Yolculuğun son birkaç saatine doğru yarım yamalak uyuduğu uyku tamamen terk etti onu, midesi bulanıyor kapalı alanda kalmak tedirgin bedenine iyi gelmiyordu. Arabanın duvarına vurarak durmalarını sağladı. Kendini adeta dışarı atmış soğuk hava ile yüzleşmişti. Kaygıdan sıkışan kalbi biraz olsun ferahlarken kalan yolculuğunu ağabeyinin yemen yanında at üzerinde geçirmişti. Evlerine nihayet vardıklarında odasına çıkarken kalan işlerle Yusuf ilgilendi son zamanlarda aslında her şeyle o ilgileniyordu. Kendini yatağının üzerine bırakmış ertesi gün erken saatlere kadar uyumuştu. Uyandığında kendi evinde olmak hoşuna gitse de kalbini ve endişelerini sarayda bırakmış olmak asla tam anlamıyla rahatlamasına izin vermiyordu yüreğinde ve aklında hep bir korku vardı. Sıdıka'yı da akrabalarının yanına göndermişti birkaç günlüğüne bu yüzden büsbütün yalnız kalmış gibiydi. Gündüzü odasında geçirdi nedenini bilmiyordu fakat Yusuf evde değildi. Babasının yanına çıkıp her zaman çalıştığı masaya oturduğunda bir şey yapmadan vaktini harcadı, elinde altını oyarken kullandığı aletlerden birisini tutarken öylece bakıyor bir türlü yapacağı deseni aklında kuramıyordu. Uzun bir süre sessizce oturdu, babasının şekil verdiği gümüşün çıkardığı sesleri dinledi. Düşüncelere öyle dalmıştı ki babasının çalışmayı bıraktığını duymadı adam omzuna dokunduğunda olduğu yerde sıçradı, korkmuştu "Zerrin iyi misin? Yorgunsan biraz daha dinlen". Babasını "iyiyim" diyerek geçiştirdi "sadece ne yapacağıma karar veremedim çizdiğim kağıtlardan da bir şey çıkmadı". Babası dinlenmesini tembihleyip ayrıldı yanından Mehmet Bey yoldan sonra hayli yorgundu yanı sıra artık eskisi kadar da dinç değildi. Zerrin babasının ardından çıkıp kendi odasına döndü kapısını kilitledikten sonra üzerini değiştirdi ve yatağına oturmadan önce döşemenin altındaki kağıtlardan birisini çıkardı. Hemen yanındaki mum oturduğu yeri epey aydınlatıyordu, yazıları rahatça okuyabiliyordu "Bugün hadlerini aştılar. Onları kulaklarımla duydum. Utanmadan mutfakta benim hakkımda konuşuyor yiyeceğim iki lokma yemeğe bile lanetler ediyorlardı, dedikleri gibi uğursuz muyum sahiden? Bazen düşünüyorum anne, ben senin ölmeni hiç istemedim seni bir kez bile görmedim buna rağmen seni özlüyorum hiç duymamış olmama rağmen ne zaman azıcık merhamet kokan şefkatli olduğunu düşündüğüm bir ses duysam aklıma sen geliyorsun. Sokakta annesine koşan onun eteklerine sığınan bir çocuk görsem yaşıma başıma rağmen kıskançlıkla doluyor yüreğim. Bazen Yusuf'un çok şanslı olduğunu düşünüyorum zira seni gördü sevgini hissetti lakin hiç kimseden korkmadığım çekinmediğim kadar da Yusuf'tan çekiniyorum. Olur da o da beni seni öldürmekle suçlar benden nefret ederse hepten kimsesiz kalırım". Okudukları kalbindeki sıkıntıyı daha da büyüttü, besledi. Düşündü durdu hakikaten asıl Zerrin'in maruz kaldığı şeyler ağırdı. Annesiz büyümüş üstelik anladığı kadarıyla kederiyle mücadele etmeye çalışan bir insan olmasına rağmen onca dedikoduya ve suçlamaya maruz kalmıştı. Kendi kendine ayakçılara daha çok dikkat etmeye karar verdi, asıl Zerrin'in çektiklerine son vermek onu bir nevi onurlandırmak istiyordu. Ertesi sabah erkenden kalkıp üzerini giyindi, küçük Ayşe elini yüzünü yıkmasına yardım etmişse de yanında çok kalmasına izin vermemiş gidebileceğini söylemişti zira öğlene kadar Şehzade'ye mektup yazmak için çabalamıştı. Deneyip durmuş cümleleri boğazındaki düğümden bir türlü toparlayamamıştı. Gülizar ziyaretine gelince kağıtlarını toplayıp kaldırdı. Ona sarayda olanlardan bahsetmiş bu sırada da bir şeyler yemişlerdi. Hava soğuk denebilecek kadar serin değilse de güneş ısıtmıyordu buna rağmen iki kız uzun saatler balkonda oturdular. Birbirlerini özlemişlerdi. O akşam geç saatlere kadar vakit geçirmelerine rağmen Gülizar eve gitmekte ısrar edince Zerrin ve Yusuf onu evine bıraktı dönüşte iki kardeş konuşa konuşa eve gelmişlerdi. Zerrin Yusuf'ta bir şeyler olduğunu düşünüyorsa da dile getirmedi bir şey söyleyecekse hazır olduğunda elbet dile getirirdi ağabeyini söylemesi için sıkıştırmak istemedi lakin evlerinin bahçesine girdiklerinde Yusuf kolundan tutup durdurdu "Zerrin sana bir şey söyleyeceğim". Bu kadar çabuk olmasını beklemediğinden şaşırmıştı "buyur". Yusuf, kızın şaşkın haline güldü "Şehzade Turgut var ya o gün sarayın bahçesinde otururken seni iyice süzdü, yüzüne baktı durdu bir zaman sonra saraydan ayrılmadan önceki gün de birliklerin başına gidecekmiş meğer beni yanına çağırdı, konuştuk yedik içtik bana sana dikkat etmemi söyledi". Zerrin'in yüzüne ateş basarken karanlık olduğu için şükretti kalbi ağzında atıyordu "sen ne dedin?". Yusuf omuzlarını silkti "ne diyeceğim senin benim kıymetlim olduğunu söyledim. İşin aslı Şehzade seni seviyor o belli de sen ne diyorsun?" Zerrin'in kafasında çanlar çalarken toparlanmaya çalışsa da bir şey diyemedi. Yusuf'un bıyık altından güldüğünü hissediyorsa da kendisi o kadar rahat olamıyordu "bilmiyorum ağabey o koskoca Şehzade ben kimim?" Yusuf işte o an kahkahayı koyuverdi sesi bahçede yankılanmıştı kardeşiyle uğraşacak bir fırsat bulmuştu ve değerlendiriyordu fakat Zerrin'in hâlâ bir şeyleri farkında olmayışı ayrıca komikti "senin gibi bir hatunu nerede bulacaklar iş bilirsin, okuma yazmayı biliyorsun, zanaat desen sende hesap kitapta da iyisin. Arkanda koca konak var e baban da Mehmet Efendi". Kendi babasından başka birisi gibi bahsetmesi Zerrin'e komik gelmiş tüm o stresinin arasında gülümsemişti ama bir şey demedi. O kısacık sessizliği bölen yine Yusuf oldu "Şimdi bir şey deme hele şu sefer bir bitsin ne olacak bakalım". Sadece kafasını sallayabilmişti. Yusuf ile birlikte konağa girseler de çıktıkları merdivenlerin bir an önce bitmesini diliyordu odasında kapanmalı dört nala koşan kalbine bir çeki düzen vermeliydi. Yusuf'a hayırlı geceler diledikten sonra odasına yönelmişti ki Yusuf'un alaycı sesi tekrar kulaklarına doldu "ormanda kaybolmuş dediğin hançerin var ya Şehzade onu bulmuş beline bağladığı kuşakta gördüm, çok sevmiş olacak ki hiç ayırmıyordu yanından". Kapıyı kapattığında ağabeyi hâlâ konuşuyordu. Duyduklarından sonra sabaha kadar yatağında sırt üstü uzanmıştı, her ne kadar güzel şeyler duymuşsa da eli kulağında olan savaş tam anlamıyla mutlu olmasına izin vermiyordu. Güneş doğmak üzereydi babasının sabah namazına kalktığını duymuştu. Odasının kapısı kilitli olduğundan rahatça yazabiliyordu. "Bugün Yusuf sizden bahsetti. Onunla konuşmuşsunuz. Bana kızmadı ya da öfkelenmedi tam aksine size tıpkı herkes gibi saygı duyuyor bu yüzden bana olan ve gerçekliğine kalbimden inandığım hislerinizi, ilginizi saygı ve memnuniyetle karşılamış olabilir açıkçası utandığımdan ona daha detaylı soramadım ama düşüncem bu yönde. Yanı sıra fark ettim ki benim incinmemden de endişeleniyor buna rağmen bana sizi sorması hoşuma gitse de biraz çekindim zira ağabeyim hayli şakacıdır. Beni hep güldürür hatta bazen hâlâ küçük bir çocukmuşum gibi renkli şekerler getirdiği bile oluyor. Kendimden bahsettiğim yeterli. Şehzade'm sizin için çok endişeleniyorum. Adeta attığım her adıma, aldığım her nefese dualar ekliyor sağ salim ve zaferle dönmenizi temenni ediyorum. Son olarak; en azından hançeri saklamalıydınız ağabeyim sürekli kayıp bildiği hançer hakkında konuşup duracak ve emin olun bundan hayli keyif alacak". Sabahtan bu yana düşünüp toparlamaya çalıştığı cümleleri nihayet yazıya dökebilmişti gerçi ne zaman gönderebileceğini bilmiyordu Leon'u uzun zamandır görmemişti belki seferden dolayı o da gelmezdi hiçbir fikri yoktu ama en azından düşüncelerini yazıya dökmek iyi gelmişti. Uyumak üzere yatağına kıvrıldığında hava çoktan aydınlanmıştı, uyumadan önce kapının kilidini açık bırakmış ona yardımcı olmak için gelen Ayşe'ye de gün içinde yanına gelmemesini söylemişti. Uyuyup kafasını toparladığı ilk fırsatta ayakçıları biraz daha yakından izlemeye kararlıydı.
Bölüm 24
Gönül Yolu
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.