İçeriğe geç

ZİL ÇALDI KALBİM DURDU

Bölüm 2 · 2 dk okuma

ZİL ÇALDI KALBİM DURDU

Bölüm 2

2. Bölüm

---

2. Bölüm — "Sessizlik Bir Cevapsa, Ben Soru Olayım"

Kantindeki köfte kokusu hâlâ burnumda... Ama ben başka bir şeyi kokluyorum: Kaan’ın garipliği. Şimdiye kadar "sessizlik bir tepki midir, yoksa kişisel bir duvar mı?" diye düşünüyordum. Bugünse... bu duvarı biraz tırmalamaya karar verdim.

Öğleden sonraki ilk ders edebiyat. Herkes yerinde, Canan hoca derse yeni bir projeyle başlıyor.

“Çiftler hâlinde bir karakter analizi yazacaksınız. Size göre ‘sessiz bir karakter ne anlatır?’”

Dersin sonunda isimler eşleşti. Tüm sınıf nefesini tuttu. Çünkü herkes bir kişiden kaçınıyordu: Kaan. Ve evrenin o tatlı ironisi işte tam da orada devreye girdi...

“Ada ve Kaan, siz birlikte çalışıyorsunuz.”

Sessizlikten bir çığlık yükselmedi, ama içimdeki ses “GERÇEKTEN Mİ!?” diye bağırdı. Elif, yan masadan kaşlarını kaldırarak gözleriyle “Roman olur bu!” diye işaret etti.

Ders bitince Kaan’ın yanına yaklaştım. Yani... kendimce “yaklaşmak.” Aramızda hâlâ on santimlik sessizliğe saygı mesafesi vardı.

“Şey... karakter analizi için... ne zaman çalışabiliriz?”

Kaan gözlerini kaldırdı. Bakışı düz, ama içinde bir şeyler gizliydi.

“Sen yaz. Ben okurum.”

Bu cümleyle karşıma sınav sorusu çıksaydı ağlardım. Ama şimdi ağlamadım.

“Ben... birlikte çalışsak daha iyi olur bence.”

Kaan kısa bir sessizlikten sonra omuzlarını silkti.

“Tamam.”

Bu “tamam”, beni Nobel almış gibi sevindirmedi tabii. Ama başlangıçtı.

Çalışma zamanı olarak ertesi gün okul sonrası belirlendi. Kütüphane. Tam Kaan’a göre: sessiz, düzenli ve duygusuz. Elif "Gizli ajanlar hep kütüphaneleri sever" diyerek beni uğurladı.

Ertesi gün, saat dört. Kütüphanedeyim. Kaan tam zamanında geldi. Elinde yine o siyah defter. Bir gün o deftere dokunmazsam bu hikâye eksik kalacak hissi içimi kemiriyor.

Çalışmaya başladık. Karakter analizi hakkında konuşmaya çalışıyorum ama Kaan daha çok başını sallıyor.

“Peki... bir karakter neden sessiz olur sence?”

“Sessizlik, bir şey söylemek istememekten değil... kimsenin duymamasındandır,” dedi.

O an elimdeki kalem düştü. Çünkü bu cümle, öyle bir vurdu ki… içimdeki Ada bile durup “bu çocuk kim ya?” dedi.

Bu cümleyle kütüphanenin havası değişti. Sessizlik artık korkutucu değil, merak uyandırıcıydı. Ve ben... o sessizlikte kendimi tanımaya başladım. Onu tanımaya çalışırken kendimle yüzleştiğimi fark ettim.

Çalışma bittiğinde defterini kapattı ve bir şey söyledi:

“Senin yazdıkların... fazla konuşuyor ama bir şey anlatmıyor.”

O cümleyle önce sinirlendim. Sonra düşündüm. Belki de haklıydı. Belki de ben çok fazla kelimeyle kendimi anlatmaya çalışırken... onun tek kelimesi yeterliydi.

Kaan kalktı, gitti. Her zamanki gibi sessizce.

Ben defterime baktım. Son yazdığım cümleyi okudum:

> “Sessiz karakterler konuşmaz. Ama insan en çok onları duymak ister.”

Belki bu cümle bile eksik... ama Kaan gibi birini anlayabilmek için eksik kalmak da bir başlangıçtır. Ve hikâyemiz... eksiklerimizi birbirimize çaktırmadan anlatmakla devam ediyor.

---

✨

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.