İçeriğe geç

ZARİT

Bölüm 5 · 10 dk okuma

ZARİT

Bölüm 5

5. Bölüm ( Yabancı Pislik)

Genç kadın kurtardığı adamın tekrar bayılmasıyla onu başta tokatlayarak uyandırmaya çalıştı. Başaramayınca kollarından tutarak kumsalın içine doğru sürükledi. Adam o kadar ağırdı ki sürüklerken bir kaç kez dengesini kaybederek yere düşmüştü. Adamı burada bırakıp eve gitmeyi düşünse de sonradan vazgeçti. Güneş batmak üzereydi ve hava alacakaranlığa bürünmeye başlamıştı. Genç kadın adamın kendine gelmesini bekleyecekti. O zamana kadar da korudan topladığı birkaç parça odunla ateş yakmakla uğraştı. Sonunda başardığında akşam olmuştu. Ortamı aydınlatan yaktığı ateş ve denize vuran yakamoz ışığından başka bir şey yoktu.

Günce bir gölge gibi kadının peşinden gidiyordu. Yaktığı ateşin yanında kadınla beraber oturmuş denize vuran yakamozu izliyordu.

Kadın, ateşin sıcaklığıyla kurumaya başlayan altın sarısı saçlara ve adamın yavaş yavaş kendine gelen çehresini incelemeye başladı. Suni teneffüs yaparken moraran dudakları şimdi kendi rengini almış pembeleşmeye başlamıştı. Kadın arada sönmeye yüz tutan ateşi tekrar tutuşturmak için korudan bir kucak odun toplayıp tekrar harlıyordu.

Genç adam yavaşça gözlerini araladı. Zihninde çok hoş bir melodi yankılanıyordu. Yan tarafına baktığında ateşin ardında oturan gece saçlı kadının yan profilini görmüştü. Yaşadıklarının hayal mi rüya mı olduğunu ayırt edemiyordu. Tekrar yumdu gözlerini, tekrar açtı. Ama ne gördüğü ateş ne de ardındaki kadın kaybolmamıştı. Bedenindeki tüm kemikleri sızlıyordu. Tüm kasları ağrıyordu. Ağır ağır doğrulmaya çalıştı. En son oturmayı başardığında karşısında duran güzel kadının onu pür dikkat izlediğini fark etti. Bir süre ikisi de sadece birbirlerini izlediler.

İlk konuşan genç kadın olmuştu. "İyi misin?" Genç adam, kadının sorusuyla ona ne olduğunu hatırlamaya çalıştı. Hatırlamasıyla, dehşet içinde etrafına bakınmaya başladı. Bilincini yitirmeden önce tek hatırladığı, büyük, beyaz parlak ışıklar saçan ağaca dokunmasıyla zihnin içinde duyduğu melodiydi.

***

Annem eve girinceye kadar beni beklemişti. Kendimi açıklamama bile fırsat vermeden beni cezalandırmıştı. Hoş neyi açıklayacaktım ki. 'Anne yabancı pisliğin biri beni bayılttı. Merak etme bende ona kafa attım. Sonra kızıl şeytan tam beni dövecekti ki son anda vazgeçti. Meğer bunlar Narakas'tan yani cehennemden geliyorlarmış. Tonya adında bir kızı arıyorlarmış. Ama sen onları göremezsin. Çünkü bir tek ben görebiliyormuşum. O da aile yadigarı kolyem yüzündenmiş.' desem. Beni direkt psikoloğa götürdü. Aynı şeyleri psikoloğa anlatsam bana şizofreni tanısı koyardı ve hayatımın geri kalanını tımarhanede geçirirdim. Şimdi düşündüm de... Açıklamama fırsat vermemesi çok iyi olmuştu. Sınava beş gün kalmıştı. Annem beni geçen bu iki günde deneme sınavlarıma girebilmem için evden okula kendisi getirip götürüyordu. Telefonumu da almıştı.

Şimdi de İnci'yle okulun çıkış kapısının önünde annemin beni almasını bekliyorduk.

"Sen neden söylemiyorsun balo günü nereye kaybolduğunu?" İnci'nin tek kaşını kaldırmış, kollarını önünde bağlayarak sorduğu soruya aynı şekilde tepki verdim

"Sen neden söylemiyorsun balo günü Çağrı'yla nereye kaybolduğunu." İnci genzini temizledi. Gözünün önüne getirdiği anılarını hatırlayınca yanakları pembeleşmeye başladı.

"Aslında sana anlatacaktım. Ama malum annen sıkı yönetime geçince anlatamadım." dedi.

"O ikisini, sen bana kafa atmadan önce, öpüşürken gördüğümü hatırlıyorum." Arkamda hissettiğim varlığıyla ensemdeki tüylerim ürperdi. Aniden kulağımın arkasında duyduğum sesiyle olduğum yerde korkudan irkilmiştim. Arkamdan çekilip karşımdaki İnci'nin yanına geçti.

Ona ters ters bakarak "Sana bir daha karşıma çıkma demedim mi ben!"

İnci sonuna kadar açtığı gözleriyle suratıma bakmaya başladı. "Ne zaman dedin?" Gözlerimi devirip İnci'ye döndüm. "Sana demedim." İnci daha da açtığı gözleriyle bana endişeyle bakmaya başladı. "Kime dedin o zaman?"

Yabancı pislik yandan yandan gülüyordu. " Bende sana, buna ben karar veririm dedim."

Sinirle dişlerimi sıkmaya başladım. "Bana bak. Bu sana son uyarım. Bir daha karşıma çıkmayacaksın." Başparmağımı tehdit eder gibi yüzüne doğru sallamaya başladım.

İnci dehşet içinde bana bakıyordu. Okuldan çıkan birkaç kişinin de gözlerini üzerimde hissettim. O sıra dışarıdan nasıl göründüğümü düşündüm. Kendi kendine konuşan. Havaya parmak sallayarak tehdit eden deli bir kız.

"Günce, biraz çatlak olduğunu biliyordum. En sonunda delireceğini tahmin edemiyordum." İnci, şoktan dışarı fırlayan gözleri ve beş karış açık ağzıyla bana bakıyordu.

"İnci bak tahmin ettiğin gibi delirmedim. Sakın anneme bir şey söyleme." İnci iyice yanıma yanaşıp koluma girdi ve kısık sesle konuşmaya başladı.

"Kimseye söylemem üstat. Hadi anlat. Ben sana inanıyorum." Off ne diyecektim ki şimdi ben. "Bu kız sana inanacak gibi duruyor. Şansını bir dene istersen." Sinirle soluyarak yabancı pisliğe ters ters bakmaya başladım. Bu duruma düşmemin sebebi oydu.

İnci'ye dönüp omuzlarından tutarak karşıma aldım. Göz kontağı kurdum. "İnci, sen benim bir tanecik dostumsun." "Öyleyim. Öyle miyim cidden?" diyerek düşünmeye başladı.

"Öylesin ya İnci." dedim bıkkınlıkla. Gözleri yaşlanmaya başladı ve yüzünde büyük bir gülümseme oluştu. " Gerçekten ben senin tek dostunum. Sen de benim bir tanecik dostumsun Günce." dedi dolu dolu olan gözleriyle.

"Bu kızı da kendine benzetmişsin. Ani duygu değişimleri yaşayıp duruyor." dedi yabancı yanımda durarak. Ona karşılık vermek isterdim ama, ikinci defa zor duruma düşmek istemiyordum.

"Eee ne anlatacaksın çok merak ediyorum." İnci heyecanla ve beklentiyle yüzüme bakıyordu. Ne anlatacaktım. Kısa bir süre düşündüm. Yok bir bahane bulamıyordum. Aklıma ilk geleni söylemeye karar verdim.

"Benim hayali arkadaşım var." Ortaya attığım bu saçma bahaneyle İnci'nin tepkilerini beklemeye başladım. Yan tarafımdan gelen gülme sesiyle yabancıya bakmamak için kendimi zor tuttum. "Bu iyiydi." Ona içimden gözlerimi devirmekle yetindim.

İnci kısa bir süre anlam veremedi. Sonra aklına her ne getirdiyse bana yine dolu dolu gözlerle bakmaya başladı. Ve sarıldı.

"Ah Günce. Çocukluğunda bu kadar mı yalnızdın. Daha önceden arkadaş olamadığımız için özür dilerim." Anlam veremeyerek bende İnci'ye sarıldım. Yabancı da yanımıza geçmiş bizi izliyordu. "Önemli değil İnci. Özür dilemene gerek yok."

İnci dolu dolu olan gözlerle benden ayrıldı ve kol hapsine aldı. "Bir film izlemiştim. Oradaki adam da çok yalnız bir çocukluk geçirdiği için, kendine hayali arkadaş yaratmıştı. Tıpkı onun gibi. Seni anlıyorum." İnci'nin tepkisine şaşırmıştım doğrusu. Ama asla bozmaya niyetim yoktu.

"Bu kız seni de geçti." dedi yabancı İnci'nin arkasından.

"Sanırım ondan." dedim İnci'ye yarım yamalak gülümseyerek.

"Hiç endişelenme Günce. Bunu beraber aşabiliriz. Çocukluk travmalarınla yüzleşmen gerek. Annene söylemeden bir psikoloğa gidebiliriz." Psikolog... Şizofren...Tımarhane...

"Asla olmaz." Bir anda çıkışmamla İnci irkldi. "Yani ben şimdilik idare edebiliyorum. Zaten hep ortaya çıkmıyor, bu aralar stresli olduğum için görmüş olabilirim." İnci hüzünle bana bakmaya devam etti.

"Biliyorum. Ondan ayrılmak çok zor." O öyle deyince yabancıyla göz göze geldik.

"Yaa ne demezsin, çok zor." dedim imayla yabancıya bakarak.

"Merak etme. Ben senin gerçek ve tek dostunum. Her zaman seninleyim. Bunu unutma olur mu?" İnci'ye odaklanıp ona en içten gülümsemelerimden birini sundum. Bu söylediklerinde sonuna kadar samimiydi. Hayatım boyunca edindiğim ilk arkadaşımdı. Onu gerçekten seviyordum.

"Unutmam." dedim bende onun gibi dolu dolu olan gözlerle. Ona sıkıca sarıldım. "Tencere, kapak gibisiniz." dedi yabancı. Onu duymamış gibi yapmaya devam ettim.

***

Annem arabayla önümüzde durmadan önce yabancı aniden ortalıktan kaybolmuştu. Nereye gittiğini umursamadan arabaya bindim. Eve geldiğimde deneme sınavımı kontrol edip kendimi yatağa attım. Sınavlarım çok iyi geçiyordu. Annem ne kadar tıp okumamı istese de ben mimarlık istiyordum. Çizim yapmayı seviyordum. Eski dönemden kalan mimariler de çok ilgimi çekiyordu. Belki ilerde kendi evimin planını hazırlayıp yapabilirdim.

O günden sonra yabancı pisliği bir daha görmemiştim. Şu Tonya denen kızı aramakla meşgul olabilirdi. Belki de onu tehdit edişlerim işe yaramıştı. Sınav günü gelip çatmıştı. Ve ben kendimi hiç olmadığım kadar hafiflemiş hissediyordum. Koca bir stres yükü kalkmıştı omuzlarımdan. Daha önceden kararlaştırdığımız gibi sınav çıkışı Çağrı ve İnci'yle denize gelmiştik.

"Ohh bee. Nefes aldığımı hissediyorum." İnci huzurla nefes alıp gökyüzüne baktı. Deniz, kum ve güneş. Gerçekten çok güzel ve tapılası bir manzara vardı önümde. Yaşadığımı hissettiriyordu.

Çağrı almış olduğu buz gibi limonatalarımızı açarak İnci'yle bana doğru uzattı.

"Lise hayatı The End" Çağrı'nın demesiyle farkına vardığım bir şey vardı. Artık kendi hayatımı yaşayabilirdim. Kendi kararlarımı verebilirdim ve kendi başımın çaresine bakabilirdim. Annem olmadan... Bu beni hem tedirgin hissettiriyordu hem de özgür.

"Asıl sınav bundan sonra." dedi İnci, Çağrı'ya bakarak. Bunlar olmuş muydu, olmamış mıydı?

"Siz ikiniz. Bana söylemek istediğiniz bir şey var mı?" İkisi de birbirine bakıp önlerine döndü.

"Biz denemeye karar verdik." dedi İnci.

"Neyi? Deneyecekmişsiniz."

"Ben, sınav sonuçları açıklandıktan sonra gidiyorum." dedi Çağrı.

Lise hayatımızın bitmesi, yollarımızın ayrılması da demekti. İçimi bir hüzün bulutu kapladı. Bu zamana kadar Çağrı ve İnci ile geçirdim tüm eğlenceli anılarımı hatırladım.

"Bizde acele karar vermek istemedik. Sonuçta aramıza km değil, ülkeler girecek." İnci'nin de bu durumda karamsar ve üzgün hissettiğini anlayabiliyordum.

"Hadi kalkın denize. Buraya ağlamaya gelmedik." Kara kara düşüncelere dalmak istemediğim için ikisinin de kollarından çekiştirerek kaldırdım ve denize doğru koşmaya başladık.

***

"Çağrı' adam akıllı yap şu köprüyü. Yıkılıp duruyor." İnci'nin boyu kadar kumdan kale yapmaya çalışıyorduk. Aramızda en kısa oydu.

"Kolaysa sen gel yap. Lanet kumlar bir türlü sabit durmuyor." dedi Çağrı devrilmesin diye, dikkatle ellerini köprüden tam çekiyordu ki tekrar yıkıldı.

"Islat biraz. Öyle daha sağlam olur." dedim. Çağrı da denize doğru kovayla su doldurmaya gitti Bende kaleye sivri bir kule yapmaya çalışıyordum.

"Olmuyor işte olmuyor. Yapamıyorum." dedi isyanla İnci.

"Alt tarafı kovanın içindeki kumu, bozmadan çıkaracaksın İnci."

"Bozuluyor işte, ben pes ediyorum." dedi yılgınlıkla.

"Pes etmek yok. Bu kule buraya dikilecek. İnsanlar koca koca piramit dikiyor. Biz bir kale yapamıyoruz." Çağrı'nın ıslattığı kumuyla tekrar yapmaya çalıştığı köprüsü, yine yıkılınca içten içe küfür etmeye başladı.

"Hay ben böyle köprüyü de kumu da..." diyerek poposu üstüne kumlara oturdu.

"Bırakın ya bırakın. Beceriksizler. Ben tek başıma yaparım." İkisinden de umudu kestim.

"Sonunda, saatlerdir bunu söylemeni bekliyordum." diyerek sevinçle ayaklandı İnci.

"Seni hain soytarı." İnci'ye ters ters bakışlar atıyordum. Çağrı da kalkıp İnci'nin yanına gitti ve omzuna kolunu attı.

"Müstakbel sevgilime hain demezseniz sevinirim madam." İnci, Çağrı'nın attığı kola, sonra hayranlıkla ona baktı. Bana şaşkın şekilde bakıp kendini göstererek "Bana müstakbel sevgilim dedi" dedi. "Duydum İnci." dedim gülerek.

O ikisini kendi haline bırakıp saatlerce uğraştığım devasa kumdan kaleme hayranlıkla baktım ve büyük bir gururla kollarımı bağladım.

"Büyük başarı tebrik ederim." Yabancı pisliğin sağ tarafımdan gelen sesiyle ona döndüm. Kumsalda oturmuş, yapmış olduğum kaleme bakıyordu.

"Sen ne zamandır oradasın." Ayağa kalkıp siyah pantolonundaki kumları süpürdü. Onu ne zaman görsem siyahlar içindeydi ama bugün üstüne beyaz kısa kollu salaş bir gömlek giymişti.

" Bir saate yakın." Bir saattir ses çıkarmadan beni mi izlemişti? Gerçi neyine şaşırıyorsam. Bunu sürekli yapıyordu.

"Senin işin gücün yok mu? Sürekli peşimdesin." kollarımı öne bağlayıp alayla sorduğum soruya, kaşlarını kaldırarak yandan bir gülüş attı.

"Beni metroda gizli gizli çizmeden önce vardı. Şimdi işim gücüm sen oldun." dedi. Aslında bu söylediği farklı durumlarda olsaydık romantik sayılabilirdi. Ama yüzündeki şeytansı ifadeyle söyleyince, daha çok tehdit ediliyormuş hissine kapılmıştım.

"Seni çizmeye karar veren aklımı sıçayım." dedim homurdanarak.

"Ney ney?" dedi şaşkınlıkla. "Yok bir şey?" dedim agresifçe.

"Suratıma kağıt attın, tükürdün, kafa attın, şimdi de küfür ediyorsun. Ne biçim kızsın sen." dedi gülerek. Ben de az değildim. Yapmadığım şey kalmıştı. Onun gülmesiyle bende gülmeye başladım. İkimizin de gülümsemesi sonlanınca bir süre garip bir sessizlik girdi araya.

Çağrı ile İnci'nin arkamdan duyduğum fısıldaşmaları ilişti kulağıma.

"Neye gülüyor bu." dedi Çağrı.

"Şşş duymamış gibi yap." dedi İnci

"Niye?" diye sordu Çağrı.

"Onun hayali bir arkadaşı var?" dedi İnci

"Hayali mi?" diye sordu Çağrı.

Daha fazla dayanamayarak arkamı döndüm. "Sizi duyuyorum." dedim ellerimi belime koyarak.

"Biz bir şey duymadık." dedi İnci, Çağrı'ya dirsek atarak. Çağrı'dan bir 'ah' sesi geldi.

"Evet evet duymadık. Ne demiştin?" dedi Çağrı.

"Siz üçünüz hep böyle misiniz?" diye konuştu ensemden yabancı pislik. Yakınıma girmesiyle tüylerim yine diken diken olmuştu. Sıcaklığını tenimde hissedebiliyordum.

"Biraz uzaklaş." diye fısıldadım. Hava zaten sıcaktı. Bir de o yaklaşınca iyice terlemeye başlıyordum.

"Ne dedin? Duyamadım." Daha da yakınıma girdi. Bu sefer varlığını tamamıyla arkamda hissedebiliyordum. Beni zor duruma sokabilmek için inadına yapıyordu.

"Uzaklaş!" diye sesimi yükselttim.

" Tamam tamam sakin ol Rocky." diyerek kafasını salladı Çağrı.

"Yok öyle değil Çağrı sana..." cümlemi bitirmeme fırsat tanımadan araya girdi İnci.

"Hadi Çağrı biz seninle biraz dolaşalım." diyerek Çağrı'nın koluna girdi. Uzaklaşırlarken arada arkasını dönüp kaşıyla gözüyle saçma salak mimikler yapmaya devam ediyor,okey işareti yapıyordu.

Yılgınlıkla omuzlarımı düşürdüm. Arkamda keyifle sırıtan yabancı pisliğe döndüm.

"Bilerek yapıyorsun." dedim sinirle.

"Neyi?" dedi anlamamış gibi yaparak.

"Bana bak yabancı pislik, bilerek beni kışkırtıyorsun. Sana yardım etmeyeceğimi söylememe rağmen olur olmadık yerlerde karşıma çıkıyorsun. Sal beni artık. Canımı sıkmaya başladın." beni sinir etmeyi en sonunda başarmıştı.

Kaşlarını çattı. "Yabancı pislik mi? Bana içten içe böyle mi hitap ediyordun" dedi. O kadar şey söylemiştim, buna mı takılmıştı cidden. Hoş ben kime laf anlatmaya çalışıyorsam. Beni kale almadığı ortadaydı.

"Evet. Tam sana göre bir lakap." dedim kollarımı önümde bağlayarak. Sonra yine gülümsemeye başladı. O gülünce yanağının sağ tarafında, çok hafif bir gamzesi olduğunu fark ettim.

"Sen çok tuhaf bir kızsın." dedi. Ben mi tuhaftım.

"Bunu bana cehennemden geldiğini iddia eden biri mi söylüyor." Adam hem görünmez hem başka bir boyuttan gelmiş, yetmezmiş gibi arada bir gözleri alev almaya başlıyor, tuhaf olan ben oluyorum.

"Adım Barlas." dedi sakince. Barlas... İsmi ona yakışıyordu.m

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.