Varlığının varlığım için olmamasını dilerdim..
Tavandaki floresan lamba cızırtıyla yanıp söndü. Koridorda asılı duran saat gece üç yirmiyi gösteriyordu. Kalabalık ve her zaman ölümün çürümüş kokusunun çöktüğü kemoterapi salonu bomboştu.
Şıp.
Şıp.
Dikkatim ellerime yöneldi.
Uzaktan gelen çığlık sesleri, üzerime sıçramış kanın kollarımdan parmak uçlarıma yol çizerek yere damlayan sesini bastıramıyordu.
Ritmik olarak damlayan kan üzerimdeki beyaz hastane elbisesiyle tezatlık oluşturmuştu.
Titrek bir nefes verdim. Koridorun ortasında dikiliyordum.
İçeriden sürekli kırılma dökülme sesi geliyor, dev botlarının yerde ezdiği camların sesini duyabiliyordum. Hiç durmadan hareket ediyor, hararetle bir şey arıyordu.
Çığlık atmak istedim.
Birinin beni bu kabustan uyandırması gerekiyordu.
Arkamda duyduğum kıpırtı sesiyle döndüm. Yerde, kendi kan gölünün içinde boylu boyunca uzanmış adamın boğazından hırıltılar geliyordu. Henüz diğerleri gibi ölmemişti.
Donmuş bacaklarımı hareket ettirmek zor olsa da başardığımda ona doğru bir adım attım. Ayaklarım gölet oluşturmuş kana basarken sıcaklığı karşında irkilmişti bedenim. Nefes sesini duymak için yaklaştığımda gözlerini araladı. Elini tutunmak için bana doğru kaldırmaya çalıştı.
Kim olduğunu bilmiyordum, ne iş yaptığını ya da neden burada olduğunu. Sesleri duyup yardıma mı gelişmişti yoksa canını kurtarmak için çaresizce kaçıyor muydu?
Artık önemi yoktu.
Uzanıp buz gibi olmuş parmaklarını tuttum. Dudaklarından yardım çığlıklarını dökmeye çalıştı, boğazına akmış kanı konuşmasını engellese de cam gözlerindeki korku ayna gibiydi. Yardım isteyeceğini düşündüm. Onu kurtarmamı isteyeceğini.
"K-kaç." Dedi boğuk sesle.
O zaman fark ettim arkamdaki dev gölgeyi. O zaman fark ettim kırılıp dökülme seslerinin kesildiğini. Havaya tüm ağırlığıyla çökmüş olan kan kokusuna karşın aldım erkeksi kokusunu.
Adamın mavi gözleri yavaşça arkamdaki gölgeye doğru baktı.
Arkamı dönmemiştim ama adamın gözlerinin içinde görmüştüm ona doğrultulan silahın simsiyah namlusunu.
Silah patladı.
Tuttuğum el patlamayla elimden kaydı.
Kafası göletin içine düştü ve hırıltıyla aldığı nefesi göğsüne aldığı ikinci bir kurşunla durdu.
Cam gözlerindeki ışık söndü.
Kalbim bir kez daha korkuyla attı.
"Benimle geliyorsun, kalp hırsızı."