Ekranı kaydıran sevgili okurlar, buraya küçük bir uyarı bırakıyorum: Eğer hayatınızın bir döneminde "Ben her şeyi hallederim, evrene pozitif enerji gönderiyorum!" deyip, o enerjinin dönüp dolaşıp yüzünüzde patladığı olduysa, yalnız değilsiniz. Tam olarak o kulübe hoş geldiniz.
Ben Defne. Hayat felsefesi "her şer içinde bir hayır barındırır" olan, ama şerlerin genellikle beni bulduğu o kız.
Mezuniyetime ramak kala, zorunlu stajım için şehrin en prestijli ama bir o kadar da disipliniyle nam salmış teknoloji ve mühendislik firmasının kapısından içeri adım atmıştım. Üzerimde en profesyonel duracağını düşündüğüm (ama muhtemelen beni iş görüşmesine giden heyecanlı bir liseli gibi gösteren) ceketim, elimde sıkı sıkı tuttuğum kahvemle hazırdım. Evrene gönderdiğim olumlu mesajlar buraya kadardı. Gerisi tamamen fiyaskoydu.
"Siz yeni stajyer Defne olmalısınız," dedi insan kaynaklarındaki kadın, bana acıyan bir gözle bakarak. "Alaz Bey'in yanına asistan ve stajyer olarak atandınız. Kendisi şu an test laboratuvarında."
"Harika!" dedim büyük bir neşeyle. "Yeni insanlarla tanışmayı ve ekip ruhunu çok severim!"
Kadın bana cevap vermek yerine sadece yutkundu ve "Bol şans," dedi. Keşke o an arkama bakmadan kaçmam gerektiğini anlasaydım.
Laboratuvarın kapısını hafifçe tıklatıp içeri girdiğimde, etraf kablolarla, devasa ekranlarla ve ne işe yaradığını asla anlamadığım teknik cihazlarla doluydu. Odanın tam ortasında, arkası dönük, siyah tişörtünün kollarını dirseklerine kadar katlamış, elindeki havya ile bir devre kartına odaklanmış bir adam duruyordu.
"Merhaba!" dedim odadaki sessizliği tamamen yırtacak kadar yüksek ve neşeli bir ses tonuyla. "Ben Defne! Bugün yeni asistanınız olarak başladım. Birlikte harika işler yapacağımıza eminim!"
Adam elindeki havyayı yavaşça masaya bıraktı. O kadar ağır hareket ediyordu ki, sanki içinden sabır duası okuyordu. Dönüp bana baktığında, gözlerindeki o "lütfen git ve beni yalnız bırak" ifadesini kilometrelerce öteden okuyabilirdiniz. Dağınık siyah saçları, yorgunluktan hafifçe çökmüş ama aşırı keskin bakan gözleriyle tam bir "insan sevmeyen dahi" prototipiydi.
"Birlikte iş yapmayacağız," dedi, sesi buz gibi soğuk ve düz bir tonda çıkmıştı. "Sen orada oturacaksın, ses çıkarmayacaksın ve benden bir şey öğrenmeye çalışacaksın. Eğer çok konuşursan, staj dosyanı ilk günden iptal ederim."
Gülümsemem yüzümde hafifçe dondu ama pes etmedim. "Anladım! Biraz ketumuz yani. Olsun, zıt kutuplar birbirini çeker derler!"
Alaz masadaki kahve bardağına uzandı, bardağın boş olduğunu görünce derin bir nefes alıp bana döndü. "Zıt kutuplar fizikte birbirini çeker Defne. Burası bir laboratuvar, romantik bir gençlik dizisi değil. Hayatın sert gerçekleriyle tanışmak istiyorsan, ilk işin bana sade, şekersiz bir kahve getirmek olsun. Ve lütfen, yürürken enerjini biraz azalt. Başımı ağrıtıyorsun."
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. İçimden bir ses 'Bu adam tam bir duvar' diyordu. Ama diğer ses ise 'O duvarı rengarenk boyayacağız Defne, kaçışın yok' diye fısıldıyordu.
Yazar Notu: Evet, GölgeKalem sahnede! Defne'nin o bitmek bilmeyen neşesi, Alaz'ın buzdan duvarlarına çarptı. Sizce Defne bu kahve görevini nasıl halledecek? Alaz'ın stajı iptal etme tehdidi blöf mü, yoksa ciddi mi? Yorumlara yazın, bir sonraki bölümü ona göre şekillendirelim!