King’s Cross istasyonunda her zamanki kalabalık vardı.
Peron 9¾’te Hogwarts Ekspresi’nin kırmızı gövdesi buharlar çıkararak bekliyordu. Öğrenciler aileleriyle vedalaşıyor, baykuş kafesleri taşınıyor, sandıklar vagona yerleştiriliyordu.
Ben ise elimdeki valizi sürükleyerek kalabalığın arasından ilerliyordum.
“Y/N, bekle!”
Sesini duyduğum anda durdum.
Draco, her zamanki kendinden emin ifadesiyle bana yetişti.
“Beni beklemeden gitmeye mi çalışıyordun?”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Beş dakikadır seni bekliyorum, Draco.”
“Abartma.”
“Abartmıyorum.”
Draco gözlerini devirdi ve valizimi elimden aldı.
“Gel. Bir kompartıman bulalım.”
Birlikte trene bindik.
Bir süre sonra Hogwarts Ekspresi’nin daha sakin olan vagonlarından birinde boş bir kompartıman bulduk. İçeri girip karşılıklı oturduk.
Draco hemen cüppesinin cebinden bir kitap çıkardı.
“Bu yıl Slytherin’de herkesin yerini bilmesi gerekiyor,” dedi.
“Daha okul başlamadı bile.”
“Ben şimdiden plan yapıyorum.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Tam o sırada kompartımanın kapısı açıldı.
Pansy Parkinson başını içeri uzattı.
“Buradaymışsınız!”
Ardından hiç izin istemeden içeri girip yanıma oturdu.
“Y/N, sana anlatacağım o kadar çok şey var ki.”
“Daha trene yeni bindik.”
“Tam da bu yüzden.”
Draco başını iki yana salladı.
“İkiniz beş dakika yalnız kalırsanız Hogwarts’ın bütün dedikodusunu öğrenir.”
Pansy ona baktı.
“Sen de dinlersin.”
“Hayır.”
“Dinliyorsun.”
“Dinlemiyorum.”
Ben ikisine bakıp kahkaha attım.
Pansy benim en yakın arkadaşımdı. Draco ile çocukluğumuzdan beri birbirimizi tanıyorduk ama Pansy’nin yanında her zaman biraz daha rahat hissediyordum.
Tam konuşmaya devam edecekken kompartımanın kapısı bir kez daha açıldı.
Bu kez içeri iki kişi girdi.
İkisini de daha önce görmemiştim.
Öndeki çocuk uzun boylu, sakin ve dikkat çekici derecede soğukkanlıydı. Siyah saçları düzgünce taranmıştı. Yüzünde neredeyse hiçbir ifade yoktu.
Yanındaki çocuk ise ona göre daha rahat görünüyordu. Elini cebine sokmuş, etrafı meraklı gözlerle inceliyordu.
Draco kaşlarını çattı.
“Evet?”
Siyah saçlı çocuk önce Draco’ya, sonra bana baktı.
“Burası boş mu?”
Draco cevap vermeden önce Pansy konuştu.
“Boş.”
Çocuk kompartımana girdi.
“Teşekkürler.”
Yanındaki çocuk da oturdu.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra siyah saçlı çocuk sakin bir sesle konuştu.
“Tom Riddle.”
Yanındaki çocuğu işaret etti.
“Bu da kardeşim Mattheo.”
Mattheo hafifçe başını salladı.
“Memnun oldum.”
Draco kollarını göğsünde birleştirdi.
“Malfoy.”
Sonra beni gösterdi.
“Kız kardeşim Y/N.”
Pansy de kendini tanıttı.
“Pansy Parkinson.”
Tom’un bakışları kısa bir süre üzerimizde dolaştı.
“Malfoy.”
Bunu söylerken sanki soyadımızı zihninde bir yere kaydediyordu.
Draco’nun bundan hoşlanmadığını yüzünden anlayabiliyordum.
“Bu dönem Hogwarts’a yeni mi geliyorsunuz?” diye sordum.
Tom başını salladı.
“Evet.”
“Daha önce başka bir okulda mıydınız?”
Mattheo cevap verdi.
“Bir süre.”
Tom ona kısa bir bakış attı.
Mattheo sustu.
Bu küçük hareket dikkatimi çekmişti.
Pansy de fark etmiş olacak ki bana doğru hafifçe eğildi.
“Bunlarda bir gariplik var.”
Fısıldadığını sanıyordu ama Mattheo’nun bunu duyduğundan emindim.
Mattheo gülümsedi.
“Daha tanışalı iki dakika oldu.”
Pansy hiç bozuntuya vermedi.
“Ben insanları hızlı çözerim.”
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Beni çözdün mü?”
Pansy birkaç saniye düşündü.
“Hayır.”
Mattheo güldü.
“Dürüstmüşsün.”
Draco ise hâlâ Tom’a bakıyordu.
“Peki hangi binaya gireceksiniz?”
Tom’un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bunu Seçmen Şapka söyleyecek.”
Kompartımanda kısa bir sessizlik oldu.
Tren yavaşça hareket etmeye başlamıştı.
Hogwarts’a doğru yolculuk başlamıştı.
Ben camdan dışarı bakarken Tom’un da aynı yöne baktığını fark ettim.
Bir süre sonra göz göze geldik.
Bakışlarını ilk çeken o olmadı.
Ben de çekmedim.
Ta ki Draco’nun sesi duyulana kadar.
“Y/N.”
Başımı çevirdim.
“Efendim?”
Draco kaşlarını kaldırdı.
“Biraz fazla sessizsin.”
“Bir şey düşünüyordum.”
“Neyi?”
Omuz silktim.
“Yeni gelenleri.”
Tom bunu duydu.
Fakat hiçbir şey söylemedi.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Ve nedense o gülümseme, Hogwarts’a vardığımızda bu yılın diğer yıllardan çok farklı olacağını hissettirdi.
Henüz hiçbirimiz bilmiyorduk.
Bu iki kardeşin Hogwarts’a gelişi, okulda yıllarca konuşulacak olayların başlangıcı olacaktı.
