Ertesi sabah gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey gece gördüğümüz görüntüydü.
Taş kapı.
Ve arkasındaki Voldemort.
Mührü boynumdan çıkarıp avucumun içine aldım.
Normal görünüyordu.
Sanki gece hiçbir şey olmamış gibi.
Ama ben bunun böyle olmadığını biliyordum.
Kahvaltıya indiğimde Tom beni bekliyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
“Uyuyabildin mi?”
“Pek sayılmaz.”
“Ben de.”
Yanına oturdum.
“Dün geceki görüntüyü düşündüm.”
“Ben de.”
Tom önündeki küçük parşömeni bana uzattı.
“Bunu sabah buldum.”
Açtım.
Üzerinde Hogwarts’ın eski bir planı vardı.
Haritada kalenin daha önce hiç görmediğim bir bölümü işaretlenmişti.
“Burası ne?”
“Bilmiyorum.”
Mattheo da yanımıza geldi.
Haritaya bakınca yüzü değişti.
“Bunu nereden buldun?”
“Odama bırakılmış.”
Mattheo haritayı eline aldı.
“Bu bölüm Hogwarts’ın güncel planlarında yok.”
“Demek ki gizli.”
Tom başını salladı.
“Ve bence dün gece gördüğümüz kapı orada.”
Derslerden sonra Hermione, Harry ve Ron’la buluştuk.
Haritayı masaya serdik.
Hermione hemen incelemeye başladı.
“Bu çok eski.”
Harry işaretli bölgeye baktı.
“Buraya nasıl gideriz?”
Ron:
“Önce nerede olduğunu bulsak?”
Tom parmağını haritanın kenarına koydu.
“Burada bir yazı var.”
Hepimiz eğildik.
Yazı neredeyse silinmişti.
Hermione yüksek sesle okudu:
“Mühür sahibinin kanı olmadan kapı açılmaz.”
Herkes bana baktı.
“Harika,” dedim. “Yine ben.”
Ron hafifçe güldü.
“Senin hayatın gerçekten normal değil.”
“Bunu fark etmen güzel.”
Akşam saatlerinde gizli bölgeyi bulmaya karar verdik.
Tom önde, ben hemen arkasında, Mattheo ise yanımızda yürüyordu.
Koridorun sonunda eski bir duvar vardı.
Haritadaki sembolle aynı.
Tom duvara dokundu.
Hiçbir şey olmadı.
Ben elimi uzattım.
Mühür bir anda parladı.
Duvarın üzerinde ince bir çatlak oluştu.
Sonra taşlar yavaşça geri çekildi.
Karşımızda karanlık bir geçit belirdi.
Mattheo fısıldadı:
“Burası gerçekten varmış.”
Tom bana döndü.
“Arkamdan ayrılma.”
“Emredersiniz.”
Tom hafifçe gülümsedi.
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
Birlikte içeri girdik.
Geçidin sonunda büyük bir oda vardı.
Duvarlarda eski büyü yazıları bulunuyordu.
Tam ortada ise taş bir masa vardı.
Üzerinde bir kutu duruyordu.
Kutunun kapağında Riddle sembolü vardı.
Tom yaklaşınca kutu açılmadı.
Ben yaklaştığımda ise kilit kendiliğinden çözüldü.
İçinden eski bir mektup çıktı.
Mektubu açtım.
İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.
“Mührün bir sonraki taşıyıcısına…”
Tom yanıma geldi.
“Devam et.”
Okumaya devam ettim.
“Eğer bu mektubu bulduysan, kapının yeniden açıldığı anlamına gelir.”
Mattheo sessizce:
“Kapı…”
Mektubun devamında tek bir isim vardı.
Tom Riddle.
Tom’un yüzündeki ifade değişti.
“Benim adım neden burada?”
Mektubun son cümlesini okudum.
“Çünkü onu yalnızca sen ve mühür sahibi birlikte durdurabilirsiniz.”
Oda buz gibi oldu.
Tom bana baktı.
“Onu kim?”
Tam o anda odanın arkasından bir ses geldi.
“Bunu öğrenmek için buraya kadar gelmeniz gerekiyordu.”
Hepimiz aynı anda döndük.
Karanlığın içinden bir siluet çıktı.
Voldemort.
Tom asasını kaldırdı.
“Sen…”
Voldemort’un bakışları önce Tom’a, sonra bana çevrildi.
“Artık size gerçeğin bir kısmını anlatma zamanı geldi.”
Mührüm parlamaya başladı.
Ve odanın duvarında taş kapı yeniden belirdi.
Bu kez kapının üzerinde tek bir kelime vardı:
VARİS.