İçeriğe geç

ZEMHERİ

Bölüm 1 · 10 dk okuma

ZEMHERİ

Bölüm 1

GİRİŞ

Tavanda çeşit çeşit renkler görüyordum, mekanda çalan ses çok yüksekti ama duyamıyordum. Ayakta dikildiğimi bilsem de sırt üstü uzanmışım gibi hissediyordum. Midem çalkalanıyordu ve az önce kızın tekinin yüzüme geçirdiği tokat hayatım boyunca girdiğim kavgaların şiddetinin yanında hiçbir şeydi ama uzun bir süre sonra yüzüme çarpılan en sert şey buydu.

Niye bir tokat yediğimi bilmiyordum başında. Bar taburesinde uslu uslu oturmuş, yanımdakileri dinliyormuş gibi yapıyordum sadece. Tek elim çenemin altında, diğer elimin işaret parmağıyla da bar tezgahına üzgün surat çiziyordum sıkkın bir tavırla. Omzumda hissettiğim ilk şey, keskin tırnaklardı. Sandalyemi kendine hızla çevirdiğinde şaşkınlığım yüzümden çoktan okunuyordu. İlk omzuma bakmak zorunda kalmıştım. Uzun, kırmızı ojeli ve kesinlikle bakımlı olan o tırnakları görmemin ardından bir aptal gibi o elin havaya kalkışını izledim ve keskin bir acıyla yanağıma yediğim tokadın etkisiyle kafam yana döndüğünde şaşkınlığım iki katına çıkmıştı. Saç tutamlarım tek gözümü kapattığında görüş açımın el verdiği kadarıyla etrafıma bakmıştım. Bir kaçının bakışları buradaydı. Ellerinde bardaklarıyla donmuş bana bakıyorlardı. Hepsi kızdı ve arkadaş grubu oldukları belliydi. Diğerleri müziğe kaptırmıştı kendilerini.

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdıktan sonra şaşkınlıktan aralanmış dudaklarımı kapatıp yutkundum. Başımı sakince bana tokatı atan kıza çevirdiğimde bana öfkeyle bana bir çift siyaha çalan gözün etrafını sahte kirpikler kaplıyordu ve kaşları havadaydı. Yüzünde kesinlikle makyaj vardı ama çok sade, temiz bir makyajdı. Sarı, uzun saçlarını tepeden sıkı bir at kuyruğu yapmıştı. Üstünde ise simsiyah, deri mini bir elbise vardı. Bir insan tokat yediğinde bunlara dikkat etmemeliydi ama bana bir kız tokat atıyorsa onun geçmişimde bir şekilde yer etmesi gerekiyordu. Bu yüzden onun kim olduğunu hatırlamak isteyerek süzmüştüm fakat onu hiç görmediğimden emindim. Sen kimsin diye sormak istesem de itiraf etmek zor olsa da açıkçası bir tane daha tokat yemekten çekindiğimden sustum.

"Sen şerefsiz köpeğin tekisin Süheyl Süveyda!" diye bağırmıştı tüm gücüyle. Sarhoşluğun verdiği deli cesaretini görüyordum onda. Beni tanıyorsa, ben de onu tanıyordum büyük ihtimalle. Olabildiğince bunu ele vermemeye çalışarak yüzüne bakmaya devam ettim. Bakışlarım ondan başkasına dönmüyordu ama burada olup biteni izleyen veya fark eden az kişi olduğunu tahmin edebiliyordum. Müziğin gürültü sesi ve sarhoş insanlar. Kimsenin umurunda değildik. "Erkekler hep böyle zaten!" diye devam etti kız. Ses tonu çok inceydi ve dibimde olsa bile müziğin sesi yüzünden çok bağırıyordu. Sesi kulağımı tırmalıyordu. "Egolarını tatmin etmek için birileriyle çıkıyorsunuz hep!" Kız devam edecekti ama az önce bizi izlediğini fark ettiğim o arkadaş grubundan bir kız önümdeki öfkeli sarışını kolundan tutup çekiştirmeye başlarken bana mahcup diyebileceğim bir bakış attı.

"Kusura bakma." dedi kız. Esmerdi. Öfkeli sarışın arkadaşının onun kolunu tutan kolundan kurtulmaya çalışırken ona ters bir bakış atsa da öfkeli sarışın bunu görmemişti. Esmer olan yeniden bana baktı. "Seninle hiçbir alakası yok." diye devam etti. Arkadaşına ters bakışlar atarken gözleri bana döndüğü an özür diler şekildeydi. "Az önce aldatıldığını öğrendi ve acısını birinden çıkarmak istedi."

Keşke tek başına bar taburesinde oturmuş, sıkkın ve bıkkın bir şekilde bar tezgahına üzgün surat çizen bir adamdan çıkarmak istemeseydi.

"Ya Aysel, bıraksana!" dedi öfkeli sarışın. Hala kolunu kurtarmaya çalışıyordu ama esmer olan ondan daha güçlü gözüküyordu zaten. O anda bakışları birbirlerine değdi ve öfkeli sarışın çırpınmayı bırakıp arkadaşına ters ters baktı. Birkaç saniye boyunca esmer olan uyarı dolu bakışlar atarken, sarışın olan da tehditkar bakışlar atmıştı.

"Sorun yok." diyerek araya girdiğimde saniyeler sonra sonunda dile gelebilmeme ben bile şaşırmıştım. İkisi de bana aynı anda baktıklarında gülmem gerekiyormuş gibi sırıttım. Esmer olan mahcuptu, sarışın olan ise hala öfkeli. Elimi öylesine savurdum. "Olur öyle şeyler."

Süheyl Süveyda, demek olur öyle şeyler? Herhalde ben Allah'ın her günü yüzüme kızın tekinden tokat yiyerek gözümü açıyorum da haberim yok.

Bu düşünce kaşlarımı çatmama sebep oldu ve sırıtmam bir anda kesildi. Öfkeli sarışına çok kısa bir bakış atıp, esmer olana baktım. "Benimle alakası yok dedin ama adımı biliyor?" diye sordum kafam karışmış bir şekilde.

"Herkes adını biliyor." diye yanıtladı beni esmer olan. Dünyanın en basit sorusunu yanıtlıyor gibiydi. "Aynı akademiye gidiyoruz, senin de adın çıktı. Biliyorsundur..."

Ona kaşlarımı havaya kaldırarak baktım. "Adım mı çıktı?"

"Evet, kadın avcısı, ego tatmin edici, puşt Süheyl diyorlar." dedi kız. Bir iç çekti ve etrafına öfkeli ama kafası gidik olduğu her halinden belli olan arkadaşını yeniden çekiştirirken, "Neyse." dedi. "Yeniden kusura bakma. Seninle alakası yoktu ama sen de erkeksin ve bir farkın yok."

Ağız ucuyla güldüm dediğine. İnkar edebilirdim ama inkar edebilmek için hakkım olması gerekirdi. Ben kadınlarla gerçekten de egomu tatmin etmek için dolanan biriydim. Buna ihtiyacım vardı. Bunu itiraf etmekten de gocunmuyordum. En azından içimden itiraf etmekten gocunmuyordum. Ancak bir kere bile karşı tarafından da eğlence dışında sevgi istediğini görmemiştim zaten. Ya da sadece karşılıklı birbirimizi kullandığımız ilişkilerim de bile aldatan biri değildim. Kimse benden sevgi beklemiyordu çünkü esmer kızın dediği gibiydi, herkes benim ne olduğumu biliyordu ve tam da bu yüzden bana yaklaşıyorlardı. Daha az önce bile bir kızla birlikteydim. Kız amacı belli bir şekilde üstüme atıldığında bunu yapabilecek bir kafada olmadığını fark ettiğim için ilk önce red etmiştim ama gayet iyi olduğunu söyleyip inatla bunu yapmak istediğini söylemişti ve yapmıştık. En fazla bir saatlik bir birlikteliğin ardından hiçbir şey yokmuşcasına ayrılmıştık. Şu an neredeydi bilmiyordum, belki de barın arka kısmında kalan özel odaların bir tanesinde eğlencesine devam etmekteydi. Neyse, umurumda değildi.

İki kız da uzaklaşırken içmediğim bardağın parasını tezgaha koydum. Yüksek ihtimalle fazla koymuştum ama midem çalkalanıyordu. Kendimden tiksiniyordum. Yüzüme her gün tokat yemem fakat kendimden tiksindiğim çok olur. İşte bu olur Süheyl.

"Nereye oğlum?" diye sordu Murat. Hemen yanındaki Ayaz da merakla bana bakıyordu. Az önce yüzüme tokat yediğimi, kızın bana bağırdığını bile fark etmemiş gibiydiler ama bu imkansızdı çünkü aynı yerde, dip dibe oturuyorduk. Her ne kadar onlar için hayalet olsam bile, olanlara şahit olmuşlardı. Sadece şaşırmamışlardı, artık alışkanlardı.

"Sıkıldım." diye geveledim yüzümü ekşiterek.

Ayaz sırıttı. Pis bir sırıtıştı. "Tabii, istediğini aldın zaten sen." dediğinde Murat da ona katılıp güldü.

Samimi durup durmayacağını umursamadığım bir gülümseme attıktan sonra sandalyemden kalktım.

Tavanda renkler dönüyordu, müziği doğru düzgün duyamıyordum. Mekandan kendimi dışarı attığımda başım bile dönüyordu. Boş mideyi kusmam komik olurdu ama midem bulanıyordu.

"Senin de adın çıktı, biliyorsundur. Kadın avcısı, ego tatmin edici, puşt Süheyl diyorlar."

Mekanın arka tarafına, genellikle çöp attıkları yere doğru gittim. Bu mekana sıklıkla gelirdim. Bu yüzden arka tarafında dönen otlardan, uyuşturuculardan da haberim vardı. Satış yaptıklarını görmüyordum ama içtiklerini birçok kez görmüştüm. Başta beni gördüklerinde yabancı bir maddeye nasıl bakılırsa öyle bakmışlardı fakat birkaç seferden sonra göz ucuyla bir bakış atıyorlar, sonra da güzel kafayla aptal aptal sohbete giriyorlardı.

Yine öyle olduğunda uyuşturucu bataklığına girmesem de sigara lanetine bulaşalı çok oluyordu. Sigara da midemi bulandırıyordu ama yakmadan duramıyordum. Boş mideye, gecenin bilmem kaçında, mekanın arka tarafında dönen umursamadığım sohbet eşliğinde kafamı geriye attım ve mekanın duvarına yaslandım. Sigaramı dudaklarıma sabitledikten sonra ateşe verdim.

"Ementi neymiş amınakoyayım?" diyordu bir tanesi. Kelimeleri doğru düzgün telafuz bile edemiyordu. Hiç komik olmayan bir cümle olmasına rağmen gülüp duruyordu dediğine.

"Hemetin mi?" diye sordu bir diğeri. O gülmüyordu. Daha çok kafası karışmışa benziyordu. "Ne diyorsun pezevenk? Hemetin ne?"

"Kızın ismiymiş amınakoyayım." dedi gülerek. "Bak bakayım internete ne demekmiş."

Bir sessizlik oluştuğunda telefondan arama yaptıklarını onlara baksam da anlayabiliyordum. "Kimyasal bileşen diyor amınakoyayım." dedi adam. Hala kafasının karışık olduğu sesinden belli oluyordu. Benim bile kafam karıştı. İki aptalın sohbetini anlamak istiyor olmam çok saçmaydı.

Bir tane şaplak sesi geldi. Gülüp duran, adamın ensesine geçirmişti. "Lan göt, Ementi diyorum, E-men-ti!" Adam hecelerken gülesim gelmişti ama dudaklarımı birbirine bastırdım sadece. "Amınakoduğumun malı Hematin ne yazmışsın!"

Diğeri de yükseldi. "Doğrusu ne amınakoyayım! Anlamadım ki!"

"Lan sik kafalı, Ementi diyorum! Sağır mısın amınakoyayım?"

"Ya abi ben de Hementi yazdım ama Google Hematin mi demek istiyorsun diye sorup aşağıya da anlamını yazmış."

Adam dilini damağına vurdu. "Hala H ekliyor başına! Ver şu telefonu!" Yeniden bir sessizlik oluştu. "Al, bak! Oku bak ne yazıyor?"

"Mısır prensesine deniyormuş abi."

Yeniden bir sessizlik oluştu. "Lan, karı Mısır prensesimiymiş de adını Ementi koymuşlar?" Gülen adamın aklı karışmıştı şimdi de.

"Türkiye'de Mısır prensesi ne geziyormuş abi?"

"Ben de onu anlamadım ya amınakoyayım."

Bu iki gerizekalı kızın gerçekten Mısır prensesi olduğuna mı inanmışlardı yoksa yanlış mı anlıyordum? Bunlar mantığıyla ben de gökyüzündeki yıldız oluyordum.

Sigaramı dudaklarımdan çekip yere attım ve ayakkabımın ucuyla söndürdüm. Bunların sohbetleri yüzünden -sayesinde mi demeliydim- sigara içesim kaçmıştı nedense.

"Ya işte ne boksa," dedi ve yeniden güldü adam. "Bu Ementi çok seviliyormuş, bir sürü arkadaşı varmış. Dedim vay amınakoyayım ne hayatlar var. Herkes tarafından nasıl sevilebilirsin lan? Geçen aynı ortamdaydık. Kız güzel tamam mı? Normalde kızların arasında soğuk savaş döner, konu Ementi olunca herkesin yüzü gülüyor mutluluktan. Bir de kız nasıl becerdiyse her yerden arkadaş edinmiş, birbirleriyle kavgalı olan arkadaş gruplarının bile ortak noktası bu Ementi. Dondum kaldım amınakoyayım. Garip olan erkekler o kadar çok etkilenmiyor kızdan ama sebebi kız galiba. Hep vardır ya şu zoru seven kızlardan. Bu da onlardan. İlişki falan yapmıyor galiba. Hay amınakoyayım ya, niye, nasıl bu kadar çok sevilebilirsin? Nasıl hiç nefret edenin olmaz? Her ortamda istenen, özlenen kişi olursun? Anlamadım gitti."

"Belki piramit hediye ediyordur abi." dedi diğeri. Aklınca espri yapmıştı. Ben yüzümü buruştururken ikisi de kahkaha attı. Cidden uyuşturucu insanı baya vahim duruma düşürüyordu.

"Lan bir de düşünsene, kızın cüzdanında para niyetine Pi sayısı çıkıyormuş falan. Sonuçta Mısır Prensesi'sin yani..." Yeniden gürültü bir kahkaha koyu verdiklerinde az kalsın ben de gülecektim hallerine. Az kalsın.

"Mısır'ın prensesiyse mısır mı yiyor acaba sadece?"

"Yok amınakoyayım abart. Bir de kız direkt mısır kokulu parfüm kullanıyor olsun."

Konuşma gittikçe kalitesizleşiyordu gerçekten ama ikisi de gülüyordu. Uyuşturucu vahim bir şeydi ama şu kafada olmak da iyi olabilirdi belki.

"Abi, kızın mısır kostümü giymesi yok mu be!"

Adam kahkaha koyuverdi. "Mısırlı sonuçta giysin, demi?"

Bir an araya girip, "Mal mısınız siz?" diye müdahele etmek istesem de sustum. Bunun yerine kafamı yerden kaldırıp onlara ilk defa bakıp, "Bu Amerikalıların bize hindi kostümü giyin demesiyle aynı şey olmaz mı?" demiştim ve ikisi de irkilip bana bakmıştı.

"Abi kim bu lavuk?" diye sordu uzun olan. Bu kafası karışan adamdı. İkisi de çok zayıftı ve sokak lambasının ışığının altında göz altlarının morlukları belirli oluyordu. "Bize hindi diyor abi."

"Sensin lan hindi, düdük." dedi kısa olan. Elinde bira şişesi vardı ve bitirmişti. Uzak durmasak birbirimize ikisinden de nüksedecek olan keskin kokuyu alabileceğimi biliyordum.

"Ben demedim, ingilizce demiş."

İkisinin de dudakları aralandı ve aynı anda kaşlarını çattılar. Çeneleri biraz yukarı kalkmıştı. Sanki birazdan ağızlarından salya akacakmış gibi gözüküyorlardı.

"Abi, bu ne diyor?" dedi uzun olan. Abi deyip durduğuna dönmüştü. Sessizce sormuştu ama duyuyordum. "Ben anlamıyorum."

Kısa olan ona yüzünü ekşiterek baktı. "Sana kelimeyi hecelesek de anlamıyorsun amınakoyayım, senden anlamanı bekleyen yok."

Sessizce güldüm. Bunlarla iyi kafa bulunurdu. Birine piçlik yapsam, hayır sen yaptın desem, hiç sorgulamaz birbirlerine dalarlardı ama araları bir saniye sonra normale dönerken ben de kenarda durur kıs kıs gülerdim.

"Doğru diyorsun abi." diye onayladı onu uzun olan. "Ben malım abi."

"Öylesin tabii. Ama işime geliyor. O kadar malsın ki kendimi yanında bir bok zannediyorum."

"Bu iyi bir şey mi abi?"

"Bunu da mı anlamadın amınakoduğum malı?"

Abi diyen ona boş boş baktı. Kısa olansa sırıttı. Sonra yeniden bana baktığında tek gözünü kırpıp, yamuk bir ağız hareketiyle kafasını eğmişti. "Sen ne ayak lan?" diye sordu. "Sen benim vatanıma hindi demeye utanmıyor musun, düdük?" Bir anda ciddileşmişti yeniden.

Bunların sohbetine neden katılma gereksimi duymuştum ki? "Yok abi, sen yanlış anladın beni." dedim sahte bir korkuyla. "Affet beni abi."

Adamın hoşuna gitmişti tavrım. Bir anda yüzündeki ifade dağılırken göğsünü şişirdi ve kot mavi pantolonunun kemerinden tutup yukarı doğru çekerken dudaklarını yalamıştı çarpık bir gülüşle. "Bir daha duymayayım öyle şeyler. Kızarım bak sana." dedi ve işaret parmağını salladı. "Ayağını denk al. Azrail blöf yapmaz."

Buradaki Azrail, maksimum 1.65 boyundaki adam oluyordu. Aramızda kaç santim olduğunu saymakla uğraşmadım bile ama yanındaki aklı bir karış havada olan adam dahi bir bana, bir de yanındaki adama bakmıştı afallayarak.

"Abi, Azrail uzundur bence." diye araya girdiğinde adamın havası söndü ve yanındakine kaşlarını çatarak baktı.

"Vay İsmail, bir şeyleri bildiğini bilmiyordum." dedi. "Helal lan sana."

Kafamı iki yana salladım. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme varken arkamı döndüm ve onları kendi başlarına bırakmak için yürümeye başlamıştım ki kısa olan o adam arkamdan, "Seni birkaç kez burada başı boş dolanırken gördüm. Benden sana bir akıl, aklın varsa tek takıl!" diye bağırmıştı. Dönüp ona bakmadım ama dudaklarımdaki gülümseme kaybolurken yerini dümdüz bir çizgi haline gelen dudaklarım aldı.

Aklım olsa da olmasa da tek takılmak benim için yazısız bir kanun gibiydi.

O bahsettikleri Ementi ne kadar seviliyorsa, bir o kadar sevilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.