"Bu kadar yaklaşma," diye tısladı Lara, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. Arda'nın sıcak nefesi boynunda tehlikeli bir vals yaparken, kalbi göğüs kafesini parçalamak isteyen bir maraton koşucusu gibi atıyordu. Omuzlarındaki ağır yük, görevi, ablasının yarım kalan intikamı... Hepsi bu adamın gözlerinin içine baktığı o kısacık anda alev alıp buharlaşıyordu sanki. Arda'nın gözleri, içine düşeni bir daha asla bırakmayacak, gece kadar karanlık ve dipsiz bir kuyu gibiydi.
"Neden?" diye fısıldadı Arda, sesi odayı dolduran ağır parfüm kokuları kadar baş döndürücü ve kadife gibiydi. "Yoksa, benden hoşlanıyor musun?"
Hoşlanmak mı? Lara'nın iç sesi zihninin duvarlarına çarpan alaycı bir kahkaha attı. Bu adam, ablamın ölümüne sebep olan o lanet şirketin başıydı. Ondan hoşlanmak, göz göre göre şeytanla ateşin etrafında dans etmekten farksızdı.
Antalya'nın yakıcı ve acımasız güneşi, parfüm fabrikasının devasa camlarından içeri süzülerek Lara'nın kızıl saçlarını adeta altın rengine boyuyordu. Burası sadece bir fabrika değil, Arda Yalçın'ın o karanlık imparatorluğunun tam kalbiydi. Birbirine karışan egzotik kokular, insanı ya amansızca büyüleyen ya da başını döndürüp aklını başından alan yoğun bir atmosfer yaratmıştı. Lara, bu baş döndürücü kokuların arasında dolaşırken, çıkışı olmayan bir labirentte kaybolmuş gibi hissediyordu. Ama asıl çözülmesi gereken labirent, Arda'nın o tehlikeli zihninin içindeydi ve oraya adım atmak, belki de hayatında aldığı en ölümcül karar olacaktı.
"Ben sadece işimi yapıyorum," dedi Lara, araştırmacı gazeteci kimliğini çelikten bir zırh gibi kuşanarak. "Şirketinizin yeni parfüm serisini incelemek için buradayım, hepsi bu."
Arda, dudaklarının kenarına yerleşen alaycı bir kıvrımla tek kaşını kaldırdı. "Öyle mi? Ben senin çok daha fazlasını istediğini düşünmüştüm, Lara Demir."
Lara sertçe yutkundu. Kendi adını onun günahkar dudaklarından duymak, midesinde kelebekler yerine zehirli sarmaşıkların filizlenmesine neden olmuştu. Bu adam, çözülmesi imkansız bir bilmece gibiydi. Hem aklını başından alacak kadar çekici, hem de ruhunu parçalayacak kadar tehlikeli.
"Ne istediğimi sen bilemezsin," diye karşılık verdi Lara, çenesini dikleştirip ona pervasızca meydan okuyarak.
"Belki de biliyorumdur," dedi Arda, okyanusun en karanlık yerini andıran gözlerini onunkilere mühürleyerek. "Belki de, ikimiz de en derinlerimizde aynı şeyi istiyoruzdur."
İmkansız, diye düşündü Lara umutsuzca. Bizim gibi iki zıt kutup aynı şeyi isteyemez. Ama içten içe, bedeni Arda'nın ne demek istediğini çok iyi biliyordu. İkisi de sonu belirsiz bir avın peşindeydi. Lara intikamın, Arda ise... Belki de mutlak gücün.
"Şirketinizin itibarını zedeleyecek hiçbir şey yazmayacağımdan emin olabilirsiniz," dedi Lara, sesindeki sarsıntıyı profesyonel bir maskenin ardına gizlemeye çalışarak.
Arda'nın dudaklarından dökülen kahkaha, odanın duvarlarında yankılandı. "İtibar mı? Benim itibar umurumda bile değil, Lara. Ben sadece keyfime bakarım."