Sene 1948...
Nazilerden kaçan yahudiler yitik umutları ve yaslarıyla yeni bir yurt arayışı içindeydiler. Denizin ötesine doğru yola çıktılar ve birkaç gün sonra Filistin topraklarına vardılar.
Kendilerine “İsrailoğulları” diyorlardı; atalarının kutsal kitaplarda geçen izleriyle gurur duyuyorlardı. Fakat Filistin halkının onları kabul edeceğini pek sanmıyorlardı. Çünkü tarihte peygamberlerini öldüren tek kavim olarak anılıyorlardı. Bu yüzden geldikleri topraklarda düşman değilse bile, en azından dışlanacaklarını düşünüyorlardı.
Lakin düşündükleri gibi olmadı.Filistinliler, onları bağırlarına bastılar.Onlara barınacak yer verdiler, bazıları topraklarını sattı, bazıları ise sadece insanlık etti. Uzun bir süre yan yana yaşadılar. Aynı pazar yerlerinde alışveriş yapıldı, çocuklar aynı sokaklarda oynadı.
Ama sonra, misafirler ev sahipliği taslamaya başladı.Ve bir gün… İsrailoğulları, dostlukla uzatılan elleri kana buladı.
Kapılara elektrik yüklediler, çocuklara korkuyu öğrettiler, okullara kin tohumları ektiler.Mescid-i Aksa’ya girişleri kısıtladılar.Kendi çocuklarına, Filistinli komşularını "yok edilmesi gereken düşman" olarak öğrettiler.
Misafir olarak geldikleri yurtta, evin gerçek sahiplerini susturmak için duvarlar ördüler. Ve her duvar, bir çocuğun hayalini ezdi.