Tom’un “İyi geceler” demesinden sonra odama çıkmıştım.
Ama nedense uyuyamıyordum.
Yatağa uzanmış tavana bakarken kapı çaldı.
Pansy içeri girdi.
“Uyumadın mı?”
“Hayır.”
“Ben de.”
Yatağımın kenarına oturdu.
“Bir şey soracağım.”
“Ne?”
“Tom bugün sana farklı davrandı.”
“Fark ettim.”
“Ve?”
“Bilmiyorum.”
Pansy gözlerini kıstı.
“Bence biliyorsun.”
“Pansy…”
“Tamam, tamam.”
Gülerek ayağa kalktı.
“Ama ben hâlâ bir şeyler olacağını düşünüyorum.”
“Hiçbir şey olmayacak.”
Pansy kapıya yöneldi.
“Göreceğiz.”
Ertesi sabah kahvaltıya indiğimde Mattheo çoktan masadaydı.
Beni görür görmez ayağa kalktı.
“Buraya otur.”
Yanındaki sandalyeyi çekti.
“Teşekkürler.”
Oturduğumda önüme bir tabak koydu.
“Bunu sen seviyorsun, değil mi?”
Şaşırdım.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Geçen gün kahvaltıda yemiştin.”
“Hatırlamışsın.”
Mattheo gülümsedi.
“Bazı şeyleri hatırlarım.”
Tam o sırada Tom geldi.
Bizi gördü.
Bir an durdu.
Sonra hiçbir şey söylemeden karşıdaki sandalyeye oturdu.
Mattheo ona baktı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Ben ortamı değiştirmek için konuşmaya başladım.
“Bugün hangi dersler var?”
Mattheo hemen cevap verdi.
“Savunma, Tarih ve Uçuş.”
Tom araya girdi.
“Programını bilmiyor musun?”
“Biliyorum.”
“O zaman neden sordun?”
Mattheo ona baktı.
“Y/N’ye cevap verdim.”
Tom sustu.
Pansy bana doğru eğildi.
“Bir şey söylemeyeceğim.”
“İyi.”
“Gerçekten söylemeyeceğim.”
Gülmemek için başımı önüme eğdim.
İlk dersten sonra Mattheo benimle birlikte yürümeye başladı.
“Dün kütüphanede çalıştığın konu neydi?”
“İksirler.”
“İstersen sana yardım edebilirim.”
“İksirlerde mi?”
“Evet.”
“Tom kadar iyi misin?”
Mattheo güldü.
“Bunu ona söylersen bir hafta konuşmaz.”
“Bence iki hafta.”
“Muhtemelen.”
Bir süre yürüdük.
Sonra Mattheo durdu.
“Y/N.”
“Efendim?”
“Dün…”
Sesi biraz ciddileşti.
“Tom’un sana söylediklerinden sonra gerçekten iyi misin?”
Başımı salladım.
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Mattheo bana baktı.
“Güzel.”
Sonra gülümsedi.
“Çünkü üzgün olmanı sevmiyorum.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Teşekkür ederim.”
“Her zaman.”
Tam o sırada arkamızdan Tom’un sesi geldi.
“Mattheo.”
İkimiz de döndük.
Tom birkaç metre uzakta duruyordu.
“Profesör seni arıyor.”
Mattheo kaşını kaldırdı.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
“Peki.”
Mattheo gitmeden önce bana döndü.
“Sonra görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Tom’un bakışları Mattheo’nun ardından gitti.
Sonra bana döndü.
“Çok konuşuyorsunuz.”
“Ne olmuş?”
“Hiç.”
“Tom…”
“Ne?”
“Bunu neden önemsiyorsun?”
Tom bir an sustu.
“Önemsemiyorum.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Arkasını dönüp yürüdü.
Ama bu kez cevabı fazla hızlı vermişti.
Öğleden sonra kütüphaneye girdiğimde Mattheo bir masada oturuyordu.
Yanındaki sandalyeyi benim için çekti.
“Gel.”
Oturup kitabımı çıkardım.
Bir süre ders çalıştık.
Sonra Mattheo kitabımdaki bir sayfayı işaret etti.
“Burayı yanlış anlamışsın.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Bana konuyu anlatmaya başladı.
Onu dinlerken gülümsedim.
“İyi anlatıyorsun.”
“Teşekkürler.”
“Tom’dan daha iyi.”
Mattheo kahkaha attı.
“Bunu ona söyleme.”
“Niye?”
“Çünkü gururu incinir.”
“Zaten gururu fazla.”
“Doğru.”
Bir süre sonra Mattheo bana baktı.
“Sen gülünce daha iyi görünüyorsun.”
Kalemim elimde durdu.
“Ne?”
Mattheo hafifçe kızardı.
“Yani… daha mutlu görünüyorsun.”
“Ha.”
Gülümsedim.
“Teşekkürler.”
Tam o sırada kütüphanenin girişinde Tom belirdi.
Bizi gördü.
Bir an bakışları üzerimizde kaldı.
Sonra hiçbir şey söylemeden geri döndü.
Mattheo onu fark etti.
“Sanırım yine yanlış zamanda geldik.”
“Niye?”
Mattheo başını iki yana salladı.
“Boş ver.”
Akşam ortak salonda Draco ve Pansy birlikte oturuyordu.
Pansy bir şey anlatırken Draco onu dikkatle dinliyordu.
Ben yanlarından geçerken Pansy bana göz kırptı.
Draco hemen fark etti.
“Ne?”
“Hiç.”
“Yine ne planlıyorsunuz?”
Pansy güldü.
“Hiçbir şey.”
Ben koltuğa oturdum.
Bir süre sonra Mattheo da geldi.
Tom ise biraz uzakta tek başına kitap okuyordu.
Mattheo yanıma oturdu.
“Yarın Hogsmeade’e gitmek ister misin?”
“Yarın mı?”
“Evet. İzin günümüz.”
“Olur.”
Tom’un kitabın sayfasını çevirmeyi bıraktığını fark ettim.
Ama başını kaldırmadı.
Mattheo bana gülümsedi.
“Anlaştık.”
Ben de gülümsedim.
Tom sonunda kitabını kapattı.
“Yarın Hogsmeade mi?”
Mattheo cevap verdi.
“Evet.”
Tom başını salladı.
“İyi eğlenceler.”
Ses tonu sakindi.
Fazla sakindi.
Ve nedense bunun gerçekten iyi eğlenceler anlamına gelmediğini hepimiz anlamıştık.