Aras'ın buz gibi bakışları Zeynep'in teninde geziniyordu sanki. Dudaklarını araladı, kelimeler ağzında birer zehirli ok gibi şekillendi. "Demek intikam meleği rolü kesiyorsun ha, Zeynep Erdoğan?"
Zeynep'in kalbi tekledi. *Biliyordu. Nasıl biliyordu? Alp... O piç her şeyi mahvetti.* İçinden bir çığlık koptu. Dışarıya sakinliğini korumaya çalışarak cevap verdi. "Ne saçmalıyorsun, Aras? Ne intikamı?" Sesinin titrememesi için kendini zorladı.
Aras alaycı bir kahkaha patlattı. "Bana masal okuma, Zeynep. Alp her şeyi anlattı. Babanın o hakimin yüzünden hapse girdiğini, senin de bu yüzden buraya geldiğini..." Gözleri Zeynep'in gözlerine kilitlendi. "Peki, planın neydi? Önce Defne'yi mi ayartacaktın, sonra da babasının kariyerini mi bitirecektin? Ne kadar acınası."
Zeynep'in yanakları alev aldı. Alp, her şeyi Aras'a anlatmıştı. Neden? Amacı neydi? İntikam mı, yoksa sadece eğlence mi? "Seninle benim aramda bir şey yok, Aras. Alp'in ne söylediği umurumda değil."
Aras bir adım daha yaklaştı, Zeynep duvara yaslandı. "Öyle mi? Ben senin gözlerinde bambaşka bir şeyler görüyorum, Zeynep. Hırs, öfke, arzu... Tıpkı benim gibi." Fısıltısı Zeynep'in kulağında bir ürperti yarattı.
O sırada Alp, kollarını cebine sokmuş, duvara yaslanmış bir şekilde onları izliyordu. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı; pişmanlık mı, yoksa sadece merak mı, Zeynep çözemedi. Gözleri Zeynep'in panik dolu bakışlarıyla kesiştiğinde, dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Yeter artık, Alp," dedi Zeynep, bakışlarını Aras'tan ayırmadan. "Bunu neden yapıyorsun? Ne istiyorsun benden?"
Alp omuz silkti. "Sadece gerçeği ortaya çıkarmak istedim. İnsanlar maskelerinin ardında ne saklıyor, merak ediyorum." Adımları yavaşça onlara doğru yaklaştı. "Belki de biraz eğlenmek istedim, kim bilir?"
Aras, Alp'e döndü. "Ona dokunmaya kalkarsan, Alp, seni pişman ederim."
Alp kahkaha attı. "Sen mi? Beni mi pişman edeceksin? Unutma, Aras, sen de benim kadar suçlusun."
Zeynep şaşkınlıkla onlara baktı. Suçlu mu? Ne demek istiyordu? Alp'in ailesinin kirli işlerini biliyordu ama Aras'ın ne suçu olabilirdi ki? Kafası karmakarışıktı.
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Zeynep.
Alp, Zeynep'e döndü, gözleri karanlıkla parladı. "Aras'ın da karanlık sırları var, Zeynep. Hem de senin tahmin edemeyeceğin kadar karanlık." Bir an duraksadı, sanki kelimeleri seçiyordu. "Bir cinayet davası mesela..."
Zeynep donup kaldı. Bir cinayet davası mı? Aras mı? İmkansızdı. Ama Alp'in söylediklerinde bir gerçeklik payı vardı. Aras'ın gözlerindeki o karanlık, o acı... Belki de her şey göründüğü gibi değildi.
Aras'ın yüzü bembeyaz oldu. "Yalan söylüyor," dedi, sesi titrek. "İnanma ona, Zeynep."
Alp alaycı bir şekilde güldü. "Yalan mı? Yakında herkes gerçeği öğrenecek, Aras. Saklamanın bir anlamı yok."
Zeynep, bir an önce buradan uzaklaşmak istedi. Bu gerilim, bu sırlar ona çok fazlaydı. Ama kaçamazdı. Bir şeylerin ucunu yakalamıştı ve gerçeği öğrenmek zorundaydı.
"Ne oldu?" diye sordu Zeynep, sesi titrek. "Ne saklıyorsun, Aras?"
Aras, Zeynep'in gözlerinin içine baktı, çaresizce. "Sana anlatamam," dedi. "Seni korumak zorundayım."
"Benden neyi koruyorsun?" diye üsteledi Zeynep.
Alp araya girdi. "Gerçeği, Zeynep. Gerçek, bazen en acı ilaçtır."
O sırada kapı açıldı ve Defne içeri girdi. "Neler oluyor burada? Neden herkes bu kadar gergin?"
Defne'nin bakışları Zeynep'in yüzüne takıldı. "Zeynep, iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş."
Zeynep başını salladı. "İyiyim," dedi. "Sadece biraz yoruldum."
Alp, Defne'ye döndü, yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. "Belki de biraz fazla şey öğrendi, Defne. Gerçekler bazen acıtır."
Defne şaşkınlıkla Alp'e baktı. "Ne demek istiyorsun?"
Alp omuz silkti. "Boşver," dedi. "Sadece biraz eğleniyorduk."
Zeynep, daha fazla dayanamadı. Buradan gitmeliydi. "Ben gidiyorum," dedi. "Hepinize iyi akşamlar."
Arkasını döndü ve hızla oradan uzaklaştı. Koridorda yürürken kalbi deli gibi atıyordu. Ne olmuştu az önce? Aras bir cinayet davasına mı karışmıştı? Ve Alp, neden bunu ifşa etmişti? Amacı neydi?
Odasına girdi, kapıyı kilitledi ve yatağa çöktü. Gözlerini kapattı ve olanları tekrar tekrar zihninde canlandırdı. Her şey çok hızlı gelişmişti. Bir yandan intikam planları yaparken, diğer yandan hiç beklemediği bir sırla yüzleşmişti.
Telefonu çaldı. Arayan Alp'ti. Açmalı mıydı? Ne söyleyecekti ki? Ama merakına yenik düştü ve telefonu açtı.
"Ne istiyorsun, Alp?" diye sordu Zeynep, sesi soğuk.
Alp'in sesi telefonda yankılandı. "Sadece merak ettim, iyi misin?"
"Beni gerçekten merak ettiğini sanmıyorum," dedi Zeynep.
Alp güldü. "Belki de haklısın. Ama şunu bil ki, Zeynep, daha hiçbir şey görmedin. Oyun daha yeni başlıyor."
Zeynep yutkundu. "Ne oyunu?"
"Zehirli bir ittifakın oyunu," dedi Alp. "Ve sen, Zeynep Erdoğan, bu oyunun en önemli oyuncularından birisin."
Telefon kapandı. Zeynep elindeki telefonu sımsıkı tuttu. Zehirli bir ittifak... Ne demek istiyordu? Ve neden kendisini bu oyunun içine çekiyordu? Bir şeylerden emindi: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Bu daha sadece başlangıçtı ve oyunun kuralları henüz belli değildi.