İçeriğe geç

Zemheri

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Zemheri

Bölüm 1

0.0 Giriş-Balodaki Kız Pt.1

Kısa aralıklarla hafifçe atıştıran yağmur tamamen durduğunda nihayetinde sol gözüne de lensi takabilen Ceren, derin bir nefes alıp duvarda olan saate baktı. Henüz neredeyse üç saatinin olduğunu görünce rahatlayıp aynadakini yansımasını izlemeye başladı.

Birkaç gün önce sarıya boyattığı saçlarına hala alışamamıştı. Üstüne bir de yeşil lensleri takıp her zamankinden farklı bir makyaj yaptığı için tamamen farklı biri gibi görünüyordu. Zaten istediği de tam olarak buydu.

Bu geceyi farklı biri olarak geçirecekti.

Yüzüne hoş bir gülümseme yerleştirip bir gün öncesinden hazırladığı kırık beyaz renkteki elbiseye ilerledi. Normal hayatında asla bu kadar cüretkâr bir elbiseyi giymeye cesaret edemeyecek olduğunu düşünerek üzerindeki sütyeni çıkarıp elbisenin kumaşına elini attı. Bir bulut kadar yumuşak olan saten kumaş, yavaşça parmaklarının arasına sıkıştığında endişeyle yutkunsa da başka bir çaresi olmadığını ve bunu daha önce de defalarca yaptığını kendine hatırlatıp hızlıca elbiseyi üzerine geçirdi.

Birkaç dakika dekoltesini düzeltmek ve arkadaki ipleri bağlamak için uğraşıp ardından makyaj masasının üzerinde duran parfümü de sıktığında tamamen hazırdı. Son bir kez aynaya bakıp kendini baştan aşağı süzdüğünde görüntüsünden memnun kaldığına kanaat getirerek çantasını ve ayakkabılarını alıp evden çıktı.

İki katlı küçük evin bahçesinde çıplak ayaklarıyla yürüyerek arabaya ulaştığında elindekileri yolcu koltuğuna atıp gitmeden önce ferahlamak adına Meriç'i aradı.

Telefonu kısa süre içinde açan Meriç, mekandaki son hazırlıkları da yaptığı için son derece rahattı.

"Efendim, tatlım?"

Onun dertsiz sesini duyan Ceren, istemsizce gevşeyerek "Aa, Meriç. Nasılsın?" diye sordu.

Meriç telefonda konuşurken Ceren'in sürekli 'a' demesinden rahatsız oluyor olsa da şu anlık heyecandan böyle yaptığını düşünerek hiç bozuntuya vermeden "Harikayım. Sen sormadan söyleyeyim buradaki her şey de harika ve kusursuz şekilde organize olmuş durumda. Oylum, garson kılığında ben de soylu bir prens oldum." dediğinde Ceren, farkında olmadan direksiyonu sıkan sol elini çekip gülümsedi.

"Teşekkür ederim. Gerçekten ikinize de o kadar minnettarım ki..." dedikten sonra ağlamamak için yüzünü yukarıya kaldırıp başını iki yana salladı.

Duyduğu titreyen sesle ciddileşen genç adam "Bize hiçbir şey olmana gerek yok, Ceren. Sayende hapiste değilim ve düzgün bir hayatım var. Bunları sana borçlu olduğum için yapıyorum. Ve acele etsen iyi olur." diyerek cevap beklemeden telefonu kapattı.

O, karşısındaki kadının harika biri olduğunu düşünüyordu ve onu kurtardığı gün istediği an istediği her şeyi yapacağına dair sadece kendinin duyduğu bir söz vermişti. Ceren'in, kendi davasını sadece başarılı olduğunu kanıtlayıp mesleğinde yükselmek için aldığını biliyordu ama sebebi pek de umrunda değildi. Kimsenin kendisini savunmaya cesaret edemediği, tüm kanıtların kusursuz bir şekilde kendisini gösterdiği davada Ceren, tereyağından kıl çeker gibi onu kurtarmış ve yeni bir hayat kurması için yardımcı olmuştu. O da ufak suçlar işlediği çeteyi bırakıp Ceren için çalışmaya başlamıştı. Bundan hiç pişman olmadığı gibi yaptığı işi eğlenceli de buluyordu.

***

Parti başladıktan tam yarım saat sonra salona giren Ceren gözünün çevresini kapatan siyah dantel maskeyi zarif bir hareketle düzeltip hedefinin olduğu masaya kısaca göz atmasının ardından Meriç'e yakın masalardan boş sayılabilecek olanına gitti. Büyük bir gülümsemeyle masaya gittiğinde herkese selam vermiş ve sohbetlerini dinlemeye başlamıştı. Anladığı kadarıyla moda hakkında konuşan kadınlardan siyah saçlı olan ona dönüp "Siz de çok şık görünüyorsunuz. Sade ama fazlasıyla ilgi çekici." dediğinde bunu duymaktan memnun olduğunu belli edecek şekilde otuz iki diş sırıtarak "Teşekkür ederim." demiş ve onların üzerindeki iğrenç olarak niteleyebileceği kıyafetler hakkında yorum yapmadan yanından geçen Oylum'un taşıdığı tepsiden beyaz şarap alıp dudaklarına götürmüştü.

Buna hiç takılmayan kadın sohbete devam etmek amaçlı "Sorun olmazsa nereden aldığınızı sorabilir miyim?" dediğinde 'semt pazarı' cevabını veremeyeceği için "Tasarımcı bir arkadaşımın hediyesi." diyerek yalan söyledi. Ama bunu söylememiş olması gerektiğini karşısındaki kadının heyecanlı ve parlayan gözlerle " Ah, bu çok hoş. Bu arada ben de tasarımcıyım. Meryem Schulz. Tanıştığımıza memnun oldum." diyip elini uzatmasıyla anlamıştı. Ayıp olmaması için kendine uzanan eli sıkıp yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirip "Ben de memnun oldum." demiş ve masaya bıraktığı kadehi alıp bu sefer tamamen içmişti.

Karşısındaki beklentili gözleri gördüğünde kendini tanıtmadığını fark etmiş ve mahçupça "Ah, kusura bakmayın. Biraz dalgınım da. Ben de Deniz Talya Ercan." demişti.

Bu sefer de turuncu saçlı kadın hoşnut değilmiş gibi bakan gözlerle "Ben de Hazal Yurttaş." demiş hiç beklemeden "Yurttaş Holding'in yöneticisiyim." diyerek eklemişti.

Ceren, karşısındaki kadının ismini duyduğu an kim olduğunu anlamıştı. Yaklaşık iki aydır hiçbir yerde görünmeyen kadının burada olması onu çokça şaşırtmıştı.

Anlaşılan bu gece şansı yaver gidecekti.

Hazal ile konuşmadan önce belki ağzından bir şeyler kaçar umuduyla "Memnun oldum." dediği sırada telefonun ses kayıt uygulamasını açmıştı. Müzik sesinden dolayı sesin net çıkmamasından korkarak telefonunu masaya bıraktı.

"Bu arada başınız sağ olsun. Umarım iyisinizdir." diyerek içten bir sesle konuştuğunda Hazal, yüzünü saniyelik de olsa buruşturup ardından hemen toparlayarak üzgünmüş gibi "Teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyorum. Hak verirsiniz ki üzücü bir kayıptı." diyerek içkisinden bir yudum aldı.

Ortamdaki kötü havayı dağıtmak isteyen Meryem, samimi bir şekilde Ceren'e dönerek "Hangi isminizi kullanıyorsunuz?" diye sorduğunda Ceren, gözlerini Hazaldan çekip sola döndü. Karşısındaki duran kadının kötü bir niyeti olmadığını anlaması için beden dili uzmanı olmasına gerek yoktu. Fakat öyle olduğu için anlaması daha kısa sürmüştü.

"Genelde çevremdekiler Deniz diyerek hitap ediyorlar ama benim için fark etmiyor." demişti.

"Pekala, o halde ben de şimdilik Deniz diyeyim. Hangi işle uğraşıyorsunuz?"

Ceren, belli etmeden bıkkın bir nefes alıp "Nice Sophia Antipolis Üniversitesi'nde öğretim üyesiyim." diyerek cevap verdi.

İki kadın da bunu beklemiyor olduğunda şaşırıp hem işi hem de Fransa hakkında sorular sorarak Ceren'i darlarken konu dönüp dolaşıp Yurttaş Holding'e gelmişti. Neredeyse iki saattir içtiği içkiler yüzünden hafiften sarhoş olmaya başlayan Hazal'ın ağzından laf almaya çalışan Ceren doğal bir şeymiş gibi "Bu arada babanızın davasıyla karşılaştım. Katil orada çalışan müdürmüş. Doğrusu duyduğumda çok şaşırdım." demiş ve gözlerini kadına dikmişti.

İnce fakat ilgi çekici bir kahkaha atan kadın umrunda değilmiş gibi elini havada sallayıp "Onun yapmadığını biliyorum ama umrumda değil. Sonuçta aşık olduğum adamı yarı yolda bırakıp herkese onun yaptığını söyleyemem." dedi.

Duyduğu itirafla tek kaşı havaya kalkan Ceren konuşmaya devam edecekti ki Meryem araya girmiş ve "Ah, o sarhoş oldu bile. Ne söylediğini bilmiyor. Biz gitsek iyi olur." demiş ve hızlıca Hazal'ı da alıp girmişti.

Omuz silken Ceren, telefonunu powerbankten çıkarıp aldığı ses kaydını birkaç kez kopyaladıktan sonra Meriç'e başlayabileceklerine dair mesaj attı.

Mesajı okur okumaz çarpık bir gülümsemeyle yanına gitmek üzere harekete geçen Meriç, ilgi çekmek için yol üzerinde asıl hedef olan Bartın Erdinç'in yanında duran arkadaşının koluna çarptı. Hiç arkasına bakmadan kendisine laf eden adama elindeki kadehi salladıktan sonra hızlı adımlarla Ceren'in yanına gitti ve sol elini beline sardı.

Kadın, bu dokunustan korkmuş gibi irkilip hızlıca kendini geri çektiğinde tam da planladıkları gibi Bartın Erdinç'in gözü üstlerindeydi.

Meriç plan hakkında bir şeyler söyleyerek yaklaşmaya devam ederken Ceren de rahatsız oluyormuş gibi bakarak kendisini geri çekmeye çalışıyordu.

Göz ucuyla Bartın'a baktığı sırada onun da kendisine baktığını görüp içinden lanetler savurmaya başlamıştı ama tam o sırada Bartın'ın dudaklarını oynatarak "Buraya gelebilirsiniz." demesiyle çantasını eline aldığı gibi büyük adımlarla onun yanına gitti.

Bu sırada onları izleyen Oylum, elindeki tamamı dolu tepsiyle köşede durmuş ve uygun anı beklemeye başlamıştı.

Bartın, yanına gelen kadına endişeli gözlerle bakarken bir yandan da fazlasıyla etkilendiği için yutkunmuştu. Başını iki yana sallayıp "İyi misiniz?" diye sormuştu ki az önce kadını rahatsız eden adamın kendilerine doğru geldiğini görünce kaşları çatıldı. Koruma iç güdüsüyle henüz ismini öğrenemediği kadının önüne geçip hiç aldanmadan hâlâ kadına bakan adama "Bir sorun mu var, beyefendi?" diye sorduğu sırada ceketini tutan parmakları hissetmiş ve bir kadını böylesine çok korkuttuğu için ona daha da sinirlenmişti.

Meriç, şu an oynadığı role tam olarak girmiş ve sanki her zamanki hali buymuş gibi ahlaksızca sırıtmıştı. Sesini bir tık kalınlaştırıp "Seninle bir sorunum yok. Sadece arkadaki hanımefendiye bakıyorum." diye laubali bir edayla konuşurken rahatsız edici şekilde göz kırpmıştı. Ceren her ne kadar onun bu halini komik bulsa da gülmedi ve korku dolu gözlerle ona baktı.

Bartın ise her şeyden habersizce, Meriç'i dövmemek için kendini sakinleştiriyordu. Birkaç küçük beyaz yalandan zarar gelmeyeceğini düşünerek "Niçin nişanlıma baktığınızı söyler misiniz?" dedi.

Meriç, olayı uzatmak istercesine "Parmağınızda yüzük göremiyorum. İkinizinde." demişti ki Bartın tarafından gelen yumruk hızla yüzünün sol tarafına indi.

Bu ani hareketi beklemeyen Ceren, hafif bir çığlık atıp geriye doğru adım attığında herkesin gözü onlara dönmüştü. Fısıldaşmalar git gide artarken Meriç sinirle "Seni doğduğuna pişman edeceğim." demiş ve salonu terk etmişti.

Kapıdan çıkar çıkmaz Ceren ve Oylum'a iyi olduğuna dair bir mesaj attıktan sonra kravatını çözüp ıslık çalarak otelin kapısına doğru gitmeye başladı.

Artık rahatsız etmeye başladığı için maskesini gözünden çıkaran Meriç, bir taraftan acıyan yüzünü tutarak söylenirken diğer taraftan da bunu eğlenceli bulduğu için hafifçe gülmesine engel olamıyordu. Yaşadıkları sayesinde sürekli aksiyon filminde gibi hissediyor ve öncesinde yaşadığı amaçsız hayatla bu anları karşılaştırıp şükrediyordu.

Eskiden yaptığı işi yapmaya devam etse bugün için planlar yapmak yerine sadece birkaç kişiyi döveceğini ve bunun hiç eğlenceli olmayacağını düşündüğü sırada Bartın'ın arkadaşlarının sesini yakınlarında duymuştu. Bu duruma lanet edip az önce çıkardığı maskeyi aynı hızla yüzüne takmış ve adımlarımı hızlandırarak kısa süre içinde çıkışa varmıştı.

Valeyi beklemeden koşar adımlarla açık otoparktaki aracın yanına gidip kapıyı açtığında arkasından gelen hareketlilikle başını sağa doğru döndürdü. Yanına gelen ellili yaşlarındaki, evsiz gibi görünen adamın neden burada olduğu ve ne söyleyeceğini merak ettiği için "Yardımcı olabilir miyim?" demişti ki ensesine inen sert cisimle gözleri kararırken gördüğü son şey adamın gülerek bakan suratı oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.