Hepsi tekrar yaşanıyordu. Yaşadığım anları tekrar yaşamak sıkıcı gelirdi değil mi? En son arkamdan biri dokunduğunda Lidya çıkmıştı. Yine aynı sonucu beklemem garip olurdu. Lidya buraya neden gelsin? Lidya olması olanıksızdı. E Nastanya Kraliçe de değildi. Yorhun Bey olarak düşünmem aptalca değildi. Daha öncede beni idamdan kurtarmıştı. Her an onu bekleyebilirdim. Gece gece karşıma çıkması hâyli hâyli olabilirdi. Gündüz bir anda karşıma çıkan gece de çıkabilirdi. Yine de temkinli bir şekilde arkamı döndüm.
"Tankyun"aynı sahneler canlanıyor gibiydi. Sanki yaşananlar başa dönmüştü. Bütün bu yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemiyordum. Bu olanlar bir daha canlanırsa kaldıramazdım. Her ne kadar gücümü keşfetsemde bu güç beni eşsiz kılmıyordu. Diğerleri gibiydim. İnsan isterdi ateş gücüne, su gücüne sahip olmayı ama bu güçler bende yoktu. Kraliyet masallarındaki halktan ibarettim.
"A pardon korkuttum mu? "
"Yok yok. Sadece irkildim. "
"Eee doğal olarak korkmuş oluyorsunuz. "
"Doğru."
"Siz iyimisiniz. "
"İyiyim."
"Telaşlı gibisiniz. "
"Yok nereden çıkartın. "
"Alnınız ter kabarcıklarıyla dolu. "
Karanlıkta pek belli olmadığını düşünüyordum. Belli oluyormuş. Utancımı gizlemeye çalışıyordum. Şuradaki cebimde bir mendil olacaktı. Alnımı onunla silmeliydim. O telaş içerisinde tek cebimde mendili aramaya başlamıştım. Bulamadıkça daha da utançtan başımı eğmiştim. Kim bilir daha nasıl görünüyorumdur. Kendimi göremediğim için telaşım artıyordu. Buna karşı koyamıyordum. İçinde olduğum durumdan bir an önce kurtulmalıydım. Cebimdeki mendili bulamamam bile sorundu.
"Bunu al istersen. " Tankyun cebinden temiz bir mendil çıkararak bana uzatmıştı. Daha da zor bir durum. O karanlıkta benim kim olduğumu çıkaramamıştı. Bu benim şansımdı.
"Teşekkürler"diyip gidiyordum ki bir anda eli ile kolumu tuttu.
"Bir şey mi gördün? "dedi sert tavrı ile.
"Hayır hayır bir şey görmedim. "
"Oh tamam o zaman gidebilirsin. "
"Bir şey mi olmuştu? "
"Bence üsteleme."
"Tamam tamam üstelemiyorum."bir şekilde anlamasından korktuğum için karışmamaya karar verdim. Şu ana kadar yaptığım en doğru karar galiba.
Acımasız insanlar oldukça kaybedeceğiz.
Nastanya Kraliçe'nin Mariya'ya yaptığının şoku aklımda duruyordu. Küçücük bedenine nasıl bunu yapabilirdi. Tecri Kraliçe Mariya'yı bana emanet etsede ben halâ Mariya'yı korumak için bir adım atmamıştım. Planımın 2.aşamasını yapmak için fırsat arıyordum. En yakın zamanda gerçekleşeceğini umuyordum.
Kendimi direk eve attım. Bu yorgun gecenin artık uykuya ihtacı vardı. Gözlerinden uyku akıyordu. Kulağıma annemin "hadi artık geç oldu yatağa"dediği geliyordu. Yanımda olsaydı yine öyle derdi. Ben büyüdüm ama o beni gözünde bebek olarak görürdü. Ayrılalı ne kadar oldu bilmiyorum. Nastanya Kraliçe bana görevi verdikten sonra artık bu şehre hiç gelmemiştim. Ben hatırlamıyorum ama siz ne kadar süre geçtiğini bilirsiniz. Ben hangi gün diye Belirtmediğin için siz sadece yıllarla da ne kadar olduğunu bulabilirsiniz. Kendimi yatağıma fırlattım. En güzel andı. Derin derin uyumak ne güzel olurdu.
Sabah 7.30 civarı uyandım. Daha fazla uyumak istiyordum. O kadar kötü bir pozisyonda yatmışımki heryerim tutulmuştu. Yatağımdan istemeye istemeye kalkmıştım. Pencerenin önüne geçip yaşadığım sokağa baktım. Güneşli olan nadir günlerden biriydi. Bolca yağmurdan sonra güneş içimi neşelendiriyordu. Bir huzur dağıtmış gibiydi. Yarının da böyle olmasını istiyordum çünkü yarın benim doğum günümdü. Güzel bir şekilde geçirmek istiyordum. Güneş bana neşe veriyordu. Dışarıda insanlar çocukları ile eğleniyordu. Çocuklar arkadaşları ile saklambaç, sek sek, körebe gibi oyunlar oynuyordu. Ben de küçükken arkadaşlarım ile körebe oynardım. Hep ben ebe olurdum. Kimseyi de yakalayamazdım. İşte benim hakkımda bilmediğiniz bir gerçek.
Zeynep körebe oynayamıyor. Hep ebe oluyor. Kimseyi yakalayamıyor.
Tek becerebildiğim oyun sek sek ve ebelemeceydi. Hızlı koştuğum için herkesi yakalardım. Zaten sek sek en kolayları. Bir tane taş bulurduk ve onu yere çizdiğimiz karelerden birine atardık. Sonra o taşın olduğu kareye basmaz geri döndüğümüzde o taşı ayağımızı yere koymadan alırdık ve oyun biterdi. Oyun esnasında çizgilere basarsak veya taşın olduğu kareye basarsak oyunu kaybederdik. Çok güzel zamanlardı. En sevdiğim oyundu. Benim bir lakabımda vardı. Lakabımı komik bulabilirsiniz ama o zamanlar çok seviyordum lakabımı. Bana serçe diyorlardı. İnce kısa boylu ve zarif olduğum için bana bu lakabı takmışlardı. Bir arkadaş grubumuz vardı ve o arkadaş grubumuzda sadece benim lakabım yoktu. 5 kişilik bir grubumuz vardı.
5 kızdık.
Elin
Sudem
Birik
Nazan
Bizim kız grubumuzdaki kızların isimleri buydu. Hepsinin garip garip isimleri vardı.
Elin
Uzun boylu sarı saçlı zayıf biri idi. Saçları beline kadar uzundu. Büyük çekik gözleri mavi renkteydi. Güzel bir yüzü vardı. Beyaz tenli rengine sahipti. Kırmızı dolgun dudakları çok güzeldi. En yakın dostumdu. Ona güvenim sonsuzdu. Beni hiç yarı yolda bırakmamıştı. Diğerleri ile çabuk ayrılmıştık. Onunla ise ben Latibule şehrine gittiğim zamana kadar arkadaştık. Her belayı beraber yaşardık. Onunla çok mutluydum. Ben gittikten sonra başka eve taşınmışlar. Yine aynı şehirde ama evinin nerede olduğunu bilmiyorum.
Sudem
kısa boylu biraz kilolu bir arkadaşımdı. Kahverengi kısa saçları vardı. Aralarında en kısa saçlı ben olsamda 2.en kısa saçlı Sudem'di. İri badem gözlüydü. İnce pembe dudakları vardı. Bir çok kez küsmüştük onunla. İnadı yüzünden ikide bir gruptan atılırdı. Kimse onunla iyi geçinemiyordu zaten. Sırrımızı paylaşsak 1 saatte bütün şehre yayılırdı. Bu nedenle kimse ona sırrını vermezdi. 12 yaşımdan sonra onunla daha konuşmadım. Hiç görüşmedik. Şuan başka şehirde olduğunu biliyorum. Hangi şehirde onu bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum. Lidya gibiydi. Güvenimi kazanıp hain planlar yapıyordu. Küsmemin nedenlerinden biri sırrımı söylemesiydi. Ona sırrımı söylemiştim. 1 saat sonra ise sırrımı herkes duymuştu. Ona güven olmaz.
Birik
Orta boylu orta kilolu biri idi. Uzun siyah saçları dizlerine geliyordu. Onunla 12 yaşında tanışmıştık. Bazı görevlerden geçtikten sonra gruba almıştık. Grubumuzun adı:Ay kızlar'dı. Bu gruba katılma şartları:
*10 yaş üstü olmalısın
*Aynı mahallede yaşamalısın.
*Daha önceden bir gruba katılmamış olmalı
*Ailenin izin vermiş olması(bazen grupça gezi yapabiliriz)
Birik bu görevlerin hepsine uymuştu. Ancak 1 sene sonra babasının başka şehirde işi çıktığı için başka şehire taşındılar. Onu çok fazla tanıyamamıştım. Gruptan ayrılırken baya ağlamıştı. Grubu çok sevmişti ancak o kadar vakit geçirememişti. Grubumuzun başkanı Elin'di ve o da gitmesini istemiyordu. Ne yazıkki gitmişti.
Nazan
Onunla Latibule şehrine gitmeden 1 ay önce tanışmıştık. Onu gruba alamadan ayrılmıştım. O zamanlar grupta sadece 2 kişi kalmıştık. Grubumuz bozulmuştu. Ben gidene kadar grubumuza alma kararında değildik. Ancak ben gideceğim zaman grubumuz bozulmasın diye onu gruba almıştık. Kısa boylu, zayıf bir vücudu vardı. Yeşil çekik gözleri, uzun kahverengi saçlarıyla birleşip şahane bir görüntü oluşturmuştu. Bir hastalığı var gibiydi. Galiba astım. Hep şık giyinirdi. Tarzı hoşuma gidiyordu. Saçlarını çok beğenirdim. Tek turuncu saçlı bendim. Kısa saçlaımın olması zoruma giderdi. Hep uzatmaya çabalardım. Galiba Latibule şehrine 20'li yaşlarımda gitmiştim. O zamana kadar grubumuz vardı. Bende hep saçlarımı uzatırdım. Kesme vakti geldiğinde hiç kestirmek istemezdim. Uzun saçı çok severdim. Ne yazıkki hepsi geride kaldı. Grubumuz artık yok.
Evimin penceresinden dışarıya doğru bakıyordum. Tankyun alışveriş yapmaya başlamıştı. Elinde pastalık malzemeler vardı. Kimin için olduğunu düşünüyordum. Derken aklıma Mariya geldi. Evet evet Mariya'nın doğum günüydü. 3 yaşına girecekti bugün. Çok büyümüştü ve babasından 3 yıl ayrı kalmıştı. Babasını tanımamıştı. Hangi şehire ait olduğunu anlamamıştı. Daha fazla burada olursa zalim olarak büyüyecekti. Eminimki bir prensesin zalim büyümesini kimse istemez. Her ne kadar kötü başrol prensesler olsada Mariya iyi biri olacaktı. Planımın 2.aşaması halâ uygulayamamıştım. Merak ediyorsunuzdur umarım. Bu masalın merak uyandırması güzel olur. 2 yıldır doğum günlerini kaçırıyorum galiba bu doğum gününde de yanında olamayacaktım. Sadece uzaktan bakabilirdim.
Elbet bir gün değerleneceğiz.
Hadi artık bende bu evden çıkmalıyım. Evde tıkalı kaldım resmen. Bir çıkıp hava almalıyım.
Üstüme lacivert yakalı gömlek giydim. Saçımı at kuyruğu yaptım ve dışarıya çıktım. Kapıda beyaz mavi gözlü yavru bir kedi vardı. Etrafa bakınmıştım ama başka kedi yoktu. Kedi o kadar da küçük değildi. Bir karışım 23 olduğunu hesaplarsak kedi tam bir karıştı. Miyavlamasını duyduğum için onu fark etmiştim. Annesi yoktu galiba. Kapıyı kapatmamıştım. Tekrar içeriye girip bir kaba su koydum. Çok susamış gibiydi. Kabı önüne koyar koymaz suyu şırıl şırıl içti. Kaptaki su 1 dk içinde bitmişti. Acaba ne zamandan beri susuzdu. Açta olabilirdi. İçeriye geçip küçük küçük ekmekler dilimleyip başka bir kaba koydum. Üstünede süt dökerek ekmekleri yumuşattım. Ardından tekrar dışarı çıkıp bu seferde elimdeki kabı kediye uzattım. Tahminim doğruydu. Acıkmıştı. İki kapta dakikalar içinde bitmişti. Doyduğunu ve susuzluğunu giderdiğini anladığımda kapıyı kapatıp yürümeye koyuldum. Baktımki beslediğim kedi bu seferde benimle eğlenmek istiyordu. Önüme geçip patileri ile üzerime tırmanmak istiyordu. Minicik patileri adeta dans ediyordu. O kadar komik görünüyordu ki beni bile mutlu etmeyi becermişti. Dudaklarımın kenarlarında ufacık bir gülümseme yaratmıştı bu sevimlilik. Buna karşı koyamazdım. O ufacık tebessüm büyümüştü. Büyümüştü. Kendini tutamadım daha da fazla güldüm. Uzun zaman ardından en büyük tebessümü tatmıştım. Bundan o kadar mahrum kalmıştım ki en ufak bir eğlencede tebessümüm artabiliyordu. Bu sevimli patiler ciddiyetimi bozmama sebep olmuştu. Bunu ben istemiştim. Dayanamadım eğildim. Kediyi elime alıp okşuyordum. Tatlılığı barizdi. Onu güneşin üstüne tuttuğumda tam bir güneş tutulması oluyordu. Ay güneşin üstüne gelmişti ve tutulma olmuştu. Ay gibi parlak olması onu aya daha çok benzetiyordu. Ay kızlar grubumuz gibi değildi. O bir tutulmaydı. Ayın dolunay evresiydi. Bizim grubumuz ise bir yeni ay. İsmimiz Ay'dı ama parlak değildik. Parlaklıktan uzaktık. Güneş'ten çok ama çok uzaktık. Bu kedi ise güneşi tamamlıyordu. Bizim eksik parçamızdı. Hepimizden daha yakındı güneşe. Şimdi söyleyin bu bir tesadüf mü? Bu kedi beni tamamlamak için mi gönderilmişti? Eğer onun için gönderildiyse ben hazırım. Güneşe, aydınlığa yaklaşmak için hazırım. Beni tamamlayabilir. Sonuçta ay dolunaysızda olmaz yeni aysızda. Bu bizim farklılılığımız. Aynı gezegendeyiz ama farklı yaşamlardayız.
Bu kedi beni mutlu ettiğine göre gerçekten de bu kedi Ay'dı. Beni değiştirebilirdi. Ben onu sahiplenmeliydim. Evet sahiplenecektim. O benim ay'ımdı. İsmi de Ay olacaktı.
Saat 18.00. Mariya'nın doğum günü yapılıyor. Ben ise uzaktan izleyeceğim. Yanına gitmeyi ne kadar istesemde yapamazdım. Hadi şimdi gideceğim ve uzaktan izleyeceğim. Üstümü değiştirmiştim. Beyaz bir gömlek üstüme tam olmuştu. Gökyüzü halâ aydınlıktı ama benim evim karanlıktı. Kediyi aldığımdan beri evim biraz daha parlamıştı. Çünkü o Ay'dı.
Saray'ın önüne varmıştım. Kapıları her daim açık olduğu için kafamı uzatıp neler olduğuna baktım. Küçük bir pasta vardı masanın üstünde. Etrafta pembe balonlar uçuşuyordu. Mariya tam ortada pastasını üflüyordu. Kamer ve Arya da oradaydı. Kamer Mariya'ya göre 1 yaş büyüktü. Kamer elindeki hediye ile Mariya'nın yanına gelmişti. Çok tatlı gözüküyorlardı. En sevimli portre olabilirdi. Küçük minik elleri ile ellerini tutuyorlardı. Kamer Mariya'ya bir bebek hediye etmişti. Bebeğin sarı kısa saçları vardı. Küçük bir bebekti. Oyuncağını beğenmişe benziyordu. Yüzünde tebessüm vardı. Mutlu olduğuna sevinmiştim.
Doğum günü yarım saat sonra bitmişti. Bende doğum günü partisi bitince eve Ay'ın yanına gidiyordum. Evime giderken Elisa'yı görmüştüm.
Arkasında biri var gibiydi. Hava karardığı için kim olduğu belli değildi.
"Selin bende sana geliyordum. Seni biriyle tanıştıracağım. "
"Kim ile tanıştıracaksın. "
"İsmi Elin
Der demez arkasındaki kız hızla öne çıktı. Evet bu kız benim çocukluk arkadaşım Elin'di.
