1486-İngiltere
Sonbahar varlığını hafiften hissettirmeye başlarken Bayan Coral etrafında neşeyle koşan çocuklarını sıcaklık ve sevgi dolu gözlerle izliyordu. Kucağında tuttuğu minik kızının abi ve ablasıyla oynamak istediğini biliyordu, ama daha çok küçük olduğu için izin vereceğini zannetmiyordu.
"Hey! Ama bu hileydi!" Astra, Bayan Coral'ın tek oğlu, kalkarken ablasına söylendi. Yüzündeki çamuru sildi ve ablasınıda çamura doğru itti. Ablası, Scarlett, Bayan Coral'ın ilk göz ağrı idi. Scarlett çamuru boylayan Astrayı izlerken kahkalarla gülüyordu ki neşesi uzun sürmedi ve kendisine çamurda bulması pek uzun sürmedi. Scarlett buna pekala sinirlenmiş olacakki Astraya atıldı ve ikili çamurda kirlenmeye ve oynamaya devam ettiler.
Bayan Coral kucağındaki miniğe baktı. Nevada, onun en küçüğü ve içten içe onun ev sevdiği evladıydı. Hiç ses çıkarmaz, abisi gibi hiperaktif, ablası gibi konuşkan değildi. Nevada sadece 4 yaşındaydı, ama çok uslu olduğu için çevresinden pek çok övgü alırdı. Bayan Coral tılsım sahibinin Nevada olduğundan neredeyse emindi, Nevadayı hiç dışarı çıkarmazdı, dışarı çıkmasınada izin vermezdi. Ablasi ve abisi ilede neredeyse hiç oynatmazdı, ya onun aklına yaramazlık sokup olası potansiyeline ulaşmasını engellerlerse? Bayan Coral sadece Nevadada bir ışık görüyordu. Gelecekte 6 gelecek tek zarının o olacağına adı gibi emindi, sonuçta anne içgüdülerı yanılmazdı, değilmi?
"Hadi çocuklar, yağmur yağmadan eve dönelim, hasta olmayın." Bayan Coral nahif sesiyle seslendi. Buna ilk isyan eden Astra oldu.
"Ya ama anne! Oynuyorduk-" Astranın sesini kesen kişi Bay Victor, yani babalarıydı.
"Eve geçin."
*TimeSkip. 1493.*
Kazana koyduğum suyun kaynamasını beklerken sıkıntılı bir nefes verdim. Annemin bir cadı olduğunu biliyordum. Onu geçen ay babama bağlama büyüsü yaparken yakalamıştım, ne kadarda aptal bir kadındı, güzelliğiyle bir çok soyluyu ağına çekebilirdi ama o yinede sıradan bir tüccar olan babamı seçmişti. Aşkın gözü cidden körmüş demekki. Ona banada öğretmesini rica etmiş, tabiri caizse nazik bir şekilde emretmiştim, çünkü yaşadığımız ülke cadıları yakmaya can atıyordu, sadece cadıları değil, katlanamadıkları bütün kadınları. Çünkü İsa dışında bir erkeğin çarmıha gerildiğini göremezdiniz, gördünüzmü hiç? Bende öyle düşünmüştüm. Annemin hazinesi gibi sakladığı, gözü gibi saklayıp koruduğu odasındaydım. Annem bir çok cadı işini bu odada yapardı. Ve bende muhtemelen cadı olma potansiyelini gördüğü için saniyesinde öldürmek yerine eğitmeyi seçmişti. Aptal ablam yada akılsız kas çuvalı abimi değil, beni seçmişti. Ve bunun nedenini en iyi o biliyordu. Tavşan derisinden yaptığım tütsünün ucunu muma yaklaştırdım ve hafifçe yanınca üfledim. Tütsünün kokusu odayı doldururken kapı açıldı, ve sadece bir hayaletin sahip olabileceği kadar hafif adımlar ilerledi ve tam arkamda durdu. Soğuk ve kemikli ellerini omuzlarıma yerleştirdi. "Sencede bu kadar pratik yetmezmi, minik cadım?" Annem her zamanki manipülatif, nahif sesiyle konuştu. "Daha geyik kalbini bile kullanmadım. Her gün azıcık büyüyle nasıl cadı olmamı bekliyorsunki?"
Ona karşı gelmem onu bir hayli sinirlendirmiş olacakki sağ gözü hafiften seyirdi, ama yüzündeki tatlı ifadeyide bozmadı. Nasıl bir oyuncu ama.
"Sana yeter dediysem yeterdir, Nevada." Tılsımın bende olduğu için içten içe kendini yediğini, kıskandığını biliyordum. Dün gece onun için baktığım tarotta dikkatimi en çok çeken kart imparator olmuştu. Muhtemelen tılsım onu değil beni seçtiği için deliriyor, kafasını duvarlara çarpmak istiyordu. Ama pekte umrumda değildi açıkçası. Tek istediğim tılsımın nihai sahibi olmak. Öylede olacaktı, biliyordum. Kimse tılsımın sadece 1 kişiyi seçeceğine inanmazdı. Ona cevap vermeden ayaklandım ve odadan çıktım. Tanrım, neler oluyordu yine?
Dışarda yine bir kadının çığlıklarını duyabiliyordum. Hemen dışarı çıktım ve meydanı izlemeye koyuldum. Evet, yine cadı ilan edilen kişi Bayan Cherice idi. Upuzun güzel kırmızı saçları, ay gibi bakan bal rengi gözleri vardı. Kendi kocası onu meydanın tam ortasındakı çarmıha götürüyordu. Zavallı Bayan Cherice ise çaresizce çırpınıp bağırmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bütün kasaba olanları izlerken kilisenin ünlü papazı, Bay Percival elindeki çarmıhı Bayan Cherice'e tutuyordu ve yakılmasını emrediyordu. Ne zaman bir kadın yakılsa kalbimde hissettiğim o uyuşma tekrar başladı. Onları kurtaramazdım. Kimse kurtaramazdı.
.