İçeriğe geç

Zehirli Şehvet ve Güller

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Zehirli Şehvet ve Güller

Bölüm 1

Küllerin ve Sessizliğin Uyanışı

Buz tutmuş bir zihnin en tehlikeli yanı, geçmişin ne zaman bir hayalet gibi kapıyı çalacağını kestirememesidir.

Maysa Loren için dünya, uzun zamandır rengini yitirmiş, hissiz ve donuk bir tablodan ibaretti. Roma’nın o yeraltındaki steril laboratuvarında, hocası Tulpar Torgen’in elinde masaya yatırıldığı o geceyi dün gibi hatırlıyordu. Diğer masum insanları o acımasız bıçağın altına kurban vermemek için kendi iradesiyle öne atılmıştı; lakin karşılığı, en güvendiği insandan gelen kahredici bir ihanet olmuştu. Göğüs kafesi yarılıp kalbinin tam orta yerine o kan rengi mücevher yerleştirildiğinde, masada kalbi durmuş ve herkes onu ölü zannetmişti.

Patlayan havalandırma mekanizması laboratuvarı yerle bir ettiğinde, doktorlar ve ekip arkalarına bile bakmadan kaçmışlardı. Maysa ise o karanlık enkazın altında, tam bir yıl boyunca kimselerin bulamadığı bir mezarda ölü gibi uyumuştu. Ama o mücevher onu öldürmemiş; aksine onu ölümsüz, telekinezi ve zihin kontrolü gibi kudretli güçlerle donatılmış en güçlü denek haline getirmişti.

Bir yılın ardından nihayet enkazdan çıkmış; ailesine, babasına ve abisi Yalaz’a kavuşma vakti gelmişti.

İtalya’ya doğru süzülen lüks uçağın kabini, dışarıdaki bulutlar kadar sakindi. Maysa; simsiyah upuzun dalgalı saçları, buz mavisi gözleri, kusursuz yüz hatları ve şık, zarif mini elbisesiyle tam bir leydi gibi koltuğunda oturuyordu. Yanında kıvır kıvır kızıl saçları ve çilli yüzüyle tatlı bir telaş içinde konuşan arkadaşı Mari Grille vardı. Birkaç sıra ötede ise abisi Yalaz Loren, keskin hatları ve zarif kaban takımıyla camdan dışarıyı izliyordu.

Maysa, aniden midesinde hissettiği garip ve keskin bir bulantıyla yerinden kıpırdandı. Zihnindeki o durgun su dalgalanmaya başlamıştı. "Lavaboya gitmem gerekiyor," diyerek sessizce yerinden kalktı ve koridora yöneldi.

İşini halledip kabine geri döndüğünde ise koridorun havası bir anda değişmişti. Adımları yavaşladı. Uçağın koridorunda, taze kan kokusu boğucu bir sis gibi yayılıyordu.

Gözlerini ileriye diktiğinde gördüğü manzara nefesini kesti. Yerde cansız yatan bir mürettebat üyesi ve etrafında etten bir duvar örmüş gibi duran yabancılar...

Maysa onları anında tanıdı. Laboratuvardan sağ kalan diğer deneklerdi!

İkiz kızlar Lari ve Lani dehşetle etrafa bakarken; aralarında Luca, Lion, Gregor ve Ian'ın da bulunduğu o tehlikeli, yakışıklı ve keskin hatlı erkekler, odadaki hakimiyeti tamamen ele geçirmiş gibi duruyorlardı. Denekler o acı dolu günleri, o karanlık masaları hatırlıyorlardı; lakin aralarından birinin, yani en güçlü olanın o masadan sağ çıktığını henüz akıl edememişlerdi. Sadece içlerinde tarif edemedikleri tuhaf, manyetik bir çekim ve gerilim hissediyorlardı.

Maysa, hiçbir şey hissedemeyen o buz gibi kalbine rağmen durumun ciddiyetini kavradı. Arkasında abisi Yalaz ve arkadaşı Mari vardı. Tek isteği, sakin bir şekilde onların yanına, kendi koltuğuna geri dönmekti.

Fakah aralarındaki uzun boylu, keskin bakışlı adam öne atılarak geçmesine izin vermedi. Gözlerinde acımasız bir arayış vardı.

"Doktoru arıyoruz," dedi aralarından biri, tehditkar bir ses tonuyla. "O adam bu uçakta. Eğer o iblis ortaya çıkmazsa... bu uçaktakileri birer birer avlayacağız."

Maysa donuk mavi gözlerini adama dikti. Doktor Tulpar bu uçakta değildi, bunu çok iyi biliyordu. Ama buradaki deneklerin kanlı bir intikam yemini ettiğini ve bu uçuşun sessiz bir katliama dönüşeceğini net bir şekilde hissedebiliyordu.

Ve o an, içindeki mühür ilk defa tehlikeli bir şekilde titredi; zira karşısındaki adamlar, ölüm fermanlarını imzalayacak yanlış kelimeleri seçmişlerdi.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Şahsen bence anlatım dilin çok ödül hikâye akmış. Baya güzel olmuş ellerine sağlık canım

    2Yanıt