Üzerindeki örtüyü ayaklarıyla itti ve ayağa kalkıp camdan dışarı baktı. Müthiş bir yağmur yağıyordu henüz erken olmasına rağmen hava kararmış gökyüzünü kara bulutlar kaplamıştı. Sabah çok erken kalktığından ya da havanın kapalı olmasından mıydı kendisi de bilmiyordu ama fazlasıyla bitkindi. Tekrar yatağına dönmeden önce masasının üzerindeki kağıtlara çarptı gözü. Saatler önce çizim yapmıştı yorgun olduğunu hissedip yatağına uzandığında kalmıştı dağınıkça; kağıtları toplayıp masanın köşesine düzgün bir şekilde koydu. Kafasını dağıtacak bir şeyler yapmak istiyordu zira zihni hayli meşguldü. Şehzade Turgut ile buluştuğundan beri haftalar geçmişti buna rağmen ne bir mektup ne bir haber almıştı ondan gün boyu penceresinin önünde oturuyor ara sokağı izleyip duruyor Leon'u görmeyi umuyordu Şehzade'den gelecek bir cümleye bile razıydı. Günler aktı geçti neredeyse iki aydır Turgut'tan ne bir mektup ne bir haber gelmemişti. Kalbi kırılmıştı, artık her gece yaptığı gibi sandığından atlas şalı çıkarıp uzun uzun işlemelerine dokunmuyor bazı zamanlar çıkarıp kısacık bir an bakıp kaldırıyordu yerine. Umutsuzlukla çepeçevre sarıldığı bir öğleden sonra babası ile birlikte çalıştıkları dairede oyalanıyordu. Yapmaya çalıştığı kemer için burguları tek tek eliyle büküyor bir yandan da düşünüp duruyordu. Ural Sarayında ters giden bir şeyler mi vardı yoksa Şehzade Turgut mu yazmıyordu anlamamıştı. Kafası allak bullak bir şekilde uğraştığı şeyleri sandığa kaldırıp daireden çıktı. Büyük salondan balkona geçtiğinde derin bir nefes aldı. Yağmur yeni yeni diniyordu hava da serindi. Yaşadıkları şehri tepeden görüyordu ve dış kapının önünden geçen atlıyı gördüğünde önce gözleriyle takip etti onu gözden kaybolduğunda ise içeri girip Ayşe'ye seslendi. Küçük kız koşar adımlarla yanına geldiğinde ona "git seyise bak atı nallamış mı kontrol et" dedi, Ayşe aslında kendisinden ne istenildiğini anlamıştı. Başka bir ayakçı duyduğunda bunu Zerrin'in şımarıklığına yorardı nasılsa; durduk yere atı aklına gelmişti işte. Ayşe konağın arka tarafına dolanırken Zerrin kendi odasına geçip beklemeye başladı. Dakikalar sonra Ayşe geldiğinde odaya girer girmez ardından kapıyı kapattı "Kimse yok orada Zerrin Hatun. Geçen gün tembihlediğiniz gibi ahırda dolandım hatta gelen giden olursa görebileyim diye ara sıra tahta kapıya da baktım fakat konağın yanına yaklaşan bile olmadı". Zerrin sadece kafa salladı hayli meraklanmıştı bir şey mi olmuştu? Şehzade Turgut'un gönül eğlendirecek birisi olmadığını da içten içe biliyordu sadece hayal kırıklığına uğramıştı. O gün akşama doğru Gülizar kardeşiyle birlikte geldi. Bir süre muhabbet etmişlerdi lafın lafı açtığı sırada Gülizar devletin seferde olduğunu söylemiş hatta kardeşinin de yaşı küçük olmasına rağmen orduya katılmak için ısrar ettiğinden bahsetmişti Zerrin o an her şeyi anladı; Turgut'un neden yazmadığını anlamlandırırken dizilerde izleyip kitaplarda okuduğu savaş sahneleri canlandı gözünde. Şehzade'ye bir şey olabileceği gerçeği canını sıkarken telaşlanmıştı da lakin belli etmedi "Savaş ne kadar sürer Gülizar?". Genç kız, arkadaşının sorusu karşısında duraksadı başta zira neden sorduğunu az çok tahmin ediyordu yine de utandırmamak için bir şey demedi "haftalarca hatta aylarca sürebilir". Korktuklarını işitmişti yine de metanetli davranmaya çalıştı arkadaşıyla sıradan bir gün geçirdi fakat o andan sonra günlerce dışarı adım atmadı normal bir gün olsa nehir kenarına gider düşünür dururdu. Bilmediği bir zamanda gözlerini açmış olmanın yanı sıra güneş görmemiş kalbinin başka bir evrende ısınıyor olmasına şaşırır yaşamak için ikinci bir şansının olduğunu düşünürdü. O sıralar iştahı da önemli ölçüde azalmıştı. Sabahları bazen kahvaltı yapmıyor öğlene kadar öylece uzanıyordu artık Ayşe'ye konağın arkasına dolanmasını da söylemiyordu, mektup falan umurunda değildi. Şehzade Turgut'un sağ salim saraya dönmesinden başka bir şey istemiyordu. Bazı günler ise öğlenden sonra babasının çalıştığı dairede zaman geçiriyordu eskiye nazaran verimli çalışamıyor dakikalarca hemen solundaki pencereden dışarıyı izlediği oluyordu. Akşam yemeklerinde ise bu halini fark eden abisinin ısrarıyla zorla bir şeyler yiyordu. Neredeyse on gün kadar bu durum böyle devam etti. Zerrin iyice bitkin düşmüş zayıflamıştı. Uyandığı bir sabah yine kahvaltı etmeden öğlen vakitlerine kadar uzandı yatağında artık düşünceleri umut içermiyor kara talihinin peşini bırakmadığını bağırıyordu sanki. İçi geçip uyuya kaldığı sırada çok üşüdüğünü fark etmiş bunun üzerine hemen ayak ucunda oturan Ayşe'ye kalın bir yorgan getirmesini söylemişti. Küçük kız sırf Zerrin için endişelendiğinden daireden gitmiyordu günlerdir, her bir hareketini uzaktan sessizce izliyor bir şey isterse ikiletmeden yapıyordu lakin bir gariplik olduğunu anlamıştı zira Zerrin zaten saatler önce kalın bir yorgan istemişti. Neden tekrar istediğini anlayamaz bakışlarla baktı suratına. Evin hatununun yanakları kızarmış zaten beyaz olan teni iyice solmuştu. Dayanamayıp Zerrin'e cevap bile vermeden koşar adımlarla çıktı daireden ve Zerrin tarafından tembihlendiği için hasta olduğundan ne Mehmet Bey'e ne de Yusuf'a bahsedememiş olsa da bu sefer sözünde durmayacaktı. Azarlanmayı ya da ailesi ile kapı dışarı edilmeyi göze almıştı koşar adımlarla konağın içinde Yusuf'u aradı. Onu bulduğunda arka bahçede Alexis ile konuşuyordu. Yusuf kendisine doğru gelen küçük kızı görünce tebessüm etti onu kardeşinin kuyruğu diye adlandırmıştı zihninde. Fakat çocuk söylemek zorunda olduğu mühim bir şeyin varlığından bahsedince Alexis'i ardında bırakıp çocukla birlikte konağın ön tarafına dolandı "Yusuf Bey biliyorum hanımım bana kızacak lakin ona bir şey olmasından korkuyorum. Zerrin Hatun'un hâli hiç iyi değil sabahtan bu yana yatağında yatıyor ağzına bir lokma bile sürmedi kalın yorganlara büründü ama yine de hep üşüyor". Çocuk bir çocuk gibi anlatsa da Yusuf ne olduğunu anlamış bunun üzerine yıldırım gibi kardeşinin odasına çıkmıştı. Ayşe'nin bahsettiği gibi uzanıyordu kardeşi, gözleri kapalıydı usul usul nefes alıyordu. Elini kardeşinin yanağına koyup ateşine baktı, yanıyordu hem korkmuş hem de bu raddeye gelene kadar haberinin olmamasına öfkelenmişti. Zerrin'in dudakları morarmaya başlamış olsa da teni solmuştu o sırada ne ağabeyini algılayabilmişti ne de dakikalar sonra etrafında koşuşturup duran ayakçıları. Yusuf, babasının yanına gidip olayı açıkladıktan sonra hekim bulmak için konaktan çıktı. Kısa bir süre sonra şehrin hekimi ve onun hanımı ile birlikte döndü konağa. Bütün konak hayli üzgündü hatta aylar öncesine kadar nefretle bakan ayakçılar bile hayli endişeliydi. Mehmet Bey ise hekim gelene kadar kızının başında beklemiş hekim gelince dairenin kapısına doğru ilerlemişti. Hekimin eşi fark ettiği bulguları eşine aktarıyor adam bunun üzerine bazı reçeteler yazıyordu dönemin anlayışı hekimin bizzat ilgilenmesine izin vermiyordu. Zerrin ise bambaşka bir alemdeydi. Ne bir şey görüyor ne bir şey işitiyordu; teninin yangını yüreğini de sarmış yaptığı tuhaf zaman yolculuğu gördüğü rüyalarda tekrar tekrar yakmıştı canını. Gece yarısına doğru ateşi hafiflemişti nihayet, artık kabusları sakin rüyalara dönüşmüştü. Kendini sarayın bahçesinde veya havuzun kenarında otururken görüyor bazen Şehzade Turgut da ona eşlik ediyordu hatta bazen ellerini tutup ardından sıkı sıkı sarılıyordu varlığını kanıtlamak istercesine. Rüyaları kaybolup huzurlu bir uykuya daldığında zihni bulanıklaştı. Ertesi gün uyanmadı yattı öylece bu süreçte ağabeyi ve babası iyice telaşlanmışsa da hekim mühim bir şey olmadığını söylediğinde beklemekten başka yapabilecekleri bir şey olmadığını anlamışlardı. Yaklaşık iki gün sonra Zerrin öğlene doğru açtı gözlerini kollarının ağrısına uyanmıştı. Dairesinde yalnız değildi küçük Ayşe'nin dua fısıltılarını duyduğunda gülümsedi. Vücudundaki ağrılar hafiflemişse de yorgun hissediyordu. Ayşe'den su istediğinde kız uyandığını fark etmiş tez hareketlerle istenileni yerine getirmişti. Yatağının başlığına yaslanıp dairesine göz gezdirdi yeni temizlik yapıldığı belliydi zira hafif bir sirke kokusu alıyordu. Ayşe'nin yardımıyla ayağa kalkıp hamama inmeden önce bir süre babası ile oturdu orta yaşlardaki adam kızına ufak bir azar çekmiş daha dikkatli olması için uyarmıştı. Babasını sadece sessizce dinlemiş ardından Ayşe ile birlikte hamama inmişlerdi. Yıkanırken bir yandan da Ayşe'nin anlattıklarını dinliyordu. Küçük çocuğun neşelendirme çabasını görüyor bir hayli de yüreği acıyordu bu duruma. Ayşe tüm çabalarına rağmen başarılı olamadı. Zerrin'in sağlığı biraz olsun düzelmişse de ruhu hâlâ aynıydı sadece belli etmeden mücadele etmeye çalışıyordu. Tekrar odasına dönüp yatağına uzandığında Yusuf geldi. Mehmet Bey'den pek farklı davranmasa da daha yumuşak başlıydı ve kardeşine bazı çözüm yolları sunmuştu kendince; balkonda otur, bir şeyler üreteceğim sarraflık edeceğim diye yorma kendini demişti. Halbuki onu düşünmekten alıkoyan nadir şeylerden uzaklaşmasını söylediğinden haberi yoktu. Yusuf gittikten sonra düşündü bir süre metanetli olmaya çalışıp sabırla beklemeye karar verdi lakin ertesi sabahın erken saatlerinde Ayşe koşar adım yanına gelip bir mektup uzattığında başta umutlanmışsa da mektubu okuduğunda dünyası başına yıkılmıştı.
Bölüm 14
Haber
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.