~Aurora Belinia~
Yarış salonunun içi sessizdi.
Tribünlerde oturan yüzlerce kişi nefeslerini tutmuş, son atışı bekliyordu. Büyük elektronik tabelada yalnızca iki isim kalmıştı.
Aslı Akay ve Defne Anıl
İkisi de finale kadar kusursuz gelmişti.
Şimdi her şeyi belirleyecek olan son atış yapılacaktı.
Defne Yeşilay kolejinin profesyonel okçusuyudu.
Onu bu zamana kadar yenen kişi azdı.
Fakat bu Aslıyı korkutmuyordu,ne pahasına olursa olsun onu yenmeliydi.Bunu başaracağına inanıyorduda.
Aslı yayını sıkıca kavradı.
Parmakları hafifçe titriyordu.
Bu onun ilk finali değildi.
Ama belki de en önemli finaliydi.
Çünkü yıllardır katıldığı her yarışmada son anda bir şeyler ters gitmişti. Bazen rüzgâr, bazen dikkatsizlik, bazen de şanssızlık...
Ne olursa olsun o altın madalyaya hiç ulaşamamıştı.
"Bu kez farklı olacak."
Kendi kendine bunu o kadar çok söylemişti ki artık inanmak zorundaydı.
Karşısındaki rakip de hazır pozisyona geçmişti.
Hakem orta sahaya çıktı.
— Yarışmacılar hazır!
Salon tamamen sessizliğe gömüldü.
Aslı derin bir nefes aldı.
Yayını gerdi.
Gözlerini hedef tahtasının merkezine kilitledi.
Sarı nokta...
Sadece o sarı nokta vardı.
Hakemin düdüğü çaldı.
— Atış serbest!
İki yarışmacı da aynı anda oklarını bıraktı.
Tam o sırada Aslı'nın gözleri bir anlığına karardı.
Sanki etrafındaki bütün sesler kaybolmuştu.
Kulaklarında hafif bir uğultu oluştu.
"Hayır..."
Bir saniye sonra kendine geldi.
Kalbi hızla atıyordu.
Hemen hedef tahtasına baktı.
Ve gördüğü şey karşısında nefesi kesildi.
Tam merkez.
On ikiden vurmuştu.
Tam puan.
Bir anlığına inanamadı.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
— Başardım!
Sevinçle bağırdı.
Tribünlerden alkış sesleri yükseldi.
Aslı heyecanla seyircilere baktı.
En ön sırada çocukluk arkadaşı Samet oturuyordu.
Samet ayağa kalkmış çılgınca alkışlıyordu.
Yanında ise Aslı'nın dünyadaki tek ailesi olan teyzesi vardı.
Kadının gözleri dolmuştu.
Yıllardır Aslı'nın her yarışmasına gelmiş, her yenilgisinden sonra onu teselli etmişti.
Bu kez sonunda kazanmış olmalıydı.
Aslı'nın gözleri sevinçten parlıyordu.
Fakat birkaç saniye sonra hakemin sesi salonu doldurdu.
— Yarışmanın galibi...
Aslı nefesini tuttu.
— Defne Anıl!
Salon alkışlarla yankılandı.
Aslı'nın yüzündeki gülümseme donup kaldı.
Ne?
Şaşkınlıkla rakibinin hedef tahtasına baktı.
Tam merkez.
O da tam puan almıştı.
Aslı'nın kafası karışmıştı.
Nasıl olmuştu?
Bir görevli sonuç ekranını güncelledi.
Rakibinin önceki puanları Aslı'nınkinden yalnızca bir puan daha yüksekti.
Bir puan...
Sadece bir puan.
Aylarca çalışmasının, sayısız antrenmanın ve bütün hayallerinin arasında duran şey yalnızca bir puandı.
Bir puan daha.
Hepsi buydu.
Salondaki sesler yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.
Alkışlar...
Kutlamalar...
Fotoğraf çekimleri...
Hepsi bulanıklaşmıştı.
Özel juriler altın madalyayı takmak için Defnenin etrafına toplanmıştı.
Aslı olduğu yerde donup kaldı.
Sonra başını eğdi.
Yayını elinden bıraktı.
Metal gövde sertçe zemine çarptı.
ÇAT!
Yakınındaki birkaç kişi irkilerek ona baktı.
Ama Aslı umursamadı.
Oklarını da yere bıraktı.
Arkasını döndü.
Ve salonu terk etti.
Koridorlar sessizdi.
Yarışma salonundaki kalabalığın aksine burada yalnızca birkaç görevli vardı.
Aslı hızlı adımlarla yürüyordu.
Gözleri dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordu.
Kendine verdiği sözlerden nefret ediyordu.
Her yarışmadan önce aynı şeyi söylüyordu.
"Bu kez kazanacağım."
Sonuç ise hiç değişmiyordu.
Yine kaybetmişti.
Yine ikinci olmuştu.
Kapıya ulaştığında arkasından bir ses duydu.
— Aslı!
Samet koşarak yanına geldi.
Her zamanki gibi nefes nefeseydi.
— Hey, dursana kızım biraz!
Aslı cevap vermedi.
— Bir puanla kaybettin zaten. Kendini üzmeye değmez.
— Ama kazanmam gerekiyordu!
— Hiç te bile,gerekmiyordu.
— Gerekiyordu!
—Ama-
—Kapasana çeneni ya!
Samet sustu.
Aslı ilk kez bu kadar sert konuşmuştu.
Kız yumruklarını sıktı.
— Ben hep kaybediyorum Samet.
— Hayır.
— Evet! Son anda hep bir şey oluyor.
Samet birkaç saniye düşündü.
Sonra gözlüklerini düzeltti.
Bu hareketi genellikle önemli bir şey söyleyeceği zaman yapardı.
— O zaman daha güçlü rakiplerle yarış.
Aslı kaşlarını çattı.
— Ne demek istiyorsun?
— Bugün burada kaybettin çünkü bulunduğun yer sana yetmiyor.
Aslı ilk defa onun ne demeye çalıştığını anlamamıştı.
— Daha iyi olmak istiyorsan daha güçlü insanlarla yarışman lazım.
Aslı ona baktı.
— Nerede?
Samet hafifçe gülümsedi.
— Tabiki...Yüksel Koleji'nde.
Aslı'nın gözleri büyüdü.
Bu ismi tanıyordu.
Bütün profesyonel genç okçuların bildiği bir okuldu.
Ve orada okuyan bir kişi vardı.
Bir isim.
Bir hedef.
Bir rakip.
Belki de bir düşman.
Cemre Gökmen.
Türkiye'nin en başarılı genç okçularından biri.
Aslı yıllardır onun adını duyuyordu.
Ve yıllardır içten içe onu geçmeyi hayal ediyordu.
—Ne zırvalıyorsun ya?
Samet cebinden telefonunu çıkardı.
— Nakil başvuruları yarın başlıyor.
Aslı'nın kalbi hızlandı.
Yüksel Koleji...
Cemre Gökmen...
Yeni bir başlangıç...
Belki de hayatını değiştirecek fırsat.
—Sen ciddi olamazsın!
—Evet ciddiyim.Yarından itibaren seninle birlikte yeni sayfa açacağız arkadaşım.
Her ikisininde yüzünde samimi bir tebessüm oluştu.
Aslı gökyüzüne baktı.
Az önce kaybetmişti.
Ama belki de bu yenilgi, onu asıl savaşına götürecekti.
Ve henüz bunun ne kadar büyük bir savaş olacağını bilmiyordu...
~Aurora Belinia~

