Kitabın üzerindeki kelime gözlerimin önünden gitmiyordu.
VARİS.
Tom kitabın sayfasını dikkatlice çevirdi.
“Burada bir şey olmalı.”
“Belki de varis sensindir.”
Tom başını kaldırdı.
“Ben mi?”
“Riddle soyundan geliyorsun.”
“Bu kadar kolay olsaydı mühür seni seçmezdi.”
Bu cevap ikimizi de susturdu.
Parmağımı sembolün üzerine götürdüm.
Mühür hafifçe ısındı.
Tom hemen elini uzattı.
“Dokunma.”
“Niye?”
“Çünkü son seferinde neredeyse bütün salonu aydınlattın.”
Gülerek elimi geri çektim.
“Tamam.”
Tom bana baktı.
“Sen bunu fazla normal karşılıyorsun.”
“Sen yanımdayken daha az korkuyorum.”
Tom birkaç saniye sustu.
Sonra yüzündeki sert ifade yumuşadı.
“Ben de sen yanımdayken daha az korkuyorum.”
Bu cümle beni hazırlıksız yakaladı.
Tom genellikle duygularını böyle açık söylemezdi.
“Bunu gerçekten söyledin mi?”
“Evet.”
“Not almalıyım.”
Tom güldü.
“Abartma.”
Akşam Büyük Salon’a indiğimizde Mattheo bizi gördü.
“Bir şey buldunuz mu?”
Tom başını salladı.
“Varis kelimesini bulduk.”
Mattheo’nun yüzü ciddileşti.
“Ne varisi?”
“Bilmiyoruz.”
Tam o sırada Astoria masaya geldi.
“Belki de benimdir.”
Tom ona baktı.
“Senin olduğunu nereden çıkardın?”
Astoria kollarını birleştirdi.
“Riddle ailesini senden daha uzun zamandır tanıyorum.”
Mattheo kaşını kaldırdı.
“Bu pek mantıklı değil.”
Astoria ona sertçe baktı.
“Sen karışma.”
Mattheo cevap vermek üzereydi ki Tom araya girdi.
“Yeter.”
Astoria’nın bakışları tekrar bana döndü.
“Sen bu işin neresindesin?”
“Bilmiyorum.”
“Bence biliyorsun.”
“Bilseydim söylerdim.”
Astoria birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Tom’un sana güvenmesini anlamıyorum.”
Tom ayağa kalktı.
“Çünkü ona güvenmek benim kararım.”
Astoria’nın yüzü gerildi.
“Onu bu kadar savunmak zorunda mısın?”
“Evet.”
“Niye?”
Tom bana baktı.
“Çünkü benim için önemli.”
Sessizlik.
Mattheo hafifçe başını eğdi.
Pansy uzaktan bizi izliyordu.
Draco ona fısıldadı:
“Yine ne oldu?”
Pansy gülümsedi.
“Hiçbir şey. Sadece Tom’un sonunda duygularını kullanmayı öğrenmesini izliyorum.”
Gece kütüphaneye geri döndüğümüzde Tom eski kitabı yeniden açtı.
“Buraya bak.”
Sayfanın kenarında çok küçük bir yazı vardı.
“Varis, kanla değil seçimle belirlenir.”
Şaşkınlıkla Tom’a baktım.
“Yani…”
“Yani bunun soyla ilgisi olmayabilir.”
“Peki neyle ilgili?”
Tom kitabın diğer sayfalarını çevirdi.
Bir çizim çıktı.
Bir yılan.
Bir kapı.
Ve kapının önünde iki kişi.
Birinin üzerinde Riddle ailesinin sembolü vardı.
Diğerinin üzerinde ise Malfoy armasına benzeyen bir işaret.
Kalbim hızlandı.
“Tom…”
“Görüyorum.”
“Bu biz olabilir miyiz?”
Tom cevap vermedi.
Sayfanın altında başka bir cümle vardı:
“İki soy birleştiğinde kapı açılır.”
Birbirimize baktık.
Tom kitabı yavaşça kapattı.
“Sanırım neden seni seçtiğini anlamaya başlıyoruz.”
Tam o sırada mührüm parladı.
Kütüphanenin duvarında bir gölge belirdi.
Bir kapı.
Kapının ardında ise tanımadığım bir oda vardı.
Ve odanın ortasında duran kişi…
Voldemort’tu.
Görüntü bir anda kayboldu.
Tom ayağa kalktı.
“Yarın babama gitmemiz gerekiyor.”
“Yine mi?”
“Bu kez cevapları almadan dönmeyeceğiz.”
Mührü avucumun içinde tuttum.
Çünkü artık tek bir şeyden emindim:
Bu hikâyede varis yalnızca bir kişi değildi.