İlk defa bahçenin diğer tarafına geçmişti. Misafirlerin yani ağabeyinin yanı sıra gelenlerin bekletildiği salona doğru ilerlerken kalbi ağzında atıyor gibiydi. İçeri girmeden önce Afife ellerini sıkı sıkı tuttu "Şehzade Turgut onun senin ağabeyin olduğundan emin; için rahat olsun Zerrin Hatun." Afife'nin söyledikleri hiç bir işe yaramamıştı çünkü içinde olduğu durum başlı başına garipti lakin kimse bilmiyordu. Salonun kapısı açılıp içeri girdiğinde bir hayli az kişi olduklarını fark etti. Salonda Şehzade Turgut'un yanı sıra yakın olduklarını bildiği Sungur Alp ve birkaç adam daha vardı. Valide Begüm ya da başka bir hatun yoktu. Stresten olsa gerek başı dönüyor bacakları titriyordu. Gözleri Yusuf'u bulduğunda titreyen bacakları söz dinlememiş genç adama doğru hızla ilerlemişti. Ağabeyinin kollarına kavuştuğunda aylardır içinde olduğu bu rüyanın bitmemesini dilemiş evrene ağabeyini ikinci kez almaması için yalvarmıştı içten içe. Ağabeyinin sarıya çalan saçları, babasından aldığı kahverengi gözleri, duruşu ve hatta yanağındaki gamze bile ben gerçeğim diye bağırıyordu. Yusuf'un yorgunluğu gözlerinden okunuyordu zira o gün misafir salonunda anlattığına göre her yıl bir kez kurulan büyük pazarı gezmişler dönüş yolunda saldırıya uğramışlardı bu kötü olayın ardından kardeşlerin arasına bilinmezlik ve mesafeler girmişti. Fakat Yusuf söylemese de salondaki herkesin aksine Şehzade Turgut onun anlattıklarında Yusuf'un kendisinin de güçsüz kaldığını bir şeylere engel olamadığının farkındaydı. Onun iyi bir ağabey olduğunu düşünüyordu lakin bir yerde kardeşini koruyamamıştı işte yanı sıra Turgut ona öfkeliydi; Zerrin'i götürecek olmasına katlanamıyor bencilce davranıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış Yusuf hasret kaldığı kardeşine günlerce kat ettiği yolun ardından kavuşmamış gibi havadan sudan konuştular. Aslında muhabbet ne kadar havadan sudan gibi görünse de Şehzade Turgut, Yusuf'u yani Zerrin'in ailesini tanımaya çalışıyordu. Sarraf olan bir babanın oğlu ve kızıydı iki genç; gayrimüslim bir anneden doğmuş olan gençlerin annesi Zerrin'in doğumu sırasında hayatını kaybetmişti. Babaları ise evlerinde çocuklarının dönmesini bekliyordu Yusuf dürüstçe anlatmıştı; babası Sarraf Mehmet Efendi oğluna öfkeliydi çünkü ona emanet ettiği biricik kızını koruyamamıştı. Zerrin, ağabeyinin nasıl bir yükün altında ezildiğini görüyordu bir araya geldikleri için mutlu olmuş, önceki hayatında morgda yüzüne dokunup vedalaştığı ağabeyi kanlı canlı yanında olduğu için şaşkınlıktan delirecek gibiydi neler olduğunu anlayamıyor kim olduğuna anlam veremiyordu. Kendince mücadele eden tek kişi Zerrin değildi; Şehzade Turgut belli etmemeye çalışarak ara sıra Zerrin'in yüzüne bakıyor iyi olduğundan emin olmak için çabalıyordu. Ağabey kardeş saatler sonra yalnız kaldıklarında Yusuf ağlayarak sarıldı Zerrin'e; genç adam aylar sonra rahat bir nefes almıştı yine de kızgındı kendine ve çaresiz oluşuna "o gün her yıl yaptığımız gibi pazarı dolaştık dönüşte atları sulamak için durduğumuz derenin kenarında bekliyorlarmış meğerse. Üzerimizde değerli bir şeyler yoktu aslında lakin bizimle derdi olan birileriydi belli ki. Engel olmaya çalışsam da sayıca fazla olduklarından bir şey gelmedi elimden. Sana kaçman için birkaç kez bağırdım onu hatırlıyorum ama bu kadar Zerrin; günler sonra evde uyandım Mahi götürmüş beni eve o da perişan haldeydi" Zerrin ağabeyinin söylediklerini yarıda kesip sıkı sıkı sarıldı adama "geçti gitti ben iyiyim ağabey üzme kendini" ağabeyinin ne yaşadığını hissediyordu ve adam öylesine yorgun görünüyordu ki dayanamayıp sıkı sıkı sarıldı ağabeyine sanki varlığına inanabilmek için başını omzuna yasladığında kapattı gözlerini. Mutluydu. Yalnızlığına ve anlam veremeyişine rağmen mutluydu. Yusuf elleriyle kardeşinin saçlarını okşarken gülümsedi "hadi bırak beni de saçlarını öreyim". Ağabeyinin söylediği ufacık birkaç kelime tepeden tırnağa ürpermesine neden olmuştu çünkü geldiği zamanda da ağabeyi saçlarını örerdi. Yusuf'tan ayrılıp yere otururken yüreği sızlamış anıları bir hayli canını yakmıştı, genç adam saçlarını hafifçe çekiştirerek örerken sessizce ağladı. Mutluluk, şaşkınlık ve bilinmezliğin yarattığı karmaşa sinirlerini alt üst etmişti. Zamanında vedalaştığı ağabeyi bulunduğu bu bambaşka evrende nasıl bu kadar aynı olabilirdi aklı almıyordu. O andan sonra ve akşam geceye varırken ipucu toplamakla meşguldü Zerrin kimdi neler yapardı bilmiyordu ama şanslıydı ne de olsa Yusuf da kardeşinin hatıralarını kaybettiğini sanıyordu bu yüzden her şeyi başından sonuna anlatmaktan çekinmedi "Yaşadığımız konak bir hayli büyük senin odanın büyük bir balkonu var arkadaki bahçeye bakıyor; evimizin birkaç tane de hizmetlisi var. Cavidan Hatun senin akranın sayılır ve senin umumi işlerinle de o ilgilenir. Yokluğunda o da bir hayli üzüldü". Garipti. Neredeyse yapayalnız geçmiş bir hayattan sonra böylesi geniş bir çevreye uyanmak huzursuz ediyordu zira ödüllendirilecek bir şey yapmamıştı. İnancı kuvvetli değildi nadiren ibadet eder dua etmek yerine bir şeyler diler kalbinden geçirirdi oysa şimdi birisi vardı. Tüm bu zaman karmaşasının ardında birisi, bir şey olmalıydı. Ağabeyi örgüsünün ucunu kadife ince bir kumaşla bağlarken göz yaşlarını belli etmemeye çabaladı. Yusuf yere yanına oturduğunda kardeşinin gözlerini elleriyle sildi Zerrin'in sesi titriyor göğsü sarsılıyordu ağlarken "hatırlamıyorum" bu tek kelime uzunca zamandır söylediği bu yalan artık sadece kafasını karıştırmıyor canını da yakıyordu. Yusuf kardeşini bağrına basıp sırtını sıvazlarken Zerrin'e yeni bir kapı açtığının farkında değildi "biliyorum kardeşim hatırlayacaksın, alışacaksın".
Bölüm 6
Yalan
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.