İçeriğe geç

Zeyhun

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Zeyhun

Bölüm 9

3.Bölüm Tecri Kraliçe Hamile

"Karanlığı sularda hissettim. Işığımı bulmam uzun sürecek"

"Beni buraya kim itti? Kimsin sen? Söyle kim? "

"Benim kim olduğu gerçektende bilmek mi istiyorsun. "

"Evet kimsin sen? "dedim meraklı bir endişeyle.

"Ben Lidya. "

"Lidya mı? "

"Evet Lidya. Seni Tecri kraliçe zannettim. Burada olacağını duyduğum için buraya geldim ve onu kuyuya atacaktım. "

"Bunu nasıl böyle rahat bir şekilde anlatırsın? Bu büyük bir suç. Onu ne kadar sevmesemde canının alınmasını istemezdim. "dedim.Galiba kafamı vurmuştum. Elimi kafama koyduğumda kan geldiğini gördüm. İyi ki hayattaydım. "Kan.Kaaan"diye bağırmaya başladım. Acı içinde kıvranıyordum. Derken Lidya'dan bir ses geldi. "İyi misin Zeynep? Nasıl kan akıyor kafandan çok mu?"Endişelendiğini sesinden anlamıştım ama bu katil olmaya yakın biri için pek önemli sanmıyordum. O yüzden Lidya'ya sert bir tavırla bağırmaya başladım. "Yalandan üzülmüş gibi yapmana gerek yok üzülmediğini biliyordum. Bana acıyormuş gibi davranma. Sen bunu başka birine yapacaktın birde. Ya ölmeseydi. Nasıl bir ceza alacağını biliyormuydun? Hadi ölsede vicdan azabından yaşayabilir miydin? "dedim ama dinlediğini düşünmüyordum. Ses gelmeyince beni burada bırakıp gittiğini düşündüm. Bir kaç dakika öylesine bekledim. Neredeyse bayılmak üzereydim. Fazla kan kaybetmiş olacaktım ama Allah'a iyileşmem için dua etmiştim. Eminimki duam kabul olacaktı. Kendimi biraz daha huzurlu hissettim. Dua etmem beni biraz daha rahatlatmıştı. Derken Lidya'nın sesi duyuldu. Ardından bir halat geldi aşağıya. "ipin ucundan tut. Seni çekeceğiz."

"Çekeceğiz derken kimler var orada."

"Komşularımız var merak etme hadi ipi tut."

"Tamam"dedim şaşkınlık içinde. Başına taş düşmüştü heralde. Yani aslında şaşırmamak da gerekir sonuçta beni değil Tecri Kraliçe'yi hedeflemişti. Biz yakın arkadaştık ama Nastanya kraliçe yüzünden birbirimize düşman olmuştuk neredeyse. İpe tutundum. Beni çekiyorlardı. Çektiklerin de gördüm ki Lidya en başlarındaydı. Çok korkmuşa benziyordu. Düşünüyorum ki her ne kadar kötü biri olsada bence eski dostuna üzülebilirdi. Onun başına bir şey gelse bende üzülürdüm. Baktığıma göre yakınlarda da bir yatak vardı. Beni oraya taşıdılar ve kafama pansuman yaptılar. Her şey anlıkdı sanki. Bir anda gerçekleşmişti olanlar.

Ben ise hâlâ şoktaydım. Kafamı sargı bezi ile de sardıktan sonra orada ki derme çatma bir çadıra bırakıp gittiler beni. Lidya'ya teşekkür etmek istiyordum. Çoktan gitmişti halbuki. Neyse ki sonra onu bulur teşekkür ederdim. Yanıma uzun siyah dalgalı saçlı bir kadın geldi ve yanımdaki tabureye oturdu. "Ne oldu iyi misin" diye sordu. Tanımadığım için cevap vermedim. Sadece iyiyim manâsında kafamı salladım. "Eminimki sende buraya yeni geldin. Kim olduğunu biliyorum. Bende aynı yerden geldim." dedi kadın. Kasdettiği şeyi anlamış gibiydim. Anlam veremiyordum.Biraz daha kendine gelince sordum. "İsminiz nedir ve ne iş yapıyorsunuz?" diye sordum. Gerçekten bir tane daha katili hazmedemezdim.Kabul edemezdim. Çok geçmemiş olacak ki yanıt geldi. "İsmim Nevruz. İşim ise büyücüyüm."dedi kadın.Artık ona büyücü kadın olarak seslenecektim.Ne yazıkki aynı şehirden görevlendirilmemiz pek hoşuma gitmedi.

O da büyük bir yıkım bırakabilirdi bu şehirde. O yüzden pek iyi anlaşabileceğimizi sanmıyorum. Gözünde bir plan olduğunu düşünüyorum. Belki benden plan için yardım isteyecekti ama ben ona yardım etmeyecektim. Biraz daha hüzün veremezdim bu şehire. Verdiklerim için bile azap çekerken yenilerine katlanamazdım. Dışarı çıktım. Biraz daha iyi hissediyordum kendimi. Gökyüzünü seyre daldım. Bulutlar dağınık, gökyüzü açıktı. Güneş bazen kendini gösteriyor, bazen bize küsüyor önüne bulutları çekiyordu. Uzun gövdesi olan az sayıdaki yeşil ağaçlar güneşe dönmüştü. Sıcaktan bayılmak üzere olan kedi ve köpekler ağacın gövdesine yatmış uyuyorlardı.

Hüzün getirdiğim o kadar belliydi ki. En başta keşke tanısaydım burayı. Bir gün buradan alınıp götürülsemde üzülmüyecektim. Herkese olanları açıklayıp ortadan kaybolabilirdim. Bu beni daha az üzerdi.

"Neyse ben gideyim. Sen iyileşince kuyunun orada buluşuruz." dedi.Bana samimi gelmeye başlamıştı. Acaba aynı şehirden görevlendirildiğimiz için mi bana yakın davranıyordu? Yoksa aklımı çelip bana bir oyun mu oynayacaktı? Sonuçta onu da Nastanya kraliçe göndermişti. Son zamanlarda benden bilgi alamadığı için birini gönderip işimi bitirtebilirdi. Ancak birini beni öldürmek için görevlendirse Lidya'yı görevlendirirdi. "Tamam sonra görüşürüz"dedim geçiştirerek. Daha buluşmak istemiyordum beni görmediği sürece. Az bir nüfusa sahip olan bir şehir olduğu için her an karşılaşmamız an meselesi olabiliyordu.

...

Tecri Kraliçe öğlen yemeğini yiyordu. Lidya'ya kim söylediyse yalan söylemiş. Tecri Kraliçe kuyunun oraya hiç gitmemişti bugün. Acaba gerçekten mi itmişti beni yoksa kazara mı olmuştu. Eğer gerçekten ittiğini düşünürsek Nastanya Kraliçe'den şüphelenmeye başlayacağım. Buna göre dikkatli olacağım. Planımı yapıp sağlama alacağım. Sarayın içerisine çoktan girmiştim. Tecri Kraliçe'nin odasının kapısını tıkladım. Ardından "gel"sesiyle içeri girdim. "Sen kimsin ve niçin geldin? "dedi kısık bir ses ile. " Ben Zeynep. Size kıyafet dikiyorum. Bu zamana kadar kıyafetlerinizi ben yaptım. Şimde size herhangi bir tane daha kıyafet yaptıracak mısınız diye soracaktım? "dedim. Aslında tamamen konu farklıydı.

Bahane ederek gelmiştim. Aslında gerçektende bunu soracaktım ama şimde değil. " Yok şuanlık bir kıyafet yaptırmayacağım. İstersem Nefis Hanım'a söylerim"dedi sakin bir ifade ile. Ardından başı dönmeye başlamıştı ki sağa sola sallanıyordu. Gözünün karardığını görebiliyordum. Biraz daha sallansa yere düşecekti. Birden bire olan bu rahatsızlık neyin nesi oluyordu. Onda daha önce böyle bir rahatsızlık görmemiştim. Tek dileğim önemli bir hastalığının olmamasıydı. Çünkü bu halk zaten çok acı çekti. Bir daha acı çekmelerini istemiyordum. Tecri Kraliçe'yi her ne kadar çevmesemde Nastanya Kraliçe kadar kötü biri değildi. Bir kere olsun tahtın boş kalmaması gerekiyordu. Bu halk boş taht olunca yine gerileyecek yoksullanıcak. Ben halâ size anlatırken o sallanıyordu. Elini makyaj yaptığı masanın üstüne tuttu. Bir andan da bana çaktırmamaya çalışıyordu. Sanki ben anlamadım. "İyi misiniz? Pek iyi görünmüyorsunuz. "dedim art arda. Tecri Kraliçe ise beni duymuyor gibiydi. Yanına yaklaştım. Elimi uzatmıştım ki bana eliyle dur işareti yaptı. Geri adım atıp duraksadım. "İyiyim ben "diye geçiştirdi. En son kendini bıraktı. Kollarıma yığıldı. Ben ise kollarıma yığılması ile çığlık çığlığa kalmıştım. İlk saray koridorunda çalışan Nermin Hanım geldi. Çığlığımı duyunca elindeki işlerin hepsini bırakıp koşturmuş olmalıydı.

Gelir gelmez durumu ona anlattım. "Başı dönüyordu. İyiyim dedi ama iyi görünmüyordu. Biraz sallandıktan sonra kollarıma yığıldı" Galiba belim kopmuştu. Nermin Hanım diğerlerini çağırmıştı acalece. İçeri ilk hekim Necmi, sonra Kollakan Kral, daha sonra yine Nermin Hanım girdi. Durumu zaten onlara anlatmıştı Nermin Hanım. Benim anlatmama gerek kalmadan Hekim onu daha iyi tedavi olabileceğimi bir yere götürmemizi istemişti. Bunun için vezirlere ihtiyaç vardı. Vezirleri çağırmak ise bana düşüyordu.

Kapıdan çıkar çıkmaz koşturmuştum. Önüme gelen herkese çarpıyordum. Bir yandan da "Özür dilerim... Özür dilerim... Özür dilerim... "diyip geçiştiriyordum. Bir şey olmasından korkuyordum. Vezirlerin yanına gelmem 1 dakikamı almıştı. Öyle hızlı koşmuştum ki hızımı alamayıp düşüyordum ki Yorhun Bey beni tuttu. Evet Yorhun Bey gitmemiş ama buna sevinemiyordum. Nefes nefese anlatmaya çalışırken sadece anlamsız kelimeler çıkıyordu ağzımdan.

"Ehheeeeeee tevcctbe vfgbsmjsnnd"

Yorhun Bey anlamsızca bana bakıyordu. "Biraz nefes al. Sonra anlat. "dedi.Haklıydı.Nefes alıp verdim ve biraz sakinleştim. Sonra söze girdim. "Tecri Kraliçe bayıldı. Başı dönüyordu. Sonra bayıldı. "dedim tek bir nefeste. Dediğim 10 saniye olmamıştı. Hepsi bir anda koşturmuştu. İçerisi tıklım tıklım olmuştu. Tecri Kraliçe ise baygın yatıyordu. Kollakan Kral Tecri Kraliçe'nin elini tutmuş, ovuşturup defalarca öpüyordu. Onu ilk defa bu kadar endişeyle görmüştüm. O bir kaç saat hiç ses bile oluşmadı. Vezirler onu Hekimin istediği yere götürmüş, Nermin Hanım ve ben dışarıda bekliyorduk. Kollakan Kral ise bizim bir kaç adım gerimizdeydi. Vezirler Tecri Kraliçe'yi bıraktıktan sonra Kollakan Kral'ın yanına gidip onu teselli etmeye çalıştılar.

"Merak etme iyi olacak. " Bunu diyen Yorhun Beydi. Kollakan Kral onu görevden almıştı ama o onu bu zor gününde yalnız bırakmadı. Hep yanındaydı. Şu getirdi. Teselli etti. Kollakan Kral'ın böylesine iyi bir veziri kaybetmemesi gerekiyordu. Fakat bunlar burada konuşulacak şeyler değildi.

Ben ise can sıkıntısından gökyüzündeki bulutları izliyordum. Aaa şu vagona benziyor... Şu da bir çocuğa... Şu ise bir kuşa benziyordu. Arkadan Lidya'nın sesini duymuştum. Arkamı döndüğüm an yanında büyücü kadınında olduğunu farkettim. Bunlar ne ara tanışmışlardı. "Ne oldu? Niye herkes burada toplanmış? "dedi Lidya kısık bir sesle. Ben söyleme tarafında değildim ama elinde sonunda buradaki biri söyleyecekti. Ben ona söylersem o bunu yine Nastanya Kraliçe'ye söyleyecekti ve artık o tek değildi. Büyücü kadın da vardı. O da onun yanındaydı. İşte dediğim gibi cevap verildi. "Tecri Kraliçe bayılmış"dedi Nermin Hanım. "Aaaa öylemi çok geçmiş olsun" diyerek giderken eline telefonunu aldığını gördüm. Kesin Nastanya Kraliçe'ye mesaj yazıyordu. Arkalarını döndüklerinde gülüm dediklerini görmüş gibiydim. Lidya'nın bana yardım etmesinden sonra biraz daha iyiye yöneldiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. İnşallah Tecri Kraliçe'ye bir şey olmazda mutlulukları yarım kalır.

Hiç hoş değildi yaptıkları. Kollakan Kral'ın güldüklerini görmemesi onların şansı olmuş. Yoksa Kollakan Kral'ın onlara yapacaklarını düşünemiyordum. Yinede Nastanya Kraliçe kadar acımasız olamazdı. O eşsiz kötü. Onu geçen olamazdı. Büyü kadın ise bana kötü görünüyordu. Onu araştırdığıma göre;

Büyücü Kadın

uzun boylu, zayıf ve güzel biriydi. Siyah dalgalı saçları, ela gözleri var. Üstünde hep kahverengi bir savaş kıyafeti vardı sanki. Kürk gibi. Aynı şehirden gönderildik öyle değil mi? Duyduğuma göre Nastanya Kraliçe ile bir anlaşma yapmış. Bir istek üzerine istediği bir şeyi yapacağını söylemiş. Nastanya Kraliçe ise bu görevi vermiş. Önceki işi bir bakkalda çalışmakmış. Onun istediği ise 1 milyon dolar. Nastanya Kraliçe tabii bu teklifi kabul etmiş. O yüzden böyle bir anlaşma yapılmış. İki tarafta şuanlık memnun. Ama şuanlık. Sıkı arkadaşlık kurabiliyor. Yani sosyal bir hayatı var. Çekimser değil. Çok konuşkan olduğunu söyleyebiliriz. İyi de sır tutarmış öyle diyorlar. Aslında iyi biri olduğunu düşünüyorum. Acaba paraya ihtiyacı vardıda o yüzden mi böyle işlere girdi. Bende bir sebepten dolayı böyle bir hataya düşmüş, kendimi kurtaramıyordum.

"Herkesin bir hatası var belkide o hataya yapmaya mecbur bırakılırlar"

"İnsanların bizi anlaması gerekmez mi? Biz kötü biri değiliz sadece bir mahkûmuz. Bizde istemiyoruz. Bir gün hayır ya diyebilmeyi istiyoruz, tehdit edilerek yaşamayı değil. Umarım benim derdim size gerçekten sıkıcı gelmiyordur. Size ortaokula kadar eğitim gördüğümü söylesem ne düşünürdünüz? Bana göre bunlar büyük bir dertdi.Ben okuyup Hekim olmak istiyordum. Sizin hayallerinizi çekip sizden almaya çalışıyorlarsa hayır deyin. Okuyun. Tabii şimde kimseye öyle güzel gelmiyor dediklerim. Okusanızda iş bulamıyorsunuzdur değil mi? Ben onca sene okuyayım ama bir işe giremeyeyim.Ne büyük hayal kırıklığı. Söylemem gereken şeyler var size biliyorum. Bunları kitap sonunda anlatmam en doğrusu olur. "

Gelelim Tecri Kraliçe'nin durumuna. Ben sıkıntıdan bulutlara bakıyordum. Tecri Kraliçe tam 1.30 saattir içerideydi.

"Sanki şu bulut bir bebeğe benziyor"dedim Nermin Hanım'a dönerek. Umarım bu durumda bunları düşünmem kimseyi kızdırmıyordur.

Derken Necmi Hekim çıkmıştı. Bir kaç kan örneği aldıklarını ve onların sonuçlarını bekliyorlardı. Şimde ise sonuçlar çıkmıştı. Hepimizin toplandık Necmi Hekimin ağzından çıkan cümlelere bakıyorduk.

"Tecri Kraliçe hamileeeee"

Bölüm sonu

4 yorum