İçeriğe geç

Zehr-i Sermest

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Zehr-i Sermest

Bölüm 10

Açığa Çıkan GÜNAH

Selam millet ben geldim. Yeni bir bölümle daha burdayım..:D Paylaştığım aşkın nuryengi müzikleriyle okuyabilirsiniz efenim. kurguya uydu

Fotoğrafta ki Devrim...

Okur kalın..:)

*******

Gece bir girdap misali en karanlık kuytularına sürükleyebilirdi sizi. O korkunç düşünceler o gecelerde uyutmazdı insanı hiç. En karanlık fikirlerin çıkmazına bir demir atar da kıvrandırana kadar, siz siz olmaktan çıkana kadar adeta boğardı düşüncelerinizi. Yalnız olmak, yalnız uçmak gibi gelirdi insana. Böyle zamanlarda bir okyanus, bir martı olmak isterdi insan. Kaçmak o karanlıktan, özgürlüğe kanat çırpmak korkmadan. İşte o ana dek fark etmezdi insan, kendi olmanın, özgürlüğün kıymetini.

Fark etmemişti Enes de. Ta ki o gece bu karanlık adamın bu tanımadığı yabancının tekrar kollarında olduğunu görünceye kadar. Ellerinden dizlerine uzanan bir karıncalanma ve uyuşukluk, dizlerinden gözlerine kadar çıkmaya başladığında nefes almak için başını kaldırdı. Devrim'in gecenin içinde parlayan ayın pencereden yüzüne vurmuş yansımasına baktı. Nasıl olurdu? Nasıl olurda Devrim bu hale gelirdi? Bir gecelik bir oyunun, bir hatanın birini bu kadar değiştirebilmesi mümkün müydü?

"Niye unutmuyorsun?" Diye sorabildi nefes nefese duvara yaslanmış kollarını tutup hafifçe eğilirken Enes.

Dudaklarını kulağına bastırırken sıcak nefesini verdi Devrim: "Nasıl unutuyorsun?" Derken Enes'in tüyleri diken diken oldu. Dudaklarıyla kulağını öpüp ısırırken, bir inleme daha aldı ondan.

"Çok ileri gidiyorsun. Canını yakmak istemiyorum Devrim yeter artık."

O vakit kendini biraz daha bastırdı Enes'e ve ellerinden birini yumruk yaparak duvara yaslayıp başını eğerek yüzüne eğildi.

"Nasıl yapacaksın onu?"

"Bırak beni." Derken kaşlarını çattı. Ama oralı olmadı Devrim. Zira o da sinirliydi. Bu kadar sene sonra bile hala deli gibi istemesine, hala bu aptalın hiç bir şeyi görmemekte diretişine ve en kötüsü unutamayışına.

"Bırakmazsam ne yaparsın?"

"Devrim. İlk işim buradan gittiğimde adımı adresimi değiştirmek olacak. Sana dair ne varsa yakmak olacak." Dedi hırsla.

Kaşları çatılırken o koca adamın, hırsla kolundan tutup yatağa çekmeye başladı Enes'i.

"Bırak. Bırak napıyorsun dedim Devrim? Aklını kaçırdın artık sen! Ailen dışarda, nişanlının ailesi dışarda..." Derken öfkeyle kolunu kendine çekip birden elleriyle göğsünden itti onu. "Nişanlın dışarda lan, napıyorsun sen?"

İki kolundan da tutup önce sarstı Enes'i Devrim. Sonra öfkeyle yüzüne hırladı: "Asıl sen ne yapıyorsun?" Dedi onun şaşkın ve kızgın yüzüne: "Napıyorsun edebiyatçı? Bile bile geldin buraya. Neden gittiğimi pekala biliyordun. Söylememe gerek yoktu ki. İçten içe kaçtığımı biliyordun ama yine de geldin." O konuşacakken bir kez daha sarstı onu Devrim: "Ne? Ne söyleyeceksin? Bilmiyordum mu? Unuttum mu? Kim kime yalan söylüyor? Öfkenden geldin sen. Aramadığım için geldin. Ukalalığından, gururundan, içinde bir yerlerde gizlediğin merakından geldin. Şimdi dalga geçer gibi karşıma geçmiş hiç var olmamış gibi hayatına devam edeceğini, her şeyi yakacağını söylüyorsun öyle mi? Bir kendini kurtarıyorsun korkak. Sırf kendini kurtarmak için yapıyorsun inkar etme kimi kandırıyorsun sen?"

Ona bakarken tek kaşını kaldırıp küçümser bir bakış attı Enes: "Ha... Şimdide psikanalize mi başladın Cerrah bey, ben senin branşın farklı sanıyordum."

Yüzüne eğilirken bir cehennem zebanisi gibiydi adeta: "Senin benim kim olduğuma dair hakkımda en ufak bir fikrin yok?"

"Öyle mi?" Dedi Enes: "Kimsin sen Devrim?"

Bekledi. Söylemek istediği şeyi söylememek için dişlerini birbirine kenetledi. Kendini kasıyordu adeta. Sonunda tüm sözleri yuttu ve tekrarladı: "Kimim ben?" Dedi aynı ifadeyle küçümser gibi bakarken: "Bunu kaldıracak yürek yok sende."

Sözlerinden çok onun bakışlarına öfkelendiğini hissettiğinde Enes, omuzundan tutup kendine çekti onu: "Dayak mı istiyorsun Devrim?" Derken gözlerinde ki öfke dışarı çıkmak için alev alev yanıyordu.

Bu hırsını bekliyor gibiydi. Bakışları önce onun öfkeyle bakan gözlerine ardından kayıp dudaklarına ulaştı.: "İstiyorum." Dedi. Enes onun bakışlarını fark edince elini çekti ve bir adım geri attı ama kaşları hala çatılıydı.

"Ben istemiyorum." Dedi bastıra bastıra. "Sende aklına soksan iyi olur."

Kaşları çatılıyken dişlerini sıktı Devrim: "Bir gün." Dedi. "Bir gün bacaklarını isteyerek bana açacaksın."

Utanç ve ateş bir fırtına gibi yüzüne çarparken, öfkesini kontrol edemedi Enes ve bir yumruk geçirdi suratına. Hırsla solurken neredeyse ağlayacaktı. Parmağını ona uzatıp konuşacakken yapmadı. Başını çevirip giderken tam kapıya ulaşmıştı ki, arkasından kendisine sarılan mengene gibi kollar yüzünden bir adım daha atamadı. Devrim onu sıkıştırıp nefes alışlarını düzensizleştirdikten sonra arkadan kulağına eğildiğinde Enes debelenerek kaçmak ister gibiydi.

"Bir tek sen." Diye fısıldadı. "Bir tek sen bana el kaldırdığında hala nefes alabiliyorsun. Yalnızca sen beni istemediğini söylerken bile beni bu kadar çileden çıkarabildiğin halde deli gibi istememe neden olabiliyorsun. Beni heyecanlandırıyorsun, kızdırıyorsun, çıldırtıyorsun, sana dokunmak için içimde bir fırtına yaratıyorsun. Gideceğini söyleyince delirecek gibi oluyorum. Elimde her şeyim varmış da en önemli şeyim bir boşluğa karışacakmış gibi hissediyorum. Ben dostluğa inanmam, çıkar ilişkisine inanırım ki zaten öyledir. Ama sen yokken bir dostun, arkadaşın özlemini çekiyorum. Hiç bilmediğim bir lisanı öğretmişsin bana sen. Bir sarı saçın kokusuna muhtaç kalıyorum. San ki daha önce hiç bir kokuyu duymamışım gibi. Bir tenin hasretini çekiyorum uzun zamandır. Gözlerimi kapasam bir çift mavi göz giriyor düşlerime. Kızardığında dünyanın en tatlı meyvesine dönüşen dudakların düşüyor hatırıma." Biraz daha sarılırken boynundan derin bir nefes aldı. "Kızıyorsun bana, kızma. Çünkü ben ikimizin yerine de kızıyorum kendime. Bir geceydi diyorum Devrim. Unut diyorum kokusunu, unut diyorum sesini, unut nefesini. Unut sıcaklığını, şehvetini, merhametini. Kimleri alıp unuttun sen. Bunu da unutursun. Zaten en çok bunu unutman gerek. Adam mı istiyorsun lanet olası bir oğlancıya mı dönüştün, bir dünya adam var dışarda. Kadın mı istiyorsun seni istemeyecek sevemeyecek kadın mı var memlekette... Uzandığını almıyor musun sen?" Başını kaldırırken Devrim, sessizdi Enes, çırpınmayı öfkeyle bağırmayı kesmiş, gözlerini kapatmış göğsünde onu dinliyordu. Çırpınsa da bir işe yaramıyordu gerçi. Onun saçlarından geçirirken burnunu derin bir nefes daha aldı Devrim. "Alamıyorum işte." Diye fısıldadı. Usulca okşamaya başladığında bedenini onu ürkütmekten korkar gibi yavaşlamıştı hareketleri "sana nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum artık. Bana seni anlat Enes, sana nasıl yaklaşmalıyım anlat. Beni unuttuğun gibi unutmayı öğret bana. Yalvarırım Enes. Yalvarırım bana seni unutmayı öğret."

Bir süre bir sessizlik oldu, o sessizliğin içinde Enes den bir iç çekiş duydu Devrim. Karanlığa karışmış yüzünü arkasında göremediğinden eliyle çenesini tuttu ve başını sağına çevirdiğinde yüzüne bakmasını sağladı. Kızarmış gözlerinden dökülüyordu yaşları. Ne yapacağını bilemiyordu Enes, ne diyeceğini şaşırmıştı. Onun haline mi, kendi haline mi üzülüyor kestiremiyordu.

"Nasıl yanarsın bu kadar?" Diyebildi.

"Ahh,," Dedi Devrim derin bir iç geçirirken: "Nasıl yaktın beni?" Gözlerini kapatıp şakağından öptü Devrim. "Ah Enes, and olsun bu kadar yanacağımı bilsem elimi ateşe uzatırdım da uzatmazdım sana." Derken usulca yanağından çenesine kadar usul usul öpücükler kondurdu. Alt dudağını ısırırken Enes gözlerini sıkıca kapamıştı.

"Bu yanlış, bu doğru değil..." Diye mırıldanırken elini göğsünde yumruk yaptığında başını çevirmek istedi. "Yapma, Devrim dur, dur tamam ben..." Derken konuşamadı zira Devrim'in bir sonraki öpücüğü dudaklarıydı. Bir eliyle ensesinden diğer eliyle çevirip belinden tuttu ve usulca kalçasına kaydığında parmakları, ürperirken istemsizce kaçmak için kendini Devrim'e bastırdı Enes. Diğeri ensesinde ki elini usulca sırtına indirirken birden kalçasından tutup kaldırarak bacaklarını beline dolamasını sağladı. Enes düşmemek için tutunurken bacaklarını beline sarmıştı. İçi huzursuzdu. Kaçamıyordu. Gidemiyordu. Her seferinde bu arsız adamın kollarına sürükleniyordu. Canı ne isterse onu yapıyordu Devrim. Hem kendisine diyordu karşındakinin ne hissettiğini düşünmeyen bencil bir adamsın diye, hem aynı şeyi kendisi yapıyordu işte. Bu gecede yapıyordu. Ve yine yapacaktı biliyordu. Korkuyordu. Deli gibi korkuyordu ondan.

Birden sırtı yumuşak ve soğuk bir şeye değdiğinde gözlerini açtı. Bu Devrim'in yatağıydı. Onun kokusuydu bu. Bu şehrin her yanına sinmişti bu koku. Baygın gözlerini sağa çevirirken düzensiz nefes alışlarının yanında kollarını başının yanına öylece düşürmüştü Enes, sarhoş gibiydi sanki. Sağ elinin parmaklarıyla minderi kavradığında neredeyse hiç bir şey düşünemez olmuştu. Sürekli Devrim'in sözleri yankılanıyordu kulaklarında, o sözlerden önce ne konuşmuşlardı. Bişey mi olmuştu hatırlayamıyordu? Unuttuğu bir şey varmış gibiydi ama Devrim bir kere daha unutmasını ister gibi bacaklarının arasına girdi ve kendisini ona bastırarak sürtünürken, parmaklarını parmaklarının arasından geçirip başının üzerine kaldırdığında düşündüğü ne varsa unuttu. Usul usul öperken Enes'i dünya bir kez daha durdu. Her şeyi unutmuştu, öyle ki kapının ardında neler vardı aklına bile gelmemişti.

Zira yarım saattir kapıda öylece dikilmiş boş boş bakıyordu Güven. Gördüklerinin gerçek olup olmadığını algılamaya ve algıladıklarını sindirmeye çalışıyordu. Sağ elinin işaret parmağı durmadan sallanırken mırıldanıyordu.

"Güven. Duymuyor musun beni?"

Başını kaldırdığında Demir'in yüzüyle karşı karşıya geldi. Ah Demir ağabey. Ne işi vardı burada niye gelmişti? Ne diyecekti şimdi ona.

"He." Dedi birden.

"Ne oldu sana? Bir şey mi oldu, yüzün bembeyaz olmuş." Dedi kaşlarını çatarken Demir. Başını sallarken Güven konuşamadı. "Hastamı oldun? Su getireyim mi?" Derken yüzünü inceledi. Belli belirsiz tekrar başını salladı diğeri:

"Yoo.." Diyebildi bu kez.

"Hmm. Uyuyamadın mı yoksa kabus falan mı gördün?"

"Hmm. Evet, evet kabus tu." Dedi başını eğerek.

"Haa, Korkma. Olur öyle" Dedi belli belirsiz gülümserken: "Herkesin vardır şeytanları." O zaman başını kaldırıp yüzüne baktı Güven. Mahcup bir ifadesi vardı. Sanki suç işlemiş bir çocuk gibi. Tek kaşını kaldırırken Demir. "Hazır şeytan demişken, bizim asıl Şeytanı gördün mü diyecektim?" Dedi derin bir nefes alıp başını çevirirken. "Aşağıdan bekliyorlar Devrim'i." Diyerek kardeşinin odasına yöneldiğinde.

"Demir ağabey" Dedi birden kendine gelmiş gibi gözlerini kocaman açarken Güven. Bileğinden tuttu aniden. Başını çevirip yüzüne baktı diğeri. "Gördüm ben Devrim ağabeyi, odasına girdi. Başı, yani başım çok ağrıyor dedi. Yatıp uyuyacak muhtemelen. Sende bilirsin pek rahatsız edilmeyi sevmez. Hasta görünüyordu."

Biraz beklerken Demir. Bir kere daha kapıya bakarak iç çekti.

"Hmm... Huysuzdur evet." Diye geveledi. "Enes nerede?"

"Hmm, Şey Enes. O da, Enes de içerde uyuyor."

Yüzüne bakarken gülümsedi Demir. Uzanıp başını okşarken: "Yoruldunuz sanırım bugün." Dedi. "Yüzün bembeyaz, korkma. Havada çarpmış olabilir. Hadi sen de git yat."

Başını hızla sallarken: "Hmm olur tabi, yatacağım. Sana da Allah rahatlık versin." Diyerek içeri girip kapıyı kapatırken kaşlarını çattı. Sağ yanağına düşen göz yaşını hızla elinin tersiyle sildiğinde bu gece sabah edemeyeceğini biliyordu Güven. Lakin Bu yükle ne yapacağını, nasıl başa çıkacağını bilmiyordu.

Zira bu sırrın, herkesin sonunu getireceği aşikardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.