Hogwarts’a döndüğümüzde hava çoktan kararmıştı.
Kalenin ışıkları uzaktan görünüyordu. Normalde bu görüntü içimi rahatlatırdı ama bu gece farklıydı.
Boynumdaki mühür hâlâ sıcaktı.
Elimi kolyenin üzerine koydum.
Tom hemen fark etti.
“Yine mi?”
“Evet.”
Mattheo yanıma yaklaştı.
“Üzerinde ne yazıyor?”
Kolyeyi çıkardım.
Kapı sembolü hâlâ oradaydı.
Altındaki yazıyı üçümüz de görebiliyorduk.
“Geçmişini öğrenmeden geleceğini seçemezsin.”
Mattheo kaşlarını çattı.
“Bence bu bir uyarı.”
Tom başını salladı.
“Ya da bir davet.”
“İkisi arasında çok fark var,” dedim.
Tom bana baktı.
“Biliyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonunda kaleye girdik.
Ertesi sabah Büyük Salon’a indiğimde her şey normal görünüyordu.
Öğrenciler kahvaltı ediyor, öğretmenler kendi aralarında konuşuyor, Pansy ise Draco’ya bir şeyler anlatıyordu.
Beni görünce hemen el salladı.
“Y/N! Buraya gel!”
Yanına oturdum.
“Ne oldu?”
Pansy yüzüme dikkatlice baktı.
“Bir şey olmuş.”
“Niye herkes bunu söylüyor?”
Draco da bana baktı.
“Çünkü yüzün çok düşünceli.”
“Biraz uykusuzum.”
Pansy gözlerini kıstı.
“Yalan söylüyorsun.”
Tam cevap verecekken Harry, Ron ve Hermione masamıza yaklaştı.
Hermione’nin elinde birkaç kitap vardı.
“Y/N, seninle konuşabilir miyiz?”
Şaşırdım.
“Tabii.”
Harry etrafına baktı.
“Burada değil.”
Tom bunu duyunca ayağa kalktı.
“Ne hakkında?”
Hermione ona baktı.
“Henüz bilmiyoruz.”
Tom’un kaşları çatıldı.
“Bu pek güven verici değil.”
Ron araya girdi.
“Merak etme, onu kaçırmayacağız.”
Mattheo güldü.
“Bundan emin değilim.”
Kütüphaneye geçtiğimizde Hermione kitaplarını masaya bıraktı.
“Dün gece seni kalenin dışında gördüm.”
Kalbim hızlandı.
“Bizi mi gördün?”
“Tam olarak değil. Ama yanında Tom ve Mattheo vardı.”
Harry cebinden küçük bir parşömen çıkardı.
“Bunu da bulduk.”
Parşömeni açtığında gözlerim büyüdü.
Üzerinde benim kolyemdeki sembol vardı.
“Bu nerede bulundu?”
Hermione cevap verdi.
“Yasak Bölüm’e yakın eski bir kitabın arasında.”
Tom kitabı eline aldı.
“Bu sembol Riddle Mührü’yle aynı.”
Harry ona baktı.
“Riddle Mührü mü?”
Tom bir an sustu.
Ben araya girdim.
“Bunu araştırıyoruz.”
Hermione hemen sordu:
“Ne zamandır?”
“Bir süredir.”
Hermione’nin yüzündeki ifade değişti.
“Y/N, bu sembol sıradan bir büyü işareti değil.”
“Biliyorum.”
“Hayır. Sanırım ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsun.”
Kitabın bir sayfasını açtı.
Sayfanın kenarında eski bir not vardı.
“Mühür sahibini seçtiğinde, kapı yeniden açılır.”
Tom sayfaya yaklaştı.
“Kapı.”
Mattheo hemen kolyeye baktı.
“Aynı kapı.”
Hermione başını salladı.
“Evet.”
Harry:
“Peki kapı nereye açılıyor?”
Kimse cevap veremedi.
Ron sessizliği bozdu.
“Bence bunu öğrenmeden önce biraz daha araştırmalıyız.”
Tom kitabı kapattı.
“Katılıyorum.”
Hermione bana baktı.
“Bir şey daha var.”
“Neymiş?”
“Bu mühürle ilgili kayıtlarda yalnızca üç isim bulunuyor.”
“Kimler?”
Hermione sayfayı çevirdi.
İlk isim silinmişti.
İkinci isim okunamayacak kadar eskiydi.
Üçüncü isim ise netti.
Salazar Slytherin.
O an odadaki herkes sustu.
Mattheo yavaşça:
“Bu mümkün değil.”
Hermione başını salladı.
“Ben de öyle düşündüm.”
Tom’un bakışları bana döndü.
“Y/N…”
Elimi kolyeye götürdüm.
Mühür yeniden parlamaya başlamıştı.
Bu kez ışığın içinde küçük bir görüntü belirdi.
Taştan bir kapı.
Kapının önünde duran bir kadın.
Ve kadının boynunda…
aynı mühür.
Görüntü bir anda kayboldu.
Harry ayağa kalktı.
“Bunu gördünüz mü?”
“Evet,” dedim.
Tom sessizce bana baktı.
“Artık geçmişini bulmamız gerekiyor.”
Başımı salladım.
Çünkü ilk kez şunu anlamıştım:
Bu mühür yalnızca benim hikâyemi anlatmıyordu.
Benden önce birileri onu taşımıştı.
Ve belki de o insanların başına gelenler, benim geleceğimi belirleyecekti.