İçeriğe geç

ZERRİN

Bölüm 1 · 8 dk okuma

ZERRİN

Bölüm 1

Rüya

Rüzgar öyle şiddetli esti ki ağaçlar köklerinden sıyrılacakmış gibi savruldu. Henüz öğlen bile olmamasına rağmen kara bulutlar bütün aydınlığı örtmüştü. Gökyüzü öfkeyle çatırdadığında at korkudan şaha kalktı. Zerrin bacaklarını düşmemek için sıktı ve dizginlere asıldı. Atı öfke ve korkuyla birkaç adım gerilerken gök yeniden gürlediğinde bunun üzerine hiç adeti olmasa da hızla koştu. Zerrin'in tüm müdahaleleri işe yaramazken ağaçlar sıklaşıp yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladığında at önce korkudan durdu sertçe ve yeniden şaha kalktı bu sefer Zerrin'i üzerinden atmıştı. Genç kadın sırtının üzerine düşerken kafasını önce yakınındaki ağacın gövdesine sonra da yere sertçe çarptı. Sırt üstü düştüğünden nefesi kesilmişti gözleri kararıp bilinci vücudunu terk ederken adeta boşluğa bıraktı kendini. Ne kadar zaman geçmişti, kaç saattir orada yatıyordu bir fikri yoktu doğrulmaya çalışırken acıyla kıvrandı sırtı ağrıyordu, nefesi kesildi yeniden ve tekrar uzandı olduğu yere. Her öksürüğünde sırtındaki ağrı artıyordu. Yağmur yüzüne çarparken kendinin farkına vardı. Üzerindeki elbiseler sanki bir tarih filminden fırlamış gibiydi. Ellerini kendi bedeninin üzerinde gezdirip fark ettiği şeyin bir hayal olup olmadığını anlamaya çalıştı. Üzerinde ayaklarına kadar uzanan siyah bir kaban vardı. Kabanın önünde bir düğme olmadığı gibi boyun kısmı önden kısa kuşaklarla birleştirilmişti. Elini kabanının içine soktuğunda yumuşak kumaş parmaklarına değdi. Yüzündeki ağırlığın henüz farkına varmışken bu sefer de yüzüne dokunmaya çalıştı. İpek yumuşak kumaştan yapılmış peçe gözlerinden altını bir maske gibi kapatmıştı saçlarının dibinden alnına dökülen boncuklu takıya da anlam verememişti. Bilinci kapanmadan önce en son neler yaptığını düşündü. Atını bulmak için ormana girmiş onu bulunca da eve dönmeden önce ormanda biraz dolanmaya karar vermişti, aslında ağabeyini kaybettiğinden beri sık sık dibi görüyor babasına güçlü görünmeye çalışıyordu. Bu yüzden sık sık atıyla ormanda dolanıyordu ki bir süre sonra hayvan bunu kendisi de yapmaya başladı. Zerrin'in etrafındaki hareketlenme gözlerini açma isteği uyandırsa da yapamadı bir türlü. Yanına gelip bedenine dokunan şey nihayet ses çıkardığında onun bir köpek olduğunu anladı. Hayvan büyük ihtimalle etrafında dolanıyordu. Zerrin farkında olmasa da iyi yetiştirilmiş av köpeği defalarca onu koklamış ve sahibine haber vermek için havlayıp durmuştu. Üstelik yerini haber veren tek hayvan da o değildi metrelerce yüksekte Zerrin'in tepesinde uçan şahin çığlık atar gibi öttüğünde avcı, hayvanlarının bir şey bulduğundan emindi. Yağmurlu havaya rağmen köpeğin havlaması garipse de merakına engel olamayıp yanına av komutasında bulunan birkaç asker ve parsçıyı da alıp avlamadığı avını bulmaya gitti, bir terslik olduğu belliydi ve eli kılıcındaydı her daim. Bir pusu olmasından çekinerek sık ağaçlara yaklaştığında yerde uzanan bedeni ve hemen birkaç metre uzağındaki siyah atı gördü. Askerlerin yapmasını beklemeyip atından indi ve bedene doğru yaklaşıp seslendi. Her hangi bir tepki almayınca yanına gidip yakından baktı. Bir kadın olduğunu fark ettiğinde peçesini hafifçe kaldırdı. Kadının açık renkli teni, güzel yüzü duraksamasına neden olurken elini yüzüne iyice yaklaştırıp nefes alıp almadığını kontrol etti. "Hatun nefes alıyor, biriniz önden gidip hekime haber versin çevreyi kolaçan edin hatunu arayan birileri var mı bakar olun". Baygın haldeki kadını düşmemesi için kendi atına bindirmiş bir koluyla onu tutup diğeriyle atını komuta ederek çadırların kurulu olduğu alana hızla yol almıştı. Alana girdiğinde Sultan Alpay ve beyler karşıladı onu. Herkes şaşkınca bir Şehzade Turgut'a bir de hemen önünde baygın oturan hatuna bakıyordu. Birkaç er gelip hatunu boş bir çadıra taşırken Turgut atından inip babasına malumat verdi "av alanından dönerken bulduk hatunu attan düşmüş olmalı, mühim bir yarası olabilir diye buraya getirdim". Sultan Alpay, oğlunun merhametinden memnun olmuştu "iyi düşünmüşsün Turgut, hekim muayene ettikten sonra saraya götürün hatunu" babasını onayladıktan sonra hekimin çadırının önünde beklerken çevreyi kolaçan etmesi için gönderdiği asker eli boş döndü "Çevrede nal izleri var tahminimizce hatun birinden kaçarken düştü" anladım dercesine kafasını salladığı sırada Emir-i Candar yanına güvenliği artırdığından bahsetti. Güvenlik halkası genişletilmiş candarlar daha dikkatli davranmaya başlamışlardı. Emir-i Candar olası bir tehlike durumu için hazırdı. Kısa bir süre sonra hekim çadırdan çıkıp Şehzade Turgut'a bilgi verdi "Hatun uyanmadan açık bir şey diyemem ama görünürde bir yarası ya da kırığı yok sadece kafasının arkasında hafif bir şişliği var. Tavsiyem sarayda istirahat etmesidir zira hatun sıradan birisine pek benzemiyor" Şehzade Turgut bunun başından beri farkındaydı, hatunun açık teni bulunduğu coğrafyada ender karşılaşıldığı gibi kaşı gözü de yakın yörelerden değildi hekim sanki söylediklerini kanıtlamak ister gibi çok kısa bir süreliğine çadıra girip çıktı döndüğünde elinde bir karış uzunluğunda kakmalı, altın bir kelepçe bilezik ile döndü "siz benden daha iyi bilirsiniz ki böylesi ziynet eşyalarına sadece saray gibi nadide yerlerde rastlarsınız üstelik hatunun üzerindeki tek altın da bu bilezik değil" Şehzade Turgut, hekimin elindeki bileziği alıp babasının beylerle muhabbet ettiği Saltanat çadırına ilerledi. İçeri girdiğinde beyler çadırdan çıkıyorlardı. Şehzade Turgut'u selamladıktan sonra oradan ayrıldılar bu babası ile yalnız konuşmak için iyi bir fırsattı müsaade isteyip içeri girdiğinde Sultan Alpay kafasındaki ucu sivri püsküllü av başlığını minderin üzerine koydu ve oğluna hatunun durumunu sordu. Şehzade Turgut babasının yanına yaklaşıp dışarıdan duyulamayacak bir ses tonuyla konuşmaya özen gösteriyordu "Hekim, hatunun sıhhati hakkında o uyanmadan bir kanıya varamayacağını söyledi ama görünürde bir zararı yok lakin Sultanım, hatun sıradan birisi değil üstelik görünüşü de alışkın olduklarımızdan farklı" elindeki bileziği uzattığında Sultan Alpay bileziği inceledi ve oğlunun haklı olabileceğine karar verdi "o halde dediğim gibi hatunu saraya götürün ayrıca çevreye de onu araştırması için birilerini gönder olabildiğince gizli hallet eğer peşinde birileri varsa yaygara çıkmasın" Şehzade Turgut işi babasının söylediği gibi halledecekti "baş üstüne" deyip çadırdan çıktı. Beraber büyüdüğü at binmeyi, kılıç sallayıp ok atmayı birlikte öğrendiği dostlarının yardımıyla halledecekti. Kendinin komuta ettiği küçük birliğe gitmek üzere hazırlanmalarını söyledi. Hatunu çadırların bulunduğu alana nasıl getirdiyse saraya da öyle gittiler aksi takdirde yavaşlayacaklar ve eğer hatunun peşinde birileri varsa onlarla karşılaşacaklardı Şehzade Turgut risk almak istememişti nedense. Saraya vardıklarında onları Turgut'un öğretmeni, atabeyi Danışmend Fasıh karşıladı. Şehzade Turgut olanlardan kısaca bahsetti. Danışmend Fasıh, hatun ile ilgilenilmesi için Turgut'un annesi Valide Begüm ile görüşmek için haber gönderdi. Valide Begüm, oğlu erken döndüğünden ona ya da eşi Sultan Alpay'a bir zeval gelmiş olabileceği düşüncesi ile telaşa kapılmış Danışmend Fasıh'ı hemen huzuruna çağırtmıştı. Danışmend Fasıh, Şehzadeden dinlediklerini Valide Sultana anlattığında kadın rahat bir nefes alsa da saraya getirilen hatun hakkında endişelenmiş kim olduğunu da epey merak etmişti. Hizmetindeki hatunlardan üç tanesini yanına çağırıp saraya getirilen hatunla titizlikle ilgilenmeleri için tembihledi ve kendi dairesinin yakınında bir daireyi kullanmalarını söyledi. Valide Sultan o günü dairesinde geçirdi, akşam saatlerine doğru oğlu Şehzade Turgut yanına geldiğinde olan biteni bir de ondan dinleyip birlikte tahmin yürütseler de hatun hakkında bir sis perdesi söz konusuydu. Şehzade Turgut, babasına ava katılmayacağı sarayda gelişmeleri takip edeceğini içeren bir haber gönderdi. Annesinin yanına gelmeden önce de kardeş bildiği Çapar ve Sungur'un yanına uğramış etrafta dikkatli olmalarını söylemişti. Sultan Alpay av merasiminde yaklaşık 10 gün kalacaktı ve o sarayda yokken bir hayli dikkatli olmaya kararlıydı. Ertesi sabah Valide Begüm kahvaltısını ettikten sonra gizemli hatunun yanına uğradı. Daireye girdiğinde görevlendirdiği hatunlardan birisi hekim, hatunu muayene ederken yanında bekliyordu. Valide Begüm daireye girdiğinde önce saf durup selamladılar sonra da hekim, hatun hakkında bilgi verdi "Valide Sultan'ım, hatun iyi başının arkasındaki şişlik de bir hayli inmiş uyanmasını beklemekten başka bir şey gelmez elimden" Valide Begüm, hekim gittikten sonra daireye göz gezdirirken hatunlardan birisi ferahça yatması için bilinçsizce uzanan gizemli hatunun yüzüne örttüğü peçeyi ve başındaki ipek şalı nazikçe aldı ardından katlayıp sandığa yerleştirdi o sırada Valide Begüm'ün dikkati uzanan hatuna kaydı birkaç adımda yanına yaklaşıp yüzüne baktı yakından. Yüzü güzeldi hatunun; dudakları dolgun, kirpikleri uzun, burnu da narinceydi. Altın sarısı parlak saçları ise bir bakana bir daha baktırıyordu. Uzanıp hatunun yumuşak saçlarına dokundu ve kısık sesle fısıldarcasına konuştu "ah yavrum nasıl hırpalandın da böyle uyuyup durursun" o sırada dairenin içinde işle meşgul olan hatunlardan en küçük olan Afife, odanın köşesindeki sandığı açıp içinden hatunun bileziğini alıp Valide Begüm'e getirdi ve uzattı "Sultanım yazmayı bilmem ama biraz biraz okuyabiliyorum bileziğin katlanan kısmında hatunun ismi yazıyor zannımca" Valide Sultan bileziği aldı ardından görevlendirdiği hatunun bahsettiği yazıyı görmek için kelepçe bileziği açtı nazikçe ve okudu. "Zerrin, hatunun adı Zerrin"

*

Hatunlar Zerrin ile ilgilenmekten gocunmuyorlardı bunun nedenlerinden birincisi Valide Begüm Sultan'ın özel isteğinin bu yönde olmasıyken ikinci nedeni ise Şehzade Turgut'un sıhhati hakkında bilgi edinmek için sık sık birisini göndermesiydi. Zerrin hakkında hiçbir bilgi edinemediği gibi hatunu arayan birileri de yoktu. Dördüncü günün sabahı hatunlar dairede her sabah yaptıkları temizliğin ardından kahvaltı yapmak için nöbetleşerek mutfağa indiler. Afife yaşı gereği büyüklerine müsaade etmiş en son inmeye karar vermişti, Zerrin ile aralarındaki arkadaşlığın ilk tohumları da o zaman ekildi. Zerrin, günlerdir geçen zamanın aksine önce gözünü açtı fakat etrafı bir türlü sabit durmuyordu. Doğrulmaya çalıştığında sırtının ilk günküne nazaran daha az acıdığını fark etse de güçsüzlükten yapamadı, dili damağı kupkuruydu ve ağzından ilk çıkan kelime "su" oldu. Afife, Zerrin'in uyandığını fark etmemiş ancak "su" diye seslendiğinde anlayabilmişti. Koşar adımlarla bir bardağa su doldurup Zerrin'in içmesine yardım etti. Genç hatun suyunu içip başını tekrar yumuşak yastığa koyduğunda Afife'nin dışarı çıkıp birilerine "hekimi çağırın" diye bağırmasına kayıtsız kaldı o an sadece etrafı incelemekle meşguldü ve başta "beynim hâlâ benimle oynuyor" diye düşündü. Son kalan gücüyle kendi etini sıkıp duyduğu acıyla değişen hiçbir şey olmadığında bulunduğu yerin gerçekliğine inanmıştı. İstirahat ettiği daire oldukça genişti, duvarlardaki işlemeler alelade bir yer olmadığını gösteriyor yerdeki ihtişamlı halı ise büyük bir emeğin ürünüydü ve tüm güzelliğiyle nerede olduğunu anlatıyordu sanki. Gücünü toplayıp yatağın üzerine oturduğunda gözlerinin karartısından kurtulmayı bekledi birkaç saniye nihayet her şey dönmeyi bıraktığında Afife daireye girdi. Zerrin, genç kızın ne söylediğini anlıyordu fakat konuşması farklıydı sanki ülkenin bir ucundan diğer ucuna seyahat etmişti de aynı dili farklı bir ağızdan duyuyordu "Zerrin Hatun, nasılsın ağrın var mı?" Adını bilmesine şaşırmıştı ve yeni yeni düşünebiliyor olmanın getirisi korkuyu da iliklerine kadar hissediyordu artık. Afife şefkatle omzuna dokunduğunda irkildi yerinde, bir filmin ya da bir kitabın içinde miydi? Yoksa rüyasında acı hissetmeye mi başlamıştı? Üzerinde o gün gördüğü kıyafetler yoktu rahat, bol ve boydan bir elbise giymişti gecelik gibiydi. Eliyle bacağını bu sefer daha sert sıktı epey canı acısa da hiçbir şey değişmeyince kısık ama dehşete kapılmış bir tonda konuştu "rüya görmüyorum, neredeyim ben?"

Bu platforma yeni başladım. Umarım beğenirsiniz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.