İçeriğe geç

Zorbadan Aşk’a

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Zorbadan Aşk’a

Bölüm 13

Tesadüf

Bahçenin arka tarafındaki küçük taş köprünün yanında Mattheo beni bekliyordu.

Elinde dün incelediğimiz kitap vardı.

Beni görünce kitabı kapattı.

“Tam zamanında.”

“Bir şey buldun mu?”

“Bulmuş olabilirim.”

Yanına oturdum.

Mattheo kitabı açtı ve birkaç sayfa çevirdi.

“Dün gece şu sembolü araştırdım.”

Parmağını sayfanın köşesindeki küçük yılan işaretine götürdü.

“Burada aynı sembol var.”

“Ne yazıyor?”

Mattheo yazıyı okudu.

“Riddle ailesinin eski kayıtlarında bu işaretin… birini korumak için kullanıldığı yazıyor.”

Kaşlarımı çattım.

“Beni mi koruyor?”

“Henüz bilmiyoruz.”

“Peki neden bana verildi?”

Mattheo kitabı kapattı.

“Bence asıl soru bu.”

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Mattheo bana baktı.

“Dün…”

“Efendim?”

“Tom biraz fazla tepki verdi.”

İstemeden güldüm.

“Fark ettim.”

“Ben de.”

Mattheo’nun yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

“Bence senden hoşlanıyor.”

“Tom mu?”

“Evet.”

“İmkânsız.”

“Öyle mi?”

“Bana sürekli sataşıyor.”

“Belki de yöntemi budur.”

“Çok kötü bir yöntem.”

Mattheo güldü.

“Bence de.”

Tam o sırada biraz ileride bir hareket gördüm.

Tom.

Bize doğru geliyordu.

Mattheo onu görünce kitabı kapattı.

“Ve işte kanıt.”

“Ne kanıtı?”

“Tesadüf.”

Tom yanımıza geldi.

“Burada ne yapıyorsunuz?”

Mattheo sakince cevap verdi.

“Konuşuyoruz.”

“Bunu görüyorum.”

Tom’un bakışları kitaba kaydı.

“Yine şu kolye meselesi mi?”

“Evet.”

“Ne buldunuz?”

Mattheo kitabı kendine doğru çekti.

“Henüz sana anlatacak kadar değil.”

Tom’un kaşı hafifçe kalktı.

“İlginç.”

“Ne?”

“Hiçbir şey.”

Tom bana baktı.

“Bütün gün burada mı olacaksınız?”

“Belki.”

“Anladım.”

Bir adım geri çekildi.

Ama gitmedi.

Mattheo ona baktı.

“Bir yere mi gidiyordun?”

“Hayır.”

“Öyleyse neden hâlâ buradasın?”

Tom’un yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.

“Canım istedi.”

Mattheo başını iki yana salladı.

“Tabii.”

Tom’un bakışları yeniden bana döndü.

Sonra Mattheo’nun bana biraz fazla yakın oturduğunu fark etti.

Yüzündeki ifade anında değişti.

“Mattheo.”

“Efendim?”

“Biraz kenara çekil.”

Mattheo şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne?”

“Çok yakınsınız.”

Birkaç saniye sessizlik oldu.

Mattheo’nun dudaklarının kenarı kıvrıldı.

“Gerçekten mi?”

Tom hiçbir şey söylemedi.

Mattheo bana baktı.

Sonra tekrar Tom’a.

“Yoksa kıskanıyor musun?”

Tom’un bakışları sertleşti.

“Saçmalama.”

“Öyleyse sorun ne?”

“Hiçbir sorun yok.”

Ben Tom’a baktım.

“Tom, sabahtan beri bizimle uğraşıyorsun.”

“Uğraşmıyorum.”

“Bayağı uğraşıyorsun.”

Tom cevap vermedi.

Mattheo hafifçe güldü.

“Bence kardeşim kendisiyle çelişiyor.”

Tom ona ters ters baktı.

“Sen sus.”

“Tamam.”

Ama Mattheo’nun yüzündeki gülümseme kaybolmadı.

Öğleden sonra ortak salona döndüğümde Draco ve Pansy’yi birlikte buldum.

Pansy koltukta oturuyordu.

Draco ise karşısında ayakta duruyordu.

“Ne konuşuyorsunuz?”

Pansy hemen cevap verdi.

“Abinin fazla korumacı olduğunu anlatıyordum.”

Draco bana baktı.

“Pansy saçmalıyor.”

“Ben mi?”

Pansy ayağa kalktı.

“Dün gece Y/N’nin odasına üç kez gidip iyi olup olmadığını kontrol eden kimdi?”

Draco sustu.

Ben gülmeye başladım.

“Üç kez mi?”

“İki.”

Pansy güldü.

“Üç.”

Draco ona baktı.

“Sen de saymışsın.”

“Tabii.”

İkisi birbirine bakarken aralarında tuhaf bir sessizlik oluştu.

Pansy’nin gülümsemesi yavaşladı.

Draco da gözlerini kaçırdı.

Ben ikisini izlerken artık emin olmaya başlamıştım.

Burada bir şeyler vardı.

Akşam odama çıktığımda kolyeyi çıkarmaya karar verdim.

Boynumdaki zinciri tuttum.

Tam açacağım sırada kolye ısındı.

Elimi geri çektim.

“Ne oluyor?”

Kolyenin üzerindeki yılan sembolü hafifçe parladı.

Sonra odanın duvarında kısa süreliğine aynı sembol belirdi.

Geri çekildim.

Kapı açıldı.

Tom.

“Y/N.”

“Efendim?”

Tom içeri girdi.

Gözleri doğrudan kolyeye gitti.

“Onu çıkarma.”

“Az önce aynısını yapmaya çalıştım.”

Tom yanıma geldi.

“Ne oldu?”

“Parladı.”

Tom’un yüzündeki ifade değişti.

“Ne?”

“Bak.”

Kolyeyi gösterdim.

Tom birkaç saniye ona baktı.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

“Bunu bana neden daha önce söylemedin?”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Çünkü sen sormadın.”

Tom sustu.

Sonra kolyeye tekrar baktı.

Bu kez yüzünde alaycı bir ifade yoktu.

Sadece ciddi bir merak vardı.

“Yarın bunu birlikte araştıracağız.”

“Mattheo’yla araştırıyordum.”

Tom’un yüzü yine gerildi.

“Biliyorum.”

“Bir sorun mu var?”

Tom kapıya doğru yürüdü.

“Yok.”

Kapının eşiğinde durdu.

Sonra arkasına bakmadan ekledi:

“Bu kez ben de geleceğim.”

Kapı kapandı.

Ben yatağın kenarına oturup kolyeye baktım.

Tom’un neden bu kadar ilgilendiğini hâlâ anlayamıyordum.

Ama artık bir şeyden emindim.

Bu kolye, Riddle ailesinin sandığımdan çok daha büyük bir sırrını saklıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.