Sabah uyandığımda Pansy hâlâ yatağındaydı.
“Y/N…”
“Efendim?”
“Kaç dakika daha uyuyabilirim?”
“Beş.”
“On.”
“Beş.”
Pansy yastığını yüzüne kapattı.
“Zalimsin.”
Gülerek yataktan kalktım.
Dolabımdan Slytherin üniformamı çıkardım. Gömleğimi giyip kravatımı bağladım, ardından gri-yeşil pileli eteğimi ve siyah Hogwarts cüppemi üzerime geçirdim.
Pansy de hazırlanıp yanıma geldi.
“Saçım nasıl?”
“Güzel.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Tamam, o zaman çıkabiliriz.”
Kapıyı açtığımızda karşımızda Mattheo’yu gördük.
Duvara yaslanmış bizi bekliyordu.
Pansy’nin yüzünde anında küçük bir gülümseme belirdi.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
Mattheo gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
“Y/N’yi bekliyorum.”
“Ne zamandır?”
“Bir süredir.”
Bana döndü.
“Geç kaldın.”
Kaşımı kaldırdım.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Beni beklemeni kim istedi?”
Mattheo gülümsedi.
“Kimse.”
Tam o sırada koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi.
Tom.
Bize doğru yürüdü ve Mattheo’nun yanında durdu.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
Mattheo cevap verdi.
“Y/N’yi bekliyorum.”
Tom’un bakışları ona kaydı.
“Ben de.”
Başımı kaldırdım.
“Sen de mi?”
“Evet.”
“Niye?”
Tom omuz silkti.
“Bugün aynı derse gireceğiz.”
“Ders için kapımın önünde mi bekliyorsun?”
“Tesadüf.”
Mattheo güldü.
“Tesadüf değil.”
Tom ona baktı.
“Bir problemin mi var?”
“Yok.”
“Öyleyse sus.”
Mattheo’nun yüzündeki gülümseme kayboldu.
Ben ikisinin arasına baktım.
“Daha kahvaltı bile yapmadık. Kavga etmeye şimdiden başlamayın.”
Pansy koluma girdi.
“Bence kahvaltıya gidelim.”
Büyük Salon’a indiğimizde Draco çoktan masadaydı.
Bizi görünce elini kaldırdı.
“Buraya.”
Pansy hemen Draco’nun yanına oturdu.
Draco onun önüne bir tabak koydu.
“Bunu sen seviyorsun.”
Pansy şaşırdı.
“Benim sevdiğimi nereden biliyorsun?”
Draco bir an durdu.
“Geçen yıl söylemiştin.”
Pansy gülümsedi.
“Hatırlamışsın.”
“Tabii ki.”
Pansy’nin yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Ben ikisine bakarken Draco bana döndü.
“Ne bakıyorsun?”
“Hiç.”
Pansy hafifçe güldü.
Draco ona baktı.
“Sen de mi?”
“Bir şey yok.”
Draco şüpheyle ikimize baktı.
Tam o sırada Mattheo yanıma oturdu.
Tom da karşımdaki sandalyeye geçti.
Draco’nun kaşları çatıldı.
“Bunlar niye burada?”
Tom sakin bir şekilde cevap verdi.
“Yemek yiyoruz.”
“Onu görüyorum.”
“Öyleyse sorun ne?”
Draco cevap vermedi.
Pansy ona baktı.
“Draco…”
“Ne?”
“Biraz kıskanç gibisin.”
Draco’nun yüzü kızardı.
“Değilim.”
Pansy gülümseyerek önündeki tabağa döndü.
“Tabii.”
Dersler bitene kadar her şey normaldi.
Ta ki öğleden sonra ortak salonda oturana kadar.
Ben kitabımı okurken Mattheo yanıma geldi.
“Y/N.”
“Ne oldu?”
“Bir şey göstereceğim.”
Kitabımı kapattım.
“Neyi?”
Mattheo tam cevap verecekken Tom geldi.
“Ne yapıyorsunuz?”
Mattheo ona baktı.
“Seni ilgilendirmez.”
Tom’un yüzündeki ifade değişti.
“Bence ilgilendiriyor.”
“Neden?”
“Çünkü o benimle çalışacak.”
Başımı kaldırdım.
“Ben seninle çalışacağımı ne zaman söyledim?”
Tom bir an sustu.
Mattheo güldü.
“Gördün mü?”
Tom ona ters bir bakış attı.
“Sen karışma.”
“Karışırım.”
“Mattheo.”
“Tom.”
İkisi de ayağa kalktı.
Ortak salondaki birkaç kişi onlara dönüp bakmaya başladı.
Ben de ayağa kalktım.
“Yeter artık!”
Tom bana baktı.
Mattheo da sustu.
“Ben kimsenin kavga sebebi değilim.”
Tom hiçbir şey söylemedi.
Mattheo ise gözlerini kaçırdı.
Pansy yanıma geldi.
“Y/N, gel.”
Draco da ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Pansy ona baktı.
“Sen niye geliyorsun?”
“Çünkü…”
Draco duraksadı.
“Çünkü gelmek istiyorum.”
Pansy gülümsedi.
“Tamam.”
Üçümüz birlikte ortak salondan çıktık.
Koridorda ilerlerken arkamı dönüp baktım.
Tom ve Mattheo hâlâ içerideydi.
İkisi de sessizdi.
Ama Tom’un bakışları doğrudan kapıya çevrilmişti.
Mattheo ise başını ellerinin arasına almıştı.
Pansy koluma girdi.
“Bence bu yıl hiç sakin geçmeyecek.”
Draco hemen cevap verdi.
“Kesinlikle.”
Ben gülümseyerek ikisine baktım.
“Bence de.”
Ama içimde bir his vardı.
Bu sadece başlangıçtı.