İnsanlar dışarda kaçıyordu. Biz ise kapana kısılmıştık. Alevlerin beni içine alacağından korkuyordum. Hiç öleceğimi düşünmemiştim ama burnuma gelen yanık kokuları bana öleceğimi hissettiriyordu. Hepimiz bir köşeye çökmüştük.
Sadece Ozan ayaktaydı.
"Sıkıştık kaldık bu siktiğimin tuvaletinde!" Deniz Ozan'ı kolundan tutup yere oturmasını sağladı. "Sakin ol come on baby biraz relax," Ege Deniz'in bu cümlesine "benimle dalga mı geçiyorsun lan it," diyen öldürücü bakışlarını attı.
Nil, sessizdi. Bacaklarını karnına çekmiş, kafasını kollarının arasına gömmüştü. Bu, gizlenmenin açık haliydi. Ozan hâlâ panikten delirmek üzereydi. Ayağa kalktım ve tüm gücümle kapıya tekme attım. "Lara, boşuna çabalama. Dışarısı savaş alanına dönmüş. Kimse bizi fark etmez," dedi Ege. Benim de havasızlıktan başıma ağrılar girmeye başlamıştı. Kapıya vurmayı bırakıp Nil'in yanına oturdum. Nil bana sarıldı. Ağlamıyordu, ama benden çekildiği zaman burnundan kanlar aktığını fark ettim. Gözlerim hafif belli edemediğim bir korkuyla açıldı. Cebimden alelacele peçeteyi çıkarıp tampon uyguladım. Nil'in nefes darlığı başlamıştı. Onu omuzlarından sarsıp başını bana kaldırmasını sağlamaya çalıştım. "Nil, cevap ver. İlacın yanında mı?" Sakindim ama ellerim titriyordu. Cevap alamayınca tekrar sarstım. Burnundan daha çok kan aktı. Onu destekleyerek çantasının yanına gittim ve açıp karıştırmaya başladım. İlacını arıyordum. Ceketinin ceplerine ve çantasının içini aradım ama bulamadım. "Kahretsin!" Kapıya o anki attığım tekmeyle kapıda ufak(?) bir çatlak oluştu.
"Ölmeden önce birbirimizi tanıyalım bari," Dedi Deniz. Hâlâ işin dalgasına yatıyor gibiydi. Nil'in kanaması azalmıştı. Ege, duvardaki girintilere tırmanarak ufak pencereyi açtı. "Ben Ege, Ege Yılmaz. Hiçbiriniz umrumda değilsiniz. Ben ölmeyeyim yeter," ses tonu oldukça umursamaz, soğuk ama karizmatikti. Kumrala çalan saçları ve yeşil gözleri vardı. Bedeni oldukça iri ve boyu uzundu. "Ben Deniz Karam. Hayatı eğlencesine yaşıyorum," Ege'yi işaret etti. "Şu lavuğa çok takılmayın, biraz gerizekalılık var. Müdürün oğlusun diye zeki olacak değilsin ya," Kendi dediğine kendi güldü. Deniz ve Ege tam tersiydi. Deniz esprili ve her saniyesini eğlenceye harcayan biriydi. Siyah saçlı, mavi gözlüydü. Beyaz teni Deniz'e gerçekten yakışıyordu. E bunların hepsi iri yarı, aralarında Nil ile beni toplasan biri etmez. Ege ona öldürücü bakışlarını atarken Nil burnundaki peçeteyi çıkarıp konuştu. "Nil Göktepe. Sadece Lara ve ben yaşayayım yeter," üzümlü kekim ya, beni de düşünürmüş. Nil'in duru bir güzelliği vardı. Sarı saçları, beyaz teni, hafif kızarık yanakları ve bebeksi yüz hatları onu minik gösteriyordu. "Ozan Çağrı derler bana güzellik, ama sen aşkım diyebilirsin," Nil'e göz kırptı. Odun işte, krizin ortasında bile birine yürümesi lazım ya. Nil ise "Sana piç demek daha uygun olur Ozancığım," GO GİRL!! Nil ve Ozan'ın atışmaları bitti ama artık alevler bizi bulmuştu. Kapı birden kırılarak yere düştü ve alevler odayı sardı. Kapıdan çıkamazdık, pencere çok küçüktü, musluklar çalışmıyordu. Şansımızı sikeyim denilecek ortamdaydık. Alevler git gide üzerimize geldi. Arkaya doğru giderken sırtım birinin göğsüne çarptı. Arkaya dönüp baktığımda Ege'yi gördüm. O, beni bırakmak yerine beni kendine çekti. Alevler dibimizdeydi. Nil ağlamaya başladı. Hepimiz bir köşeye sıkıştık. Ayakta durmaya çalışırken dizlerim titredi, tam bu sırada bir çift kol beni havaya kaldırdı. Ege beni kucağına aldı. Bacağımda kocaman bir yanık oluşmuştu ve yürüyemiyordum. "Deniz, Nil'in çantasına bak!" Dedi Ege bir yandan beni kavrarken. Nil'in çantasında bir su matarası vardı. Deniz, suyun tamamını önümüzü açmak için kullandı. Hepimiz koşarak oradan çıktık. Dışarı çıktığımızda pek ayık olduğum söylenemezdi. Çok duman solumuştum ve zihnim bulanıktı. Ege'nin sıcacık bedenini hissediyordum. Bacağımda bir sızı vardı. Gözlerim doldu o anki acıyla. Ege beni kucağından sedyeye yerleştirdi. Son hatırladığım beyaz önlüklü insanların etrafta koşturduğu ve ambulans sesleri. Alevler sustu, sirenler konuştu. Herkes bir şekilde yaşayacaktı ama aynı kişi olarak mı? Orası tartışılır.
(Bu sadece giriş bölümüydü. Birinci bölüm yoldaaaa)
