Arda odanın içine doğru adım attığında, varlığı tüm oksijeni emiyor gibiydi. Gözleri, Lara'nın ruhunu çırılçıplak soyacak kadar deliciydi.
"Bana neden bu kadar uzak davranıyorsun?" diye sormuştu daha önce, şimdi o sorunun cevabını almak için gelmiş gibiydi.
Lara geri adım atmamak için kendini zorladı. "Beni araştırıyorsun, değil mi?" demişti Arda, avını köşeye sıkıştıran bir avcı gibi. Artık kaçacak yeri kalmamıştı. Hamileliğin getirdiği duygusallık ve dünden beri biriken yorgunluk, omuzlarındaki yalan zırhını parçalamıştı.
"Evet," dedi Lara, çenesini dikleştirerek. "Seni araştırıyorum.".
Arda'nın yüzündeki alaycı ifade silindi, yerini karanlık bir öfke ve büyük bir merak aldı. "Neden?".
"Çünkü," diye başladı Lara, sesi odayı dolduran ağır bir melodi gibi titriyordu. "Çünkü ablam... Ablam bu şirkette çalışırken öldü. Elif Demir. Parfüm geliştirme bölümünde çalışıyordu.".
Arda'nın yüzü anında buz kesti. Yüz kasları seğirdi, okyanus gözleri karanlık dehlizlerde kayboldu. Derin bir nefes alarak, "Elif'i tanıyordum," dedi soğuk, mesafeli bir sesle. "Ölümüne üzüldüm.".
"Üzüldün mü?" Lara'nın dudaklarından acı dolu bir gülümseme döküldü. "Yoksa rahat mı ettin? Sana soruyorum Arda. Ablamın ölümünde bir parmağın var mı?".
Arda'nın gözleri alev alev yandı. O anki bakışı, bugüne kadar gördüğü en karanlık, en acımasız bakıştı. Üzerine doğru yavaş ve sarsılmaz bir adım attı, aralarındaki mesafe tehlikeli bir şekilde kapandı. "Bu soruyu sorduğuna pişman olacaksın, Lara," dedi, sesi adeta buzdan oyulmuş bir kılıç gibi keskin ve dondurucuydu.
O an Lara, sırtını odanın soğuk duvarına yaslarken, hem karşısındaki bu tehlikeli adamdan iliklerine kadar korkuyor hem de içindeki o minik canı korumak için dünyanın en güçlü kadınına dönüştüğünü hissediyordu. Bu acımasız savaşın daha yeni başladığını ikisi de çok iyi biliyordu.