İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 12 · 9 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 12

İz

Çocuğa önündeki tatlıyı yiyebileceğini söylediğinde şaşkın bakışlarla göz göze geldi "kötü bir şey söylemişim gibi bakma Ayşe hem seninle bir anlaşma yaptık sen bu tatlıyı yerken benim sana sorduğum sorulara düzgünce cevap vereceksin". Küçük Ayşe tatlısından aldığı lokmayı yutarken zar zor konuştu "ama Zerrin Hatun benim okumam yazmam yok ki okuduğun kitaplardan mı soracaksın?". Zerrin, çocuğun sorusuna gülmeden edemezken kinayeli bir cevap verdi "merak etme Ayşe duymak istediğim hususlar bir tek bana zor". Ayşe'nin yavaşça tatlısını yiyişini izledi. Çocuğun uysal bir yapısı vardı onu birçok kez evdeki işlere yardım ederken görmüştü yanı sıra fark ettiği üzere mutfağa, ahıra, ambara kısaca evin birçok kısmına girip çıkıyordu evin ayakçılarının sürekli etrafındaydı. Ayşe son lokmasını da yuttuğunda Zerrin hoşafı içmesini işaret etti o sırada ilk sorusunu da sormuştu "Ayakçılar benim hakkımda konuşuyor mu Ayşe? Hiç duydun mu?" Ayşe başta sadece bakıp duraksasa da endişelendiği de belli oluyordu "Duymadım öyle bir şey". Zerrin oturduğu yerde dikleşti, çaresiz biraz korkutması gerekiyordu anlaşılan "Yalan söylersen dilini kesip sokaktaki köpeklere yem edeceğimi biliyorsun değil mi?" Ayşe korkuyla bakarken Zerrin gülmemek için kendini zor tutuyordu "Hadi doğruca anlat duyduklarını Ayşe yemin ederim sana kızmayacağım". Ayşe titreyen elleriyle tuttuğu tası tepsinin üzerine bıraktı "eskiden kötü konuşurlardı şimdi bir meleğe dönüştüğünü söylüyorlar hırpalanmak sana iyi bir ders olmuş öyle diyorlar". Zerrin bu kadarını beklemiyordu kötü ithamlara hatta hakaretlere hazırlamıştı kendini ama yaşadığı kötü hadisenin övülmesi tuhaf derecede sıkmıştı canını "ne diyorlardı eskiden?". Ayşe soruyu duymamış gibi yapıp ayakçıların ona kızacağını söyleyerek kapıya doğru fırladığında Zerrin "otur yerine" diye tısladı adeta dişlerinin arasından; sesinin dışardakiler tarafından duyulmasını istemediği gibi sinirlenmeye de başlamıştı. Ayşe sanki kendisine kızılmasını bekliyor gibi her şeyi anlatıverdi "yüzünün Maria Hatun'a benzediğini ama kalbinin çirkin olduğunu söylerlerdi çünkü Zerrin Hatun sen..." duraksadığında Zerrin kaşlarını çatmış konuşması için sabırsızlanmıştı "Zerrin Hatun sen onlara kızardın bir seferinde kendin de duymuştun sana söylediklerini ondan sonra hiç gülmedin hep kızdın; bağırır işlerini düzgün yapmadıklarını söyler kızardın". Zerrin tahmin ettiği şeyleri duymuştu ama bir şeyler eksikti "başka şeyler de olmuş belli anlatmak için son şansın". Küçük kız yeterince korkmuş olacak ki gözlerini Zerrin'in yüzünden kaçırdı "Zerrin Hatun senin kolyen çalındığında sinirlenmiştin. Hani Maria Hatun'dan kalan kolye vardı ya o işte. Sonra ayakçılardan birisinin çaldığı ve sattığı ortaya çıkmıştı. Mehmet Efendi, çalan hatunun küçük çocukları muhtaç kalmasın annelerinden ayrılmasınlar diye hatunu affetti ama sana kızmıştı". Zerrin tuhaf tuhaf baktı "babam niye bana kızdı ben neden suçluydum?" Ayşe anlamaz bakışlar attı gerçekten geçmişi soruyordu evin hanımı kafası karışmıştı. Zerrin sorusunu tekrarladığında Ayşe kendine geldi "Mehmet Efendi sana bağırdı beceriksiz olduğunu ve boştan yere yaygara çıkardığını söyledi hatta konağı idare edemediğini bir kolyeye bile sahip çıkamadığını söyledi başka şeyler de söyledi ama hatırlamıyorum..." Ayşe duraksadığında sertçe baktı Zerrin kendini kötü de hissetse yanı sıra kalbine bir kaya oturmuş gibi de olsa duymak istiyordu "Ayakçıların seninle alay ettiklerini duyardın ama pek bir şey yapmazdın bazen bir şeyler döker kırardın olmadık işler buyururdun ama pek bir şey yapmazdın sessizleşmiştin kaybolmadan önce iyice susmuştun". Zerrin kendini toparlamaya çalıştı asıl Zerrin'in yaşadıkları bir hayli sıkmıştı canını buna rağmen dik durmaya çabaladı "konuştuklarımızı tek bir kişiye bile söylersen seni de anlattığın kişileri de kapı dışarı ederim. Bundan sonra duyduklarını bana anlatacaksın. Sen benim elim kolum olacaksın sana dediklerimi düzgün yaparsan hem belki sana okuma yazmayı öğretirim emin değilim". Ayşe'nin gözleri parlamıştı Zerrin onu zayıf noktasından yakalamıştı zira dairesini temizlerken birkaç kez kitaplara merakla baktığını görmüştü. Ayşe kimseye anlatmayacağına yemin etmiş dediklerini düzgünce yerine getireceğini söylemişti. Küçük hizmetçi elinde tepsiyle çıkar çıkmaz camın önündeki sedire bıraktı kendini. Neler duymuştu öyle nasıl hissetmişti Zerrin onu anlıyordu ve tüm bu olanların üstesinden nasıl geleceğini bilmiyor olduğundan kafası allak bullaktı. O akşam erkenden yalnız başına yedi yemeğini hiçbir ayakçının yüzüne dahi bakmak istemiyordu ve yavaşça asıl Zerrin'e dönüştüğünün farkında değildi. Kapısını kilitleyip masasının üzerindeki mumu yaktı. Döşemeyi kaldırıp çıkarttığı kağıtları da alıp masaya yerleşti. içlerinden birisini seçti kağıdın kenarları kırışmıştı eliyle düzeltti "Uyandığımda dışarı biraz aydınlanmıştı dairemin içi bir hayli soğuktu. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra üzerimi giyinip ahıra indim. Karaca yine huysuzdu. Yemini suyunu verdikten sonra söğüt ağacına gittik ben öylece otururken Karaca havanın tadını çıkardı. Çocuklar geldi geçti yanımdan gülüşmeleri, bağırış çağırışları doldurdu kulaklarımı. Birkaç saat sonra eve döndüğümde hamamda yıkandım; babamın yazdığı gelir gider defterini inceledim. Yaptığım yüzükleri babama verdim birlikte taşlarını oturttuk yerine. Pek konuşmasa da beğendi yaptıklarımı. İpek keselere ayırıp kaldırdı bana da birkaç küçük altın levha ayırmış ince iğnelerle güzel desenler yapacağım yanı sıra daha önce ayırdığım yakut, inci ve firuze taşlarımla da bilezik ve gerdanlık yapmayı istiyorum". Yeni bir şey daha öğrenmişti aslında tahmin ediyordu zira böyle bir babanın yanında asıl Zerrin illaki bir şeyler yapıyordu boş duruyor olması saçmaydı. Dayanamayıp kağıtları yerine kaldırdı ve cesaretini toplayıp babasının çalışmak için kullandığı dairesine çıktı. Kapıda bir süre bekledi derin bir nefes alıp kapıyı tıklattıktan sonra girdi içeri. Babası Mehmet Efendi masasının başında altın bir levhanın kenarlarını düzeltiyordu elindeki zımparayla altına da ipek bir örtü sermişti altın tozlar mum ışığında parlıyordu. Mehmet Efendi "ne istiyorsun?" der gibi baktı kızına Zerrin boğazını temizledi hafifçe, sesinin çıkmayacağını düşünmüştü "benim alet edevatım nerede? Ağabeyimi göremedim o yüzden sana soruyorum baba". Mehmet Efendi birkaç saniye bakakalsa da ağır hareketlerle masadan dizlerine kadar uzanan ipek örtüyü hafifçe topladı ve ayağa kalktı. Odanın köşesindeki sandığın içinden kutu gibi bir sandık daha çıkarıp birkaç adım ötedeki başka bir masanın üzerine bıraktı "Akşam akşam nereden geldi alet edevatın aklına?" Zerrin aceleyle o birkaç saniye içinde aklına gelen ilk yalanı söyleyiverdi "Ağabeyim söylemişti birkaç gün önce ama yanına gelmeye fırsatım olmadı". Mehmet Efendi bir şey demeden sandalyesine geri döndü ve ipek örtüyü yeniden serdi. Zerrin boş boş bakmış babası alet edevat sandığını doğrudan eline vermediği için bozulmuştu. İçinden söylene söylene masaya ilerleyip sandığı kaldırmaya çalıştı, biraz ağırdı. Mehmet Efendi hafifçe arkasına dönüp baktı kızına; Zerrin'in zar zor kaldırdığını görünce gülerek kalktı ayağa "Nereye gidiyorsun be kızım? Burada yapacaksın ne yapacaksan". Ağzından sadece küçük bir "haa" çıktı aydınlanmıştı. Mehmet Efendi kızının bu haline gülerek tekrar döndü işine. Zerrin o akşam babasını taklit etti: Önce ipek örtüyü masanın yarısından itibaren dizlerine kadar serdi sonra masanın boşta kalan kısmına alet edevatını dizdi ve küçük levhaları zımparalamakla başladı işe. Aşinaydı işte buna da tuhaf bir şekilde ve yine asıl Zerrin'e teşekkürler etti içinden. Düşünmek için de birebirdi yaptığı iş, tüm levhaları zımparalamıştı ki arkasına dönüp baktı babasına orta yaşlarının sonundaki adamın sadece sırtını görüyordu. Kocaman bir çalışma odasında ikisi de ayrı uçlarda ve hayli uzaklardı. Acaba asıl Zerrin bunun hakkında bir şeyler yazmış mıydı? Babası ona kızsa da tartışsalar da tamamen buz gibi miydi araları yoksa o merhamet ve şefkat gizli miydi bilmiyordu ama bir şeyleri değiştirmekte kararlıydı. Babasının sırtından ayırdı bakışlarını ve küçük ipek kesenin içindeki taşları usulca döktü masanın üzerine. Burarak yapılmış bileziğin üzerinde küçük boşluklar vardı bilinçli bir şekilde öyle yapıldığı belliydi. Daha ince zımparalar ile taşları şekillendirdi ve suya batırdığı yumuşacık bir kumaşla sildi. Küçücük cımbızlarla taşları yerlerine oturttu. Düşmelerinden endişelense de sürdüğü ince katman macun işine yaramıştı. Camın hemen kenarındaki masası ay ışığının ve birkaç mumun etkisiyle hayli aydınlıktı. Bir ara keseden çıkardığı parmak ucu büyüklüğündeki bir yakutu ay ışığına doğru tuttu. İçi pek belli olmasa da parlamasa da işlenince çok güzel olabilirdi. Aklına gelen şeyle gülümsedi onunla ne yapacağına çoktan karar vermişti. Taşı başka bir keseye koyup sandığa kaldırdı ve bitirdiği bileziği babasına götürdü. Zerrin neden şaşırdığını anlamıyordu adamın sadece onay almak için yanına gitmişti. Mehmet Efendi oturduğu sandalyeyi hafifçe geri itip Zerrin'in uzattığı bileziği aldı ve mum ışığına doğru götürdü. Evirdi çevirdi taşlara yakından baktı gümüş bileziğin burgularını eliyle kontrol etti. Bıyık altından gülümsemişti fakat Zerrin fark etmedi "Güzel olmuş bir eksiği sıkıntısı yok ama ya künyen? Eklememişsin". Zerrin boş boş baktı babasının yüzüne ne demek istediğini anlamamıştı. Babası açıklarken dikkatini iyice ona verdi "Eğer kendin kullanacaksan bitiş kısmına adını yaz ama yok ticaretini yapacağım diyorsan çok küçük bir levhaya önce adını yaz sonra burgunun arasına görünmeyecek bir şekilde sıkıştır ki senin işin olduğunu bilesin". Mehmet Efendi, kızına göstermek için gümüş bir levhaya adını yazdı ve ardından burguyu hafifçe açıp içine yerleştirdi işlem bitince tekrar eski haline getirdi. Zerrin o sırada babasının el çabukluğuna ve işçiliğine hayran kalmıştı. Bileziği geri vermeden önce ipek bir kesenin içine koydu. Zerrin kendini tebrik ederek masasına döndü. Kan kırmızısı yakutu zımparalamaya başlamıştı. Yine gümüş kullanacaktı fakat gümüş yüzük kalıbı yapmayı bilmiyordu. Sandığının içini karıştırdığında bulduğu yüzükle gülümsedi. Taş kısmı boştu ve şimdilik sade bir gümüş halka gibiydi. Neler yapmak istediğini düşündü bir süre fakat sonra aklına gelen bir olasılık biraz gizliliğe ihtiyacı olduğunu fark etmesini sağladı zira babası bir erkek için yüzük yaptığını anlayacaktı ki bu zaten barizdi zira yüzüğün taslak halkası erkekler içindi. Elindeki yakutla ilgilenirken düşündü durdu ve bir ara yakutu bırakıp saatler önce tüm alet edevat ile masasının üzerine dizdiği kağıt ve kalemi aldı eline küçük bir söğüt ağacı çizdi bunu yüzüğün yan çeperlerine kakmayı düşünüyordu. Çizdiği taslağı kaldırıp uzun bir süre daha devam etti yakutla ilgilenmeye. Saat iyice geç olup uykusuzluk iyice bedenine çökünce pes etti ve masasının üzerini toplayıp daireden çıkacağı sırada babasının gittiğini gördü çıktığını fark etmemişti bile. Sandığının içinde bulduğu uzun demir anahtarla dairenin kapısını kilitleyip kendi odasına döndü. Anahtarı döşemenin altına saklayıp uyudu. Uzun bir süre günler böyle aktı. Nehir kenarına da eskisi kadar gidemiyordu zira neredeyse her gün yağmur yağıyor hava eskiye nazaran çok daha serin seyrediyordu. Zerrin'in alet edevatı eline ilk alışından bu yana neredeyse 4 hafta geçmişti. Yüzük çalışmasında da hayli ilerlemiş taşı yerleştireceği iç kısmına adını bile yazmıştı. Bunu yaptıktan sonra çok pişman olmuş hatta fazla ileri gittiğini düşünse de çalışmayı bırakmamıştı. Camının önündeki sedirde oturmuş zımpara ile yüzüğün iç kısmına hafif dokunuşlar yaptığı bir gün ahır tarafında birisini görmüş Leon olduğunu düşünmüştü bunun üzerine yanına Ayşe'yi çağırıp kimseye görünmeden gidip bekleyen adamın kime bakındığını sormasını istemişti; nasılsa Leon onu soracak işin sonunda Ayşe mektubu alıp gelecekti. Fakat Zerrin ince oyalı tülün ardından olan biteni izlerken beklediği şey olmamış Ayşe'nin eli boş döndüğünü görmüştü. Yüreği ağzında Ayşe'nin gelişini beklemiş o birkaç dakika bir eziyet gibi gelmişti. Ayşe daireye girer girmez kapıyı kapattı küçük kızın yüzü gülüyordu "Zerrin Hatun dışarıdaki bey senin için pelerinini giysin üşütmesin yarın öğlen söğüt ağacının etrafı serin olur dedi". Ayşe'nin söyledikleri başta kafasını karıştırsa da koşar adımlarla cama ilerledi. Burnunun üzerine kadar bağlı olan şala rağmen gözleri öyle tanıdık ve sıcaktı ki gülümsemesine engel olmaya çalışarak Ayşe'ye "tamam" dediğini iletmesini ve hemen hiçbir yere sapmadan gelmesini söyledi. Ayşe dediğini yapmış ve aynı yoldan ikinci kez gelmişti "Bey hiçbir şey demeden gitti Zerrin Hatun. Bir de bana bunu verdi sessiz kalmamı söyledi". Elindeki 3 gümüş akçeyi gösterdi Ayşe. Zerrin, kızın bu haline gülümsedi "bekle ben de vereyim sana" birkaç akçe de kendi tutuşturdu Ayşe'nin eline zira keyfi yerindeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.