' lafı çıktı.”
Pelinsu’nun ağzı açık kaldı. “Direkt öyle pat diye mi söyledin?”
“Evet! Başka ne diyeceğimi bilemedim!”
Yaman hemen başını sallayarak araya girdi: “Sadece 'Biz evliyiz' dese yine iyi! İşi garantilemek için bir anda koluma girdi. Dönüp bana ne dedi biliyor musunuz? 'Eşim bana her sabah menemen yapar, değil mi hayatım?' dedi!”
Kenan koltuktan yere kaydı adeta. “MENEMEN Mİ?! HAHAHAHA! OĞLUM MENEMEN NE ALAKA?!”
Mecnun bile tutamayarak sesli bir şekilde güldü. Meltem utançtan kıpkırmızı olmuştu, elleriyle yüzünü kapattı. “Başka bir şey gelmedi aklıma o an!”
“Niye menemen ama ya? Niye spesifik olarak menemen?!” dedi Kenan karnını tutarak.
“Bilmiyorum dedim ya!” diye çıkıştı Meltem.
Yaman gülerek başını salladı. “Ben adamın karşısında donakaldım zaten. 'Hayatım' lafını duyunca şok geçirdim. Ama rolü bozamazdım. Mecbur 'Evet karıcığım, hem de her sabah, biberli domatesli' falan diye saçmalamak zorunda kaldım.”
Kenan halının üzerine oturmuş, gülmekten nefessiz kalmıştı. “Ben bu evde daha ne kadar yaşayabilirim bilmiyorum ama sırf şu hikayeyi dinlemiş olmak bile bu eve taşınma kararımın en doğru şey olduğunu kanıtladı!”
Meltem toparlanmaya çalıştı. “Sonra adam bize mobilyaları gezdirmeye başladı işte. Biz de mecburen karı-koca rolümüzü oynamaya devam ettik.”
“Ne kadar sürdü bu rol?” diye sordu Pelinsu, gözlerindeki yaşları silerek.
Yaman yanıtladı: “Mağazaya girdiğimiz andan, faturayı kesip kapıdan çıkana kadar! Tam kırk dakika sürdü o kabus.”
Kenan bir anda ciddileşir gibi yapıp sordu: “Peki adam hiç mi şüphelenmedi oğlum? Hiç mi 'Bunlar nasıl bir çift' demedi?”
“Hayır,” dedi Meltem omuz silkerek. “Gayet profesyonel bir satıcıydı. Ya da bizim oyunculuğumuz Oscar seviyesindeydi, bilmiyorum.”
Yaman başını salladı. “Adam görevini yapıyordu. Biz kendi kendimize gelin güvey olduk, kendi kendimize gerildik ve rezil olduk.”
Mecnun merakla araya girdi: “Peki kasa kısmında ne oldu? Fatura kesilirken soyisim falan sormadılar mı?”
Yaman bir süre sessiz kaldı, gözlerini tavana dikti. “İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer orasıydı. Kasaya geldik, adam kampanyayı sisteme tanımlamak için bazı özel sorular sordu.”
“Ne bilgisi ki?” dedi Pelinsu.
Meltem yüzünü yeniden ellerinin arasına aldı. “Sistem istiyormuş... Tanışma hikayemizi sordu!”
Kenan yeniden bir kahkaha tufanına kapıldı. “YOK ARTIK! HAHAHA! TANIŞMA HİKAYESİ Mİ?!”
“Siz ne dediniz peki?” dedi Pelinsu heyecanla.
“Lisede tanıştık dedik,” dedi Yaman. “Ben İstanbul dedim, Meltem aynı salisede Ankara dedi!”
Kenan kahkahadan konuşamaz hale gelmişti, eliyle masaya vuruyordu. Pelinsu da ortamın komikliğine dayanamayıp kahkahalar atıyordu.
“Sonra?” dedi Pelinsu güçlükle.
“Bir şekilde kıvırdık,” dedi Meltem. “'Ankara gezisinde tanıştık' falan dedik. Ama adam durmadı! Bu sefer de evlilik yıldönümümüzü sordu!”
Kenan eliyle masaya vurmaya devam etti. “NE?! EVLİLİK YILDÖNÜMÜ mü? Ulan adam bildiğin çapraz sorguya almış sizi!”
Meltem ellerini kaldırdı. “Orada da patlayacağız diye korktum ama durumu toparladık.”
Kenan ayağa kalkıp ikisini birden işaret etti. “Harika ya! Mükemmel! Artık bu evin resmi olarak evli bir çifti var. Tescilli hem de! İndirimli evliler!”
Yaman hemen parmağını salladı. “Sakın Kenan! Bir daha asla böyle bir muhabbet açılmayacak bu evde. Asla!”
Meltem de destekledi: “Kesinlikle. Konu burada kapandı.”
Kenan pişkince sırıttı, Meltem’e bakarak: “Tabii karıcığım, nasıl istersen. Sen nasıl dersen öyle olsun.”
Yaman’ın yüzü anında düştü. “Kenan, kaşınma. Gerçekten kaşınma.”
Pelinsu da olaya dahil oldu, Yaman’a dönüp kıkırdadı: “Peki Yaman... Yarın sabah Meltem’e menemen yapacak mısın gerçekten? Biberli, domatesli?”
Yaman iki elini teslim olur gibi havaya kaldırdı. “Ben menemen yapmayı falan bilmiyorum arkadaşlar! Hayatımda yumurta kırmış adam değilim ben!”
Meltem ona bakıp sırıttı. “Öğrenirsin Yaman. Ne var yani menemen yapmakta? Mağazada 'Her sabah eşime yaparım' diye caka satıyordun satış görevlisine!”
“Siz ikiniz kesin sesinizi!” dedi Yaman gülmemek için dudaklarını ısırarak.
O sırada köşede sessizce mesajlaşan Mecnun kafasını kaldırdı. “Benim sevgilim bana çok güzel menemen yapıyor bu arada.”
Salondaki herkes aniden durup Mecnun’a döndü.
Kenan kaşlarını çattı. “Kim sordu oğlum sana bunu şu an? Konuyla ne alakası var?”
Mecnun omuz silkti. “İçimden geldi, söylemek istedim. Bilgi bilgidir.”
Meltem başını koltuğun arkasına yasladı. Olayın sıcaklığı ve utancı yerini yavaş yavaş tatlı bir yorgunluğa ve kabullenişe bırakıyordu. Bir anlığına salonda tam bir sessizlik hakim oldu.
Salon, yeni açılmış suntaların, cilalı ahşabın ve mağaza kokusunun o keskin karışımıyla doluydu. Henüz duvarlarda tek bir tablo, tek bir çivi dahi yoktu. Ambalaj kutuları, köpükler hâlâ salonun köşelerinde bir dağ gibi yığılı duruyordu. Masanın üzerinde ise beş tane birbirinden farklı renkte ve boyutta seramik bardak, birkaç boş poşet ve prizlere takılmış rastgele kablolar sürünüyordu.
Ev hala ciddi anlamda dağınıktı. Ama en azından... artık onların eviydi.
Kenan koltuğa biraz daha yayıldı, bacaklarını masanın altındaki boşluğa doğru uzattı. “Her şeye rağmen... Bence çok güzel oldu lan.”
Pelinsu gülümsedi, sırtını duvara yasladı. “Bence de. Sıcacık bir havası oldu evin.”
Yaman etrafa, emeğinin geçtiği mobilyalara baktı. Meltem de sessizce başını sallayarak onayladı. Mecnun bile birkaç saniyeliğine telefonunun ekranını kapatıp gözlerini salonda gezdirdi.
Beş farklı insan. Beş farklı karakter, beş farklı gelecek kaygısı, beş farklı problem... Ve hepsinin kesiştiği tek bir ortak çatı.
Kenan bir anda tavanı izlerken sessizliği bölen o soruyu sordu: “Bu arada...”
Meltem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Ne var yine Kenan? Ne söyleyeceksin yine?”
“Biz önümüzdeki ayın kira parasını nasıl ödeyeceğiz?”
Odadaki o neşeli, geyik muhabbeti havası bir anda bıçak gibi kesildi. Yüzlerdeki gülümsemeler dondu. Herkes bir an için birbirinin gözlerinin içine baktı.
Yaman yavaşça, alçak bir sesle konuştu: “...Evet. Onu da en kısa sürede masaya yatırmamız gerekiyordu zaten.”
Meltem ciğerlerindeki tüm havayı dışarı üfledi. Pelinsu’nun gözleri ise aniden, sanki bir drama filmindeymişçesine dolmaya başladı.
Kenan şaşkınlıkla Pelinsu’ya döndü. “Pelinsu? Niye ağlıyorsun kız sen durup dururken?”
Pelinsu burnunu çekti, dudaklarını büktü. “Kirayı ve gelecek ayı düşününce bir anda duygulandım... Bütçem yetmeyecek diye korkuyorum.”
“Kızım dur, daha ev sahibi ilk aydan para istemedi ki! Yeni girdik eve!”
“Biliyorum,” dedi Pelinsu titrek bir sesle. “Ama isteyecek sonuçta!”
“E o zaman niye şimdiden ağlıyorsun kız?”
Kenan başını iki yana sallayarak Meltem ve Yaman’a baktı. “Yemin ediyorum bu evde beş kişi yaşamıyoruz biz. Beş ayrı doğal afet, beş ayrı felaket senaryosu yaşıyor aynı çatıda!”
Meltem koltuğa iyice gömüldü, gözlerini tavana dikti. “Geldin geldin, felaketler diyarına hoş geldin Kenan.”
Beşinin eşya seçme, alma ve eve yerleştirme macerası işte böyle tamamlanmıştı. Mükemmel bir planlama değildi. Hatta dışarıdan bakıldığında oldukça amatörce, kaotik ve kötüydü. Ev hala dağınıktı. Akşam yemekleri soğuk bir makarnadan ibaretti. Ceplerindeki para tehlikeli seviyelere inmeye başlamıştı. Odaların yarısında hala ambalajlar açılmamıştı. Kimin hangi temizlik işini yapacağı, faturaların nasıl bölüşüleceği belirsizdi. Ve henüz kimse birbirinin gerçek kriz anlarındaki huylarını tam olarak tecrübe etmemişti.
Ama o gece, saat gece yarısını çoktan geçip bire doğru yaklaşırken... Beşi ilk defa aynı salonun içinde, hiçbir yapmacıklık olmadan sessizce oturdu.
Kenan yeni kanepenin konforunu sonuna kadar sömürürcesine dik ama rahat bir şekilde uzanmıştı. Pelinsu koltuğun köşesine bir kedi gibi kıvrılmıştı. Yaman telefonunun hesap makinesi uygulamasından kalan parayı ve faturayı hesaplamaya çalışıyordu. Meltem kulpsuz bir kupadan çayını yudumluyordu. Mecnun ise her zamanki gibi ekranın mavi ışığında sevgilisiyle mesajlaşıyordu.
Uzun bir süre kimse konuşmadı. Salonda sadece çay bardağının tabağa değerken çıkardığı o ince 'tın' sesi duyuldu.
Sonra Kenan, ellerini başının arkasında birleştirip tavana bakarak konuştu: “Arkadaşlar...”
Dört çift göz aynı anda ona döndü.
“Sizce biz... Gerçekten neden aynı eve çıktık?”
Meltem çayından bir yudum alıp yanıtladı: “Çünkü para durumumuz ortada Kenan. Tek başımıza eve çıkacak lüksümüz yoktu.”
Yaman kafasını telefondan kaldırdı: “Katı bir ekonomik zorunluluk diyelim biz buna.”
Pelinsu gülümsedi, sesini yumuşattı: “Bence ekonomik ama bir yandan da yeni bir başlangıç. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmak için.”
Mecnun telefonunu indirmeden mırıldandı: “Ben tamamen aşk yüzünden çıktım bu eve.”
Kenan başını yana çevirip Mecnun’a baktı. “Oğlum sen niye hayatındaki her olayı, her eylemi, her kararı o sevgiline bağlıyorsun ya?”
“Çünkü hayatımın yüzde doksanı o,” dedi Mecnun gayet ciddi bir tonla.
“Geri kalan yüzde onu ne peki?”
Mecnun bir saniye düşündü. “Uyku.”
Kenan tutamayarak koca bir kahkaha attı. Meltem başını sallayarak gülümsedi. Yaman’ın yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi. Pelinsu da bu saçma cevaba gülmeye başladı.
Ve o anda, salondaki o beş kişi henüz tam olarak farkında değildi ama... Beş yabancı insanın arasında ilk kez kırılması zor, gerçek bir bağ oluşuyordu. Tam anlamıyla derin bir dostluk değildi belki bu; henüz değil. Ama dostluğa giden yoldaki o ilk küçük taş yerine oturmuştu: Birlikte aynı saçmalığa gülebilmek. Birbirlerinin tuhaflıklarına katlanabilmek. Ve aynı çatının altında, aynı belirsiz geleceğe karşı ortak bir cephe oluşturabilmek.
Henüz hiçbirinin bilmediği bir şey vardı: Bu ev, önümüzdeki aylarda onları birbirlerine kenetleyecek, belki de hayatlarının en unutulmaz anılarını biriktirmelerini sağlayacaktı. Ama o güzel günlerden önce... Birbirlerinin sabrını, sinir katsayısını ve dayanıklılığını son noktasına kadar sınayacaktı.
Ve o gece yarısı, salondaki yeni mobilyaların üzerinde oturan beş gencin de zihninden aynı ortak düşünce geçiyordu:
Bu evde daha çok şey yaşanacaktı. Hem de çok şey...