İçeriğe geç

Zeyhun

Bölüm 11 · 9 dk okuma

Zeyhun

Bölüm 11

4.Bölüm Mariya'nın Doğumu

Evet sevincin uçan kuşlara, yağan yağmurlara, mavimsi gökyüzüne yansıması... Güzel bir koku. Güzel bir tat. Mutluluğun resmi. Adeta çiçeklerin açması. Yağmurlar bile bu sevince dayanamadı, kendini saldı. Güneşte bize eşlik ediyordu. Gülümsediğini hissediyordum dağın, taşın. Bir ben bu kadar mutlu olamazdım. Ya Kollakan Kral. Elbet en çok sevinenlerden biri. Kim sevinmez. Evlendiklerinden 8 yıl geçmişti. Onlar birbirlerini bulmuştu. Tahta geçmenin bir şartı vardı tabi. Bu sembolü daha önce söylemiştim. Omzunda yıldız sembolü olan bir erkek, bir de kadın buluyorlar. Bunlar birbirlerini sevmeselerde evlenmek zorundalar çünkü tahta beraber geleceklerdir ve bu halka bir çocuk vermek zorundalar. Yani bir prens ve prenses lazımdı. Tecri Kraliçe ve Kollakan Kral ise şimde çocuk sahibi olacaktı. Yorhun Bey bile mutluluktan ağlıyordu. Bu zor bekleyişin ardından güzel bir sevinç herkesi güldürmüş, rahatlatmıştı.

"Tebrikler, Kollakan Bey. Allah analı babalı büyütsün"dedim Kollakan Kral'a dönüp gülümseyerek. " Tebrikler,kralım"."Tebrikler".heryerden bu ses duyuluyordu. Olanları merak eden halk çevremizde bir halka oluşturmuştu. "Ne olmuş"... " Ne olmuş "... halk binbir ağızdan olayı araştırıyordu. Kral ve kraliçe'nin sevilmemiş olması o kadar belliydi ki. İki saat buradaydık ama yalnız şimde yanımıza doluşmuştular. Tanındığım için hepsi bana dönüp baktılar. 1 dakika boyunca bakıştık durduk. Sonra anladım ki olayı meraklı halka izah etmeliydim.

"Merak etmeyin. Güzel bir haber. "dediğimi duyan çevredekiler daha da meraklanmıştı. Ağzımın içindeki cümlelere bakıyordular. Birden ağzımdan bir şey çıkmıştı. "Tecri Kraliçe ölmüş"bunu bana kim söyletti şimdi. Buda neydi. Herkes sevincini bırakıp bana bakıp anlam vermeye başladı. O kişide. Kollakan Kral. Bir anda toparlamaya çalıştım. "Hayır, hayır, yanlış oldu pardon. Başka bir şeydi. Benim bir yakınım vardı. Adı Tecri idi. Kraliçem izin adıda Tecri olunca karıştırdım. Gerçek haber... Tecri Kraliçe hamileeee"dedim.Toparladığımı düşünüyordum. Ama şimde nereden çıkmıştı bu. Sevinci kursaklarında bırakmıştım.Yalanlarıma inanmaları beni kurtarmıştı. Yoksa nereden çıkmıştı şimde bu.

Tecri Kraliçe'nin çıkması uzun sürecek değildi. Hekim Bey yanımızdan ayrılırken yarım saat sonra taburcu edeceklerini söylemişti. Öyleyse bir kaç dakika sonra karnında küçük bebişi küçükte olsa sevebilirdim. Gerçi Hekim bebeğin 1,5 aylık olduğunu söylememişte değildi. Ama ben o minnoşu merak ediyordum. Küçük pembe dudaklarının Annesine, gözlerinin babası gibi büyük olacağını düşünüyordum. Şimdiden büyük bir ihtişamının ve cesaretinin olduğunu biliyordum. Latin ule şehrine de böyle bir kadın gerekliydi. Kadının gücünü Gölü Bey'in eşi Narya'dan sonra tekrar hatırlatıcaktı. Belkide Nastanya kraliçe'yi bile ortadan kaldırabilirdi.

Yağmurun yağması bu halka huzur getireceğini söylüyordu. Rüzgar tenime kadar vuruyordu. Saçlarım yüzümü tokatlar gibi. Benim istediğim şeyi yapıyor saçlarım. Baksanıza şu şehirin sevincine. Kim verebilir ki bu şehire zarar. Ancak Nastanya kıraliçe kadar zalim olan kimseler başarabilir bunu. Biliyorum kitapta o kadar çok gömdüm ki onu. Ne yapayım elimde değil. Zalimliği güçlülük bilmesi cahilliğini resmediyordu. Ama bunu anlamayacak kadar cahildi. Bir insanın güçlülüğü hem fikirleri hem de savaşçı olmasıydı. O ise savaşta sadece bir kaç kez ortaya çıkar sonra yok olurdu.

*Zalimliği bırakıp, kalbe ateş açacak ama kalbi koruyan bir zırh var

Zırh ise sevgiyle bağlı. Onu ayırmak ise zordur*

Size kendimi tanıtamadım. Az çok nasıl biri olduğumu tahmin edersiniz. Kitabın sonunda en sevdiğiniz karakteri yazın olur mu?

Zeynep(ben)

Yeniden merhaba okurlar

Ben bir uzaylıyım. "Hahahahaha" Gülün diye yaptım. Ben bildiğiniz gibi ailem ile Karasular şehirindeydim.Ajan olarak gönderilmiştim.Uzun kahverengi, dalgalı saçlarım var. 1.70 boyundayım. Yaşıma göre bence iyi. Hayalim Hekim olmaktı. Ben olacağımı biliyorum. Bu işlerden bir kurtulayım. Olmak için çabalayacağım. Elbette sevdiğim şeyler var. Yemek yapmak, Şarkı söylemek, Hikaye yazmak gibi. Sevdiğim bir renkte var. Turuncu... Kiminize göre iyi bir zevke sahip olmasakta şuan bu satırlara bakan kişinin iyi bir zevkine ve hayal gücüne sahip olduğunu düşünüyorum. Sevdiğim yemekler belki sizlerden birileriyle aynı olabilir. Sarma, pilav, patates yemeği, kuru fasulye... Şuan aynı ağız tadına sahip olduğum kişiler, sizi görebiliyorum. Şaşırmayın olabilir böyle şeyler. İki kardeşim var. Bir abla olmak çok zor. Her işe koşmak. Ablaları anlamak zor. Sen yazılara bakan eğer bir ablan varsa şuan bence ablana gidip sarıl. Eğer seni dövmeyen bir ablan varsa. Kardeşlerimin adı benimkisi gibi tanıdık isimler. Benden sonraki kardeşimin ismi Deniz. En küçük kardeşimiz Alp. Biz böyleyiz galiba:garip. Bizim bütün aile öyle. Hepsi tanıdık isimler. Ben ise burada bir kişiyi canlandıran karakter.

Hadi ama artık kendimi tanıtayım derken. Size başka olayları anlatmayı bıraktım. Tecri Kraliçe çıkmıştı. Ben ise Nastanya kraliçe'nin araması üzerine sessiz bir ortama geçmiştim. Yine aradı baş belası. "Duyduğuma göre Tecri Kraliçe hamileymiş. Bu kötü oldu. Erkek olur ve güçlü bir çocuk olursa işimiz biter. Kız olursa sıkıntı değil. Bir şekilde hallederiz."dedi Nastanya kraliçe. Bu dediğine dayanamadım. Ne yani kızlar, kadınlar güçsüz erkekler güçlü. Hahahaha. Gülünç. "Yalnız siz de bir kadınsınız ve o da büyüyünce bir kadın olacak. Kadınlar güçsüz ise kendinizin güçsüz olduğunuzu mu itiraf ediyorsunuz. "diyerek telefonu yüzüne kapatıp sinirli bir şekilde Tecri Kraliçe'nin olduğu yere doğru gittim. Çoktan çıkmıştı. Kollakan Kral kollarının altına almış onu sarmalayarak Saray'a doğru ilerliyordu. Tecri Kraliçe halsiz gibi duruyor, etrafa bakıyordu. Beni gördüğü kesindi. Yavaş adımlarla ilerliyordum. Elinde bir demet gülün olduğunu gördüğümde bunu ona Kollakan Kral'ın verdiğini anlamıştım bile. Beni gördükten sonra yorgun bedenini gökyüzüne çevirdi. Gökyüzü gülüyordu. Ona bir şey müjdeliyordu. Yağmurun ardından kokan toprak bedenime ruhuma bir şeyler katıyor gibiydi. Yağmurdan sonra kendini gösteren güneş bir gökkuşağına sebep olmuştu. Bunu görmeyeli 1 yıl olmuştu. Önemli bir gün olduğu her halinden belliydi. Güneş ısıtmaya çalışıyordu az önce yağmurdan dolayı üşüyenleri. Derken bir anda şimşek çattı. Bu hiç normal değildi. Ne gök gürlemesi olmuştu ne de ortalıkta yağmur vardı. Bir hüznü anlatıyor gibi bakıyordu bulutlar. Yoksa bir Sevinç'in ardından bir hüzün mü olacaktı? Bulutlar başı eğik bakıyordu. Ben ise bulutları izliyor duruyordum.

Başımı öne çevirdiğimde Kral ve Kraliçe'ye ait hiç bir iz yoktu. Etraftakiler ise 10 dakika sonra dağılmıştı bile. Bir yandan aklıma Nastanya kraliçe'ye verdiğim cevap geldi. Uzun zaman arasam bulamazdım bu sözümü. Bir kadının bir kızı yani büyüyünce bir kadın olacak kişiyi nasıl küçük görür. Bu demek oluyor ki kendinin de güçsüz olduğunu biliyor. Ancak böyle açıklanabilir. Ben inanıyorum. O küçük kız cesur biri. Yalnız bir karıncayı bile incitemeyecek yürek vardı. Elinden gelse gücünü bütün dünya'ya salardı. Bu krallığın en sevdiği ve en güzel kraliçe'si o olacaktı. Eminim. Tecri Kraliçe'yi şimdiden merak etmiştim. Acaba şuan ne , ne durumdu,küçük tonton nasıl? Hepsi merak konum. Öğrenmem için oraya gitmem gerekiyordu. Saray'a doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Karşıma Lidya'nın ya da büyücü kadının çıkması olanaktı. Görünmemek için hızlı adımlarla yürümeye çabaladım. Ama çok geçti. Önümde büyücü kadın ve Lidya duruyordu. Görmemişlerdi ama her an görebilirdiler. Üstümde bir kapşonlu vardı. O yüzden kapşonu kafama kapatım daha hızlı ilerledim. Ajan olmak bunu gerektirir hihihi. Burayı atlatsak kurtulacaktım. Tam Lidya'nın yanından hızlı adımlarla geçiyordum ki bir el beni durdurdu. O elin kime ait olduğunu biliyordum. Tahmin etmesi zor olmasa gerek. "Nereye gidiyorsun Zeynep. Bizden mi kaçıyorsun? "kaçıyorsun kelimesi ne kadarda doğru. Hep kaçıyorum. Bu sefer kaçmayacağım. Nastanya kraliçe olanları anlatmış olmalı. O yüzden gizleniyordum. Kapşonumu kafamdan aşapıya indirdim ve "Benim kaçmak için bir sebebim yok"dedim.Doğru niye kaçıyorum? Ben doğru olanı dedim. Lidya'da doğru dediğimin farkında ama Nastanya kraliçe'nin sözünden çıkmadığı için kendisinin bile güçsüz olduğunu kabulleniyor. Bu çok kötü bir durum. Ardından büyücü kadın söze girdi. "Zeynep farkında mısın bilmiyorum ama biz buraya ait değiliz ve burayı sevemeyiz. Anladın mı? Her ne kadar buranın insanlarına alışsanda bize bu öğretilmedi. Hayatımız boyunca Latibule şehrine düşman olduğumuz söylendi. Şimde ne oldu sana bu kadar ısınmış olamazsın buraya. Burası canından kıymetli mi? Eğer Nastanya kraliçe'nin dediğini yapmazsan idam ettireleceğini bilmiyor musun? "dedi yumuşak bir tonla. Evet farkındayım olanların ancak 1 bedenin ölmesi mi yoksa 3 bin kişinin ölmesi mi iyi. Tabi bir bedenin ölmesi daha hafif. Nastanya kraliçe'nin şuan hedeflediği şey ise burayı ben çökerticem o yıkacak. Bunu gerçekleştiremezdim. Aralarından bir şey demeden düşünceli bir şekilde ayrıldım. Kafam gökyüzüne dalmış bakıyordu. Az önceki havadan eser yoktu. Güneş yine parlıyordu. Kısa bir süreliğine olmuş bitmişti. Bir şeyler döndüğünü seziyor gibiydim.

Saray'ın önüne geldiğimde kapının önünde Yorhun Bey'i gördüm. Düşünceli bir biçimdeydi. Hayallere dalmıştı sanki. Yanına gelerek bir şey sordum.

" Ne oldu anlatmak ister misin? "

"Yok teşekkürler. Beni anlayacak kimse yok"

"Ben anlarım. Ne oldu söyle artık"

"Beni bunu anlatmaya zorlama"

"Zorlamıyorum. Sadece ne oldu merak ettim. "

"Hem içindekileri anlatmak dökmek iyi gelir"

"Benden uzaklaşacaksın eminim. "

"Uzaklaşmamı gerektirecek bir durum yapmazsın"

"Öyle deme çok kötü bir şey yaptım. "

"Ne yaptın? "

Ben heyecanlıydım o ise suskun mahcup bir şekilde ne diyeceğini düşünüyordu. Ağzından bir kaç cümle çıkardı.

"Gölü Bey'i ben öldürdüm. "

"Ne? "diyerek geri adım attım. Bunu nasıl yapardı.

"Bunu yalnız sana güvendiğim için söyledim. Gerçekten çok pişmanım. Birinin zoruyla yaptım."dedi başı eğik bir şekilde. Ben ise duyduklarıma inanamıyordum.

"Olay nasıl oldu? "dedim kızgın bir ses tonuyla.

"Biliyorsun savaşta Gölü Bey yaralanmıştı. Vezirlerine kendinden sonra ki Kral ve Kraliçe'yi emretmişti. Yeni Kral ve Kraliçe bulunduktan sonra ise yatağına yatmış uyuyordu. Öleceğini biliyordu. Ancak bana onu yatakta boğarak öldürmemi söylediler daha çabuk ölsün diye. Sen bu kişiyi tanımazsın o yüzden boşver. "dedi Yorhun Bey. Az çok o kişinin kim olduğunu tahmin ettim.

"Bahsettiğin kişi Nastanya kraliçe değil mi? "

Şaşkınca bakıyordu bana. Kim olduğunu bilmeli garipsemişti.

"Seni neyle tehdit etti. "dedim sinirli sinirli.

"Öncelikle dediğin kişi doğru. Beni ailemden ayırmayla tehdit etti. Ben aslında Karasular şehrinden gizlice geldim. O senide mi tehdit etti." dedi şaşkın şaşkın bakarak. Galiba bende kendi kimliğimi açıklamalıydım.

"Bende Karasular şehrinden ajanlık görevi ile gönderildim. Beni ise idam edilmek ile tehdit ettiler. Ben ise bu şehire zarar vermek istemiyordum. Esir olmak, tutsak olmak istemiyordum. "dedim. Bunu derken gözümden bir yaşın aktığını anlamış gibiydim. Sonunda benim gibi tutsak ama iyi niyetli halimden anlayabilecek biri vardı. Bu beni çok mutlu etmişti. Yorhun Bey de 20'li yaşlarda biriydi. Anlıyordu. Bey dememin sebebi ise saygıydı.

9 Ay sonra

Size 9 ay içinde neler olduğunu anlatmam sıkıcı olurdu. Hemen bu küçük minnoşu görmek isterdiniz biliyorum. Evet işte o gün. Tecri Kraliçe'nin sancıyla Hekim'e gittiği gün. Hepimiz heyecanlı. En çokta Kollakan Kral. Kolay mı baba oluyor sonuçta. Küçük minnoş şimdiden herkesi meraka sarıyordu. Büyüdükten sonra kim bilir neler yapacak. Heyecanlı bekleyiş uzun sürmüştü. Herkes dağılmaya başlıyordu ki içeriden bir bebek ağlama sesi geldi. Evet işte o ses. Herkes çoştu. Zıpladı. Kollakan Kral'ı tebrik etti. Ben ise bebeği görmek istiyordum. Hekim Selin vardı. Elinde bebek bize doğru getiriyordu. Şimdiden saçları çıkmıştı bile. Dediğim herşey tutmuştu. Dudakları annesine benziyordu. Güzelliği her erkeği büyüleyecekti bu da bir sorun. Güzelliğinden çekeceği var. Bebeği Kollakan Kral'ın eline verdiler. O bebeği severken bende şu arka sokaktaki pazara gidecektim. Bir kaç su almam iyi olurdu. Pazar'ın oraya giderken Lidya ve yanında bir erkek gördüm. Ciddi konuşuyorlardı. Yanlarına gittim. Beni gören Lidya bana dönerek bir şeyler dedi.

"Zeynep bu beyefendi Nastanya kraliçe tarafından seni almak için geldi. Yani işin bittiiiiiii"

Bölüm sonu

3 yorum