"Kaçmak yerine savaşmayı seçen bizleriz. "
Yollar taş beton olmuş düşmemek için kendimi zor tuttum. Artık saklanmanın bir yararı yoktu. Beni bulmuşlardı. Bu şehirde küçük bir yer olduğu için beni bulup götürmeleri en fazla 2 gün sürerdi. Esir olmak istemiyordum. Kim olmak ister. Ayrıca beni oraya götürürse 1 gün içinde ruhum bedenimden çıkmış olurdu. Gerçektende artık kaçarak, saklanarak yaşıyacaktım. Bir gün savaşacaktım. Saklanmayacaktım. Kaçmayacak, olduğum yer belli olsada orada yaşayacaktım. Şimde ise bunu düşünmüden önce daha da acele etmeliydim. Sokağın sonuna yaklaşıyordum. Arkamı döndüğümde ise gözükmüyordu. Yaklaştığını hissediyordum ki biri beni elimden çekip aradan başka bir sokağa saptı. Maskesi vardı. Yüzü gözükmüyordu. Bir kapşonlu vardı üstünde. Mavi renkteydi. Koyu bir mavi. Kapşonlu kıyafeti yetmezmiş gibi bir de siyah maske takmıştı. Genç birine benzediği koşuşundan belli oluyordu. Beni biraz daha sert tutsaydı ağzına yapıştıracaktım. Arkamda bizden başka bir ayak sesi duymuyordum. Beni çeken o kişi ise ıssız bir sokağa doğru beni çekiştiriyordu. En sonunda elimi elinden çekip başka yöne doğru gitmeye başlamıştım. Ancak o bana yüzünü gösterdi. Maskesinin altındaki kişiyi merak ediyordum.
Maskesini açtığında inanamadım. Beni niye kurtarmıştı. "Büyücü kadın"
"Efendim Zeynep"
"Beni niye kurtardın"
"Ben senin durumunu anlıyorum"dedi gülümseyerek. Ardından su almaya gideceğini söyleyerek yanımdan ayrıldı. Ben ise oturmuş tekefonuma bakıyordum. Ardından biri ağzıma bir peçete sıkıltırmıştı. Sanırım ilaçlı. Kim olduğunu gördüm. Büyücü kadın. Kimseye güvenmemeliydim. Fazla güven sonumu getirmiş olacaktı. Sonra olanları hatırlamıyorum. Beni ne yaptılar. Karasular şehrine mi götürdüler hiç bir fikrim yoktu. Bayılmam 2 saat sürmüştü. O sırada beni küçük bir depoya saklamışlardı. Meğer Lidya'ya bile güven olmuyormuş. Ağzım kapalı, bacaklarım, kollarım bir sandalyeye bağlıydı. Uyandığımda sadece boşu boşuna çırpınıyordum. Karşımda Nastanya Kraliçe'nin beni alması için gönderdiği güvenilir veziri Tankyun vardı. Hemen yanında Lidya. Bana bakıp gülüyorlardı. Benim gözlerim ise tek birini arıyordu. Büyücü kadın. Bana bu yaptığından sonra onu affetmeyeceğim. Belki de şuan utancından değildir burada.
Hepsinin betonlaşmış bir kalbi var
"Ooo prenses hanımlar uyanmış. Nasılsınız? İyi misiniz?"dedi Tankyun. Lidya ise halâ gülüyordu. Birden gözlerim kenarda oturan büyücü kadına kaydı. Pişman olduğunu düşünsem de affetmeyecek gibi idim. Tankyun'a döndüm ve bir şeyler demeye çalıştım. Ağzım kapalı olduğu için dediklerim duyulmuyordu. Lidya'nın benim yanıma gelip ağzımı açması az sürmüştü.
"Siz tam bir pisikopatsınız. Aptalların teki. Ger!zek@lılar.Sizden korkmuyorum"diyerek bağırdım. Ağzımdan biraz kötü kelimeler çıkmıştı ama kendini tutamadım. Benim dediklerimi duyan Lidya ve Tankyun yanıma doğru geliyorlardı. Tankyun cebindeki bıçağı çıkartıp bana yöneltti. Ardından kulağıma eğilerek fısıldadı.
"Heran seni delik deşik ederim. Anladın mı? Uslu uslu otur idamını bekle"
"Korkumu gizleyerek yaşasaydım. Seninde yznında yaşamazdım. "dedim bir anda. Tankyun ise elindeki bıçağı bi anda boynuma savurdu.
Büyük bir yara açmıştı. Bunun yetmeyeceğini düşünüp yanında sopa da getirmişti. Lidya ise saçıma dalmıştı. O kadar çok acıtıyordu ki tahmin edemezsiniz. Lidya saçımı bıraktığında Tankyun sopa ile defalarca vurmaya başladı. Heryerim mosmor olmuştu. Ben en son kafama vurmalarında kendimi yitirdim. Kafamdaki kuyunun açtığı yara bir de sopayla açılmıştı. Uyandığımda yine aynı yerdeydim. Dışarıya hasret ve bitgindim. Kafamdaki kan boynumdaki kan durmak bilmiyordu. Tekrar bayılmadan kaçmak zorundaydım. Etrafta kimse yoktu. Fırsat bu fırsattı. İlk önce ellerimi çözmeye başladım. Meğer ben bayıldıktan sonra birde bileklerimi kesmiş. Ancak çok büyük bir sorun değildi. Bileklerim halâ yerindeydi.
Bileklerimi çözdükten sonra ayaklarımı açtım. Ayaklarıma bile sopa ile vurmuştu. Dokunurken bile acıyordu. Açar açmaz kapıdan çıktım. Koşmaya çalışmıştım ama bir yandan da yerlere kan bırakıyordum. Kan kaybından ölmek istemiyordum. Kendimi biraz daha hızlandırdım ve Saray'ın kapısına vardım. Kollakan Kral, Yorgun Bey'i tekrar göreve almıştı. Yorgun Bey beni kapının önünde bu vaziyette görmüştü. Dövüldüğüm anlaşılıyordu. Bir kaç adım attım. O da bana doğru hızlı adımlarla geldi. Kendimi tutamadım ve Yorhun Bey'in kollarına yığılıp kaldım. Endişelenmiş. Paniklemiş. Öylece kalakalmış. Herkes etrafımızı sarmış. Kollakan Kral gelmiş. Hekim gelmiş. Beni götürmüşler. Duyduğuma göre kalbim 2 kere durmuş. Yani 2 kere ölüm tehlikesi atlatmıştım. Kafamdan çok sert bir darbe aldığım için geçici hafıza kaybı yaşamışım. Bileklerim sarılmış. Ayaklarımdan biri kırılmış. Onu sarmışlar. Yorhun Bey çıldırmış. Kendine hakim olamamış. Benim başıma bir şey gelmesinden çok korkuyormuş. Ben ise olanlarda habersiz 1 ay hiç kimseyi hatırlamamışım. Çok çabalamışlar ama yok.
1 Ay sonra
evet hepsi geçti. Ben kimlerin yaptığını Yorhun Bey'e söyleyince adamı dövdü. Neden bana bu kadar yakın davranıyordu bilmiyorum. Sadece benim için bunu yapması gerektiğini düşünüyordum. Ben ise iyileşmeyi bekliyordum. Tecri Kraliçe'yi de merak etmedim değil. En son halsiz gibi duruyordu. O küçük minnoş ise aklımdan çıkmıyordu. Baktım böyle olmuyor Beni saran Nilüfer Hanım ve Kardelen Hanımefendiyi başımdan savdım.
"Ben Tecri Kraliçe ve bebeği merak ettim yanlarına gitmeliyim" dedim.Hepsi şaşkın bir tavırda olmaz manasında kafasını sallıyordu. "Zeynep seni bırakmamalıyız Yorhun seni bize emanet etti"dedi Nilüfer Hanım. "Etmesine gerek yoktu. Ben güçlü bir kadınım başımın çaresine bakarım"dedim sert bir tavırla. Ardından Yorhun Bey gelmişti.
Yüzü dağılmıştı. Dudağında bir kan vardı. Yanına gittim. Gözleri açılmıştı. Bana dikkatlice baktı. O anları hatırlamış gibiydi. Hafızam gittiğinde hep yanımda olmuştu. Başımdan ayrılmamıştı. Şimdide yanımdaydı. Benim için bir adam bile dövmüştü. Nastanya Kraliçe'nin baş vezirini.
"İyi misin Zeynep. O adam sana başka bir şey yaptı mı? Yaptıysa daha fazlasını yapayım. "dedi meraklı bir yüz ifadesiyle.
"Önce yüzüne bak. Dayak yedin galiba"dedim gülümseyerek.
"Çok eğlenmişe benziyorsun. Ayrıca adam yürüyemez oldu"dedi. Yüzü düşmüş gibiydi.
"Ben hallederdim. O Nastanya Kraliçe'nin adamı. Ailenden ayırabilirdi seni. "dedim.
"Sana kimse zarar veremez Zeynep. Karşısında beni bulur"dedi saçımı okşayarak. Elini saçımdan çektim.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Yorhun Bey. "
"Pardon dalmışım"
"Neye? "
"Güzelliğine"
Güzelliğine mi dedi? Ben mi yanlış duydum. Ardından galiba utanmıştı. Hemen ortalıktan kaybolmuştu. Bir sokak arasına girmişti. Ben ise olanların şokuyla ilerliyordum. Bana aşıkmıydı. Yoksa sadece bir hoşlantımıydı. Düşünüyordum. Bana aşık olmasa korktuğu birini benim için dövmezdi. Kafama bunuda takacağım belliydi. Şimde ise Tecri Kraliçe'yi görmeliydim. Ne yapıyordu? Nasıldı? Hepsi merak konusuydu. Lidya ile karşılaşmak bile sıkıntıydı. Hele Tankyun. Onu hiç görmemem gerekiyordu. Şimde Yorhun Bey o adamı dövdüğü için Nastanya Kraliçe daha fazla adam göndericekti. Bir de onlarla başa çıkmam gerekiyordu. Ne vardı yani gidip dövmeseydi. Merkezde kuyunun yanındaydım. Yağmur yağmaya başlayınca koşturdum. Ayağım daha iyiydi. Koşuşum biraz ağrı versede katlanıyordum. Arkadan ise Nilüfer Hanım ve Kardelen Hanım koşuyordu.
"Zeynep Zeynep dur bekle. Nereye gidiyorsun. Yorhun bize emanet etti. "diye seslendi Kardelen Hanım. " Başlıyacağım Yorhun'unuza. Ben Tecri Kraliçe'nin yanına gidiyorum. "dedim çıkışarak. Sinirliydim. Her seferinde bunu söylemeleri hoşuma gitmiyordu. Daha hızlı koştum ve Saray'ın kapısından içeri girdim. Başım eğik olduğu için Kollakan Kral'a çarpmıştım.
"Pardon pardon kralım"
"Önemli değil Zeynep. Sen nasıl oldun. 1 ay uğramadın buraya. "
"Evet uğramadım çünkü Yorhun Bey bana izin vermedi. Hep gelmek istedim"
"Ooo yoksa senden hoşlanıyor mu Yorhun. "
"Yok efendim ne hoşlanması sadece beni korumak istedi. "dedim ama kalbim öyle söylemiyordu. Hoşlanıyor gibiydi.
Yorhun Bey
kendisi kıvırcık saçlı. Uzun boylu olduğu söylenemez. Kumraldı. Üstünde her daim savaşa hazır olmak bir kalkan vardı sanki. İnatçıdır. Hemde ne inat. Sır saklar. Benim sırrımı sakladı. Bende onun sırrını sakladım. Hayvanlardan korkar. Köpek gördüğünde kaçardı. Her ne kadar bir savaşçı olsada köpekten çok korkardı. Bu Saray'ı ise 2 yıldır koruyordu. Ailesini bırakıp Nastanya Kraliçe yüzünden buraya gelmişti. O bu şehire zarar vermek hiç istemiyordu. Ama en büyük zararı Gölü Bey'i öldürmesiydi. O gün bu şehir Latibule şehri olmaktan çıkmıştı. Hüzün çiftçilerin tarlasına ekilmişti. O yüzden her ekin büyüdüğünde Latibule şehrine bir hüzün serpiliyordu. Onun suçu yoktu. Nastanya Kraliçe bazılarını idamla, bazılarını ailesi ile ilgili tehdit ederdi. O ise aile tehditlerine maruz kalmıştı. Hayat onu 20'li yaşlarında umutsuz bırakmıştı. Geleceğini düşünemiyordum.
"Hadi hadi hoşlanıyor senden"dedi ısrarla Kollakan Kral. "Artık bunları konuşmasak mı? "dedim. Böyle şeyler konuşmak istemiyordum. "Tabi konuşmayız"dedi gülümseyerek. Ben ise bi an önce içeri girmek istiyordum. "İçeri girebilir miyim?"
"Evet, tabii"
Sonunda içeri girmiştim. Birinin beni görmesini istemiyordum. Tecri Kraliçe'nin kapısına doğru ilerledim. Koridor boştu. Herkes görevinin başındaydı. Yorhun Bey hariç. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. İçeri girdiğimde gözüme ilk çarpan pembe rengindeki beşikti. Çok güzel duruyordu. Bu prensesimize ise çok yakışmıştı. Oysaki Tecri Kraliçe'nin yatağı bol süslüydü ama solgundu. Kraliçe de halsizdi. Bembeyaz yüzü ölü gibiydi. Güzelliğini geride bırakmıştı. Hasta gibiydi sanki. Doktorlar onu her gün tedavi ediyordu. Değişen bir şey yoktu. Hastalığına ne bir sebep ne de bir isim bulabilmiştiler. Kraliçe solgun iken bebek çok neşeliydi. Kahverengi küçük saçları vardı. "Nasılsınız? "diye sessizce sordum Kraliçe'ye dönerek.
Ses gelmiyordu. Bekledim bekledim... Ses gelmedi. Pencerenin önündeki serçeler ise sorduğum soruya cevap veriyordu. Tecri Kraliçe halâ suskundu. Bende prensesimiz Mariya'yı sevip çkktım. İsmini Mariya koymuşlardı. Yüzüne yakışan bir isimdi. Saray'dan da çıkmıştım ki bu seferde Yorhun Bey ile çarpışmıştım. Önümü göremiyordum resmen. Yorhun Bey de olanlardan habersizdi. Çarpmanın etkisiyle yere düştüm. Kafamı ve belimi vurmuştum. Yorhun Bey beni yerde görür görmez canlandı. Yere eğildi ve beni kaldırdı. Beni kaldırmasını istemiyordum. Her şey yanlış anlaşılacaktı. "Ben kalkarım"dediğimden sonra Yorhun Bey elini çekti. Bana bir soru sırmak istediği belliydi.
"Ne söyleyeceksin hadi söyle. "
"Nereden anladın? "
"Yüzünden belli oluyor"
"Öylemi ben şey diyecektim. "
"Ne diyecektin? "
"Ben şey"
"Sen ne? "
"Ne olmak istediğini soracaktım. "
"Hekim olmak istiyordum. Niçin sordun? "
"Bende Hekim olmak istiyordum"
Ne yani Yorhun Bey hekim olmak mı istiyordu? Niye şaşırdım bilemiyorum. Ben de olmak istiyordum.
"Ne güzel. Sevindim. Ama gerçekleştiremeyecektik."dedim üzülerek.
"Neden olmasın Zeynep. Seninle başka bir şehire gidip orada eğitim görebiliriz. "
"Kaçmaktan mı söz ediyorsun. "dedim.
"Hayır kaçmak değil savaşmak için gidiyoruz"
"Olmaz"dedim. Yorhun Bey üzülmüş gibiydi. Elimi aldı ve kalbinin oraya götürdü. Kalbi hızlıca çarpıyordu. Duracak gibiydi.
"Buraya gelin koşun"
Bu ses Necmi Bey'in bağırışıydı. Diğer doktorlara sesleniyordu. Necmi Bey'in kafası Tecri Kraliçe'nin odasından çıkmıştı. Kötü bir şey olmuştu. Belliydi. Bizde koşuşturduk. Tecri Kraliçe'nin yüzü iyice solmuştu. Ölüm döşeğinde gibiydi. Yanına gidip elini tuttum. Kollakan Kral da buradaydı. Bana dönmüştü.
"Zeynep."
"Efendim."
"Mariya sana emanet"
"Öyle düşünmeyin. İyileşeceksiniz."
Sözleri içimi acıtıyordu. O ise bir kaç saniye sonra gözlerini yummuştu. Aklıma hamile olduğunu öğrendiğimiz gün gelmişti. O zaman yanlışlıkla ağzımdan "Tecri Kraliçe öldü. "diye bir cümle çıkmıştı. Belkide hissetmiştim.
Kollakan Kral'ın çöktüğü çığlıklarından belliydi. Ona gözükmek bile istemiyordum. Odadan çıktık Yorhun Bey ile. Ona dönüp "Yarın gidelim. "dedim. Ardından ikimizde ayrıldık. Nereye gittiğini merak etmiştim. Onu takip ettim. Biri ile konuşuyordu.
"Yarın ona çıkma teklifi edeceğim. Ondan hoşlanıyorum"dedi Yorhun Bey. Evet Yorhun Bey. Bana yarın çıkma teklifi edecekti.


