Ertesi sabah gözlerimi açtığımda Hogwarts’ın soğuk taş duvarlarıyla karşılaştım.
Yatağımdan kalkıp hazırlanırken Pansy çoktan aynanın karşısına geçmişti.
“Bugün İksirler var.”
“Biliyorum.”
“Tom Riddle’la aynı dersteyiz.”
“Onu bana hatırlatma.”
Pansy güldü.
“Dün seni ne kadar sinirlendirdiğini görmeliydin.”
“Bugün daha beterini yapacak gibi hissediyorum.”
“Belki de senden hoşlanıyordur.”
Pansy bunu söyler söylemez ona baktım.
“Pansy!”
“Ne? Sadece ihtimal.”
“Benden hoşlanmıyor. Sadece sinir etmeyi seviyor.”
Pansy omuz silkti.
“Bazen ikisi aynı şeyle başlayabilir.”
“Kesinlikle hayır.”
Büyük Salon’a girdiğimizde kahvaltı çoktan başlamıştı.
Draco masada bizi bekliyordu.
“Geç kaldınız.”
Pansy hemen yanına oturdu.
“Beş dakika.”
“Yine de geç.”
Ben Draco’nun karşısına oturdum.
Tam kahvaltıya başlayacaktım ki Pansy’nin yanındaki boş sandalyeye Mattheo oturdu.
“Günaydın.”
Pansy ona döndü.
“Günaydın.”
Mattheo’nun bakışları kısa bir an bana kaydı.
“Günaydın, Y/N.”
“Günaydın.”
Draco bunu fark etmişti.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Mattheo Pansy’yle konuşmaya başladı.
“Dün akşam ortak salonda mıydınız?”
“Evet.”
“Y/N de oradaydı.”
“Evet.”
Mattheo gülümsedi.
“Onunla konuşmaya çalıştım ama sürekli ders çalışıyordu.”
Draco araya girdi.
“Ders çalışması daha iyi.”
Mattheo ona baktı.
“Bence de.”
Pansy kaşlarını kaldırdı.
“Sen neden bu kadar ilgilisin?”
Mattheo gülümsedi.
“İlgilenmek yasak mı?”
Draco’nun yüzündeki ifade değişti.
Ben bunu fark edip hafifçe gülümsedim.
“Draco?”
“Ne?”
“Bir şey yok.”
“Niye gülüyorsun?”
“Hiç.”
Pansy de bana bakıp gülmeye başladı.
Draco ikimize şüpheyle baktı.
Tam o sırada Tom geldi.
Elinde kahvesi ve bir kitap vardı.
Yanımızdan geçerken durdu.
“Malfoy.”
Başımı kaldırdım.
“Ne?”
“Bugün İksirler dersinde hazırlan.”
“Niye?”
Tom kitabını masaya bıraktı.
“Çünkü dün çok özgüvenliydin.”
“Özgüvenli olmamın ne sakıncası var?”
“Hiç.”
Tom oturdu.
“Bugün o özgüveni biraz azaltacağım.”
Gözlerimi devirdim.
“Sen gerçekten çekilmezsin.”
“Bunu dün de söylemiştin.”
“Çünkü hâlâ öylesin.”
Tom gülümsedi.
“Güzel.”
İksirler sınıfına girdiğimizde herkes yerlerine geçti.
Profesör Slughorn tahtaya yeni bir tarif yazdı.
“Bugün biraz daha zor bir iksir hazırlayacaksınız.”
Tom bana baktı.
“Hazır mısın?”
“Son derece.”
“Güzel.”
“Çünkü seni geçeceğim.”
Tom kısa bir kahkaha attı.
“Bunu gerçekten düşünüyor musun?”
“Evet.”
“Ne kadar tatlı.”
“Tom.”
“Efendim?”
“Kes.”
“Tamam.”
Ama gülümsemeye devam etti.
Ders başladı.
Malzemeleri dikkatlice ölçüp kazana ekledim.
Tom da kendi masasındaki işlemleri kusursuz şekilde yapıyordu.
Bir süre sonra yanıma geldi.
“Yanlış.”
Başımı kaldırdım.
“Neresi?”
“İkinci malzemeyi çok erken ekledin.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Hayır.”
Tom kazana baktı.
“İstersen birazdan görebiliriz.”
“Sen kendi iksirine bak.”
“Benimki zaten mükemmel.”
“Ne kadar mütevazısın.”
“Gerçekleri söylemek kibir değildir.”
Pansy arkamızdan seslendi.
“Bence ikiniz de susun.”
Tom yerine döndü.
“Ben susarım. Y/N konuşmaya devam ediyor.”
“Çünkü sen başlatıyorsun!”
Tom sadece güldü.
Birkaç dakika sonra Slughorn masaları kontrol etmeye başladı.
Önce Tom’un kazanına baktı.
“Harika, Riddle.”
Tom bana döndü.
“Duydun mu?”
“Evet.”
Sonra Slughorn benim kazanıma baktı.
“Malfoy… oldukça iyi.”
Tom’un yüzündeki gülümseme biraz silindi.
“Oldukça iyi mi?”
Slughorn başını salladı.
“Evet. Hatta Riddle’ınkiyle neredeyse aynı seviyede.”
Tom kaşını kaldırdı.
“Neredeyse?”
Slughorn güldü.
“Bu sefer Riddle biraz daha başarılı.”
Tom bana döndü.
“Üzgün müsün?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Çünkü yüzün—”
“Tom.”
“Tamam.”
Bu kez gerçekten sustu.
Ama yüzündeki zafer ifadesi her şeyi anlatıyordu.
Ders bittikten sonra koridorda yürürken Mattheo yanıma yetişti.
“Y/N.”
“Efendim?”
“Bugün iyiydin.”
“Teşekkürler.”
“Tom’a çok takılma.”
“Takılmıyorum.”
Mattheo gülümsedi.
“Bence takılıyorsun.”
“Sen de onun tarafını tutuyorsun.”
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Ben senin tarafındayım.”
Bunu söylerken sesi biraz daha yumuşaktı.
Ben cevap veremeden Tom koridorun diğer ucundan seslendi.
“Mattheo!”
Mattheo arkasına döndü.
“Geliyorum.”
Sonra tekrar bana baktı.
“Sonra görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Tom kardeşinin yanına geldiğinde ikisi kısa bir süre konuştu.
Tom’un bakışları bir kez bana kaydı.
Sonra hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Öğle yemeğinde Pansy, Draco’nun yanına oturmuştu.
Mattheo ise karşılarında oturuyordu.
Pansy bir şey anlatırken Mattheo ona gülümseyerek cevap verdi.
Draco’nun yüzü giderek asılıyordu.
Sonunda bana doğru eğildi.
“Bunlar neden sürekli konuşuyor?”
Ona baktım.
“Kim?”
“Pansy ve Mattheo.”
“Arkadaş oluyorlar herhalde.”
Draco’nun kaşları çatıldı.
“Çok konuşuyorlar.”
“Rahatsız mı oldun?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Y/N.”
Gülmemek için başımı önüme eğdim.
Pansy o sırada bize baktı.
“Ne konuşuyorsunuz?”
Draco hemen cevap verdi.
“Hiç.”
Pansy şüpheli bir ifadeyle baktı.
“Tamam…”
Ben ise artık emindim.
Draco’nun Pansy konusunda garip bir hali vardı.
Ama bunu kendisine söylemek için henüz erkendi.
Akşam ortak salonda ders çalışırken kitabımı açtım.
Karşıma bir parşömen düştü.
Başımı kaldırdım.
Tom karşımda duruyordu.
Parşömende tek bir cümle yazıyordu:
“Yarın tekrar yarışıyoruz.”
Tom bana baktı.
“Bu sefer kazanamayacaksın.”
Parşömeni elime aldım.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü senden daha iyiyim.”
“Rüyanda.”
Tom hafifçe gülümsedi.
“Yarın görüşürüz, Malfoy.”
Arkasını dönüp giderken ona baktım.
Bu çocuk gerçekten sinirlerimi bozuyordu.
Ama nedense…
Her seferinde onunla tartışmayı biraz daha fazla bekler olmuştum.