İçeriğe geç

ZARİT

Bölüm 3 · 17 dk okuma

ZARİT

Bölüm 3

3.Bölüm (Ufaklık)

O yabancının yanından son sürat koşarak uzaklaştıktan sonra, kan ter içinde kendimi eve attım. Gece boyunca ne zaman uykuya dalmaya çalışsam, ateş saçan gözleri, gözümün önüne geldiği gibi uyanıyordum. Polise gitmeyi çok kez aklımdan geçirsem de, ne diyeceğimi bilmiyordum. ' Hey polis amcalar, peşimde gözlerinden lavlar fışkıran psikopat var.' desem anca gülüp geçerlerdi. Öyle demesem bile, polislerin bu gibi konularda ne kadar koruma(!) sağladığı ortadaydı. Haberler uzaklaştırma cezası alan kocaların, kadınları sokak ortasında nasıl vurdukları görüntülerle doluydu. Çok fazla haber izliyordum. Bir süre ara vermem gerekiyordu. Sabaha kadar kadın cinayetleri ile ilgili bir sürü haber araştırmıştım. Gözlerim kan çanağına dönmüştü. Böylesi bir durumda kendimi savunmam gerekliydi. O yüzden şimdi Çağrı ve İnci'yle, her zaman buluştuğumuz kitap kafede oturuyorduk. Onlara o yabancı adamla olanları anlatıyordum.

"Aklına ilk gelen adamın suratına tükürmek mi oldu cidden Günce. Genelde herkesin aklına kasıklarının arasına bir tekme atmak gelir. Cidden salaksın." İnci, haklıydı aslında. Suratına tükürdükten sonra hızlıca toparlanıp tekrar peşime düşebilirdi. Ama yapmamıştı. Çağrı, İnci'nin önerisiyle suratını acı çeker gibi buruşturup, ellerini korumak ister gibi pantolonun önünde birleştirdi. Bunu fark eden İnci, sinsice gülümseyerek sandalyede arkasına yaslandı. "İstersen, Çağrı'nın üzerinde deneme vuruşları yapabilirsin." Çağrı kocaman açtığı gözlerle İnci'ye baktı. "Kızım, senin benim canıma kastın mı var." İnci, Çağrı'nın hala korumak için önünde birleştirdiği ellerine kısa bir bakış atarak "Telaşlanma Çağrı, seninki o kadar acımaz." Çağrı kaşlarını çatarak "Neden acımazmış?" dedi. İnci sinsice sırıtmaya başladı. Baş ve işaret parmağını kullanarak ölçü hesaplamaya çalışır gibi gözlerini kıstı. " Ufacık olduğu için olabilir." Çağrı sinirle dişlerini sıktı. "Görmediğin şeyler hakkında yorum yapma." İnci'nin şu an kafasına hayal ettiğine kalıbı basabilirdim. "Çıkar göster." dedi. Evet! Bunu söyledi! Çağrı da en az ben kadar şaşkındı. Tam o sıra "Sen Abdülhamit'i savundun." diyerek gülmeye başladım. Bu espriyi yapmasaydım, çatlardım. Yapıştırdığım bu mükemmel espriyle ikisi de duraksayıp benimle birlikte gülmeye başladılar. Sonunda aralarındaki o garip didişmeye ara verdiler.

"Şimdi, birbirinizle didişmeye ara verin ve konuya odaklanın. Sonuçta peşimde kötü adamlar var, ciddi bir konu." Çağrı düşünceli şekilde elini çenesine koydu. "Kötü olduklarını nereden çıkardın?" İnci araya girdi. " Aptal mısın Çağrı. Kimse kimseyi iyi amaçlar için takip etmez." Çağrı, İnci'ye karşılık verecekti ki son anda araya girdim. "Size didişmek yok dedim." Bu sözümle Çağrı, ne diyecekse tutup içten içe homurdanarak kollarını bağladı ve küskünce arkasına yaslandı. "Kendimizi savunmamız lazım. Belki şimdi olmasa bile, ileride tekrar böyle bir şeyin başımıza gelip gelmeyeceğini nereden bilebiliriz ki. Düşünün." Çağrı ilk öneriyi atan oldu. " Silahlanalım." Bazen Çağrı'nın zeki olması dışında, aptal olduğunu unutuyordum. "Ama silahları nereden bulacağız. Yasak değil mi?" İnci'nin de jetonu geç düşen aklını unutuyordum. "Ben bir araştı..." Çağrı'nın sözünü kesip şu akıl aldığım insanlara baktım ve kendime acıdım. "Siz kafayı mı yediniz. Savaşa katılmıyoruz. Silah ne alaka. Katil mi olacağız? Adam akıllı öneriler sunun." İkisi de bu çıkışımla oturdukları sandalyelere sindiler. Bir süre sükunetle düşünmeye koyulduk. İnci aklına getirdiği parlak fikrini ortaya dökmek için heyecanlı heyecanlı konuştu." Eniştem!" Çağrı söze girdi "Ne olmuş eniştene." İnci gözlerini devirdi. "Baklava açmış. Bizi de çağırdı." Çağrı anlamadığı için kaşlarını çattı. " Enişten baklava yapabiliyor mu?" İnci bıkkınlıkla gözlerini devirdi. "Sana at kafası diye boşuna demiyorum." Çağrı da sinirlenmeye başlamıştı. "Düzgünce açıklarsan anlayacağız biz de." İnci de celallendi. "Araya girmeseydin açıklayacaktım." "İkiniz de kesin! İki dakika ya, iki dakika tartışmadan durun." Haklı isyanımla ikisi de çenelerini kapatmış suçlulukla önlerine bakıyorlardı. "Açıkla İnci. Enişten ne alaka" İnci masada hafifçe öne eğildi. "Eniştemin boks salonu var. Orada bazı gençleri turnuvalara hazırlıyor. Ondan bir kaç teknik öğrenebiliriz." Bu İnci'den beklemeyeceğim derece iyi bir fikirdi.

İnci'nin öneresi üzerine eniştesinin salonuna gitmeye karar verdik.

"İnci, boks salonu dememiş miydin?" İnci karşısındaki sanata bakarak cevapladı beni. "Evet." Ben de tıpkı İnci gibi, karşımdaki sanata bakarak sordum. "O zaman sanayide ne işimiz var. Üstelik, ne zamandan beri sanayide kaslı, baklavalı adamlar çalışıyor." İsyanla İnci'ye döndüm. Montunun yakalarından tutup sarsmaya başladım. "Beni daha önce neden sanayiye getirmedin."

Karşımızdaki mavi külüstür arabayı tamir etmeye çalışan, sporcu atletlerinin ardından baklavaları ve şişkin kol kasları görünen, üç yunan heykeline hayranlıkla baktım. İnci onu sarsmamdan hiç etkilenmemiş, ağzının suyu akarak bakmaya devam ediyordu. " Ben de bilmiyordum" dedi hayranlıkla. İkimizi de bu hipnozdan çıkaran Çağrı oldu. Ellerimi İnci'nin yakalarından indirdi. İkimizin de kafasına birer tane geçirdi. Acıyla elimi kafama koydum. İnci de ben gibi kafasını okşuyordu. "Ne yapıyorsun be." diye çıkıştı Çağrı'ya. Çağrı da kızgınlıkla cevapladı. "Ağzınızdan akan salyaları siliyorum." İnci'yle göz göze gelip gülümsedik.

"Bu bir sanat." dedim elimle göstererek. İnci de devamını getirdi. "Onlar birer heykel." dedi hayranlıkla. Aniden aydınlanma yaşadım. Gözlerimden ışıklar saçarak İnci'ye döndüm. "İnci, eniştenin baklava yaptığını söylerken seni ciddiye almamıştım. Özür dilerim. Yemeye çağırdığı kısmı da doğru mu?" dedim bir umut. İnci sahte bir egoyla "Özrün kabul edildi. Yeme kısmı da doğrudur. Gidip dokunmak için izin alalım?" dedi hevesle. Bende başımı sallayıp onayladım. İkimizde dükkana doğru birer adım atmadan, kafamıza ikinci darbeyi almamızla acıyla inledik. "İkiniz de utanç kaynağımsınız. Böyle bir şeyi yapmanıza asla izin vermem. Çok uzatmadan İnci'nin eniştesini bulalım." diyerek dükkana doğru ilerledi Çağrı. Bizde peşinden gittik. İnci'yle hiç çekinmeden yanında geçtiğimiz heykelleri inceliyorduk. Uzun boylu esmer olanı bizi fark edip göz kırptı. İnci ile kalp çıkan gözlerle birbirimize bakıp otuz iki diş sırıttık. Arka taraftaki ofise girdiğimizde İnci'nin eniştesi karşıladı bizi. Ofisindeki koltuğa oturtup bize çay söyledi. Otuzlarının başında, yapılı ve uzun boylu bir adamdı. Kumral saçlarının arasında hafif hafif beyazlıklar vardı. Bu onu olduğundan daha karizmatik ve olgun gösteriyordu. Çaylar geldiğinde bir yudum alıp üçümüze de tek tek baktı. "Eveet gençler. Hangi rüzgar attı sizi buraya." Açıklamayı İnci yaptı. "Enişte şöyle ki Günce arkadaşımız dün bir olay yaşamış." İnci'nin eniştesi kaşlarını çatarak bana baktı. "Ne olayı? Bir şeyin yok ya." Ellerimi havada sallayarak "Yok yok iyiyim. Şimdilik." İnci devam etti. "Bir adam onu takip etmiş. Günce de çok korkmuş haliyle. Bizde bu gibi durumlarda kendimizi savunmamız gerektiğini düşündük. Benim de aklıma sen geldin." İnci'nin eniştesi kafasını sallayarak söze girdi. "Sizi eğitmemi istiyorsunuz." "Evet" diyerek söze girdim. "Kendimizi koruyacak kadar." İnci'nin eniştesi Çağrı'ya bakarak devam etti. "Peki sen genç adam. Sen de mi kendini koruyacak kadar istiyorsun." Çağrı ne diyeceğini bilemeyerek konuşmaya başladı. "Ben... Kendimi ve kızları koruyabilecek kadar gelişsem yeterli." İnci'nin eniştesi keyifle gülümsedi. " Aferin. Ama sana korumayı değil? Saldırmayı öğreteceğim."

Kendimizi ofisin tuvaletidir değim yerden aşağı doru inen merdivenlerde bulduk. Tamir dükkanın altında bu kadar büyük bir salon olduğunu söyleseler inanmazdım. Orta yerde kare şeklinde ve yüksekte duran ring vardı. Kenarlarda kum torbaları, ağırlıklar, koşu aletleri ve bir sürü egzersiz aletleri daha. "Burada Türkiye'nin en iyi boksörlerini yetiştirmeye çalışıyoruz. Öyle herkesi kabul etmeyiz. Bize pes etmeyen, hedefi ve hayalleri olan, azimli ve çalışkan gençler lazım. Yetenek demedim, çünkü saydıklarımdan biri bile olmazsa yetenek bir çöp kadar değersizdir." İşlerini ciddiyetle yaptıkları ortadaydı. "Günce, senden başlayalım."

Adının Salih olduğunu öğrendiğimiz zayıf ama diri gözüken yirmili yaşlardaki genci yanımıza çağırdı. İkimiz de ringe çıktığımızda Salih ellerine vurmam için sert süngerden yapılmış eldivenler geçirdi. Ben de boks eldivenlerimi takarken İnci'nin eniştesi konuşmaya başladı. "İlk başta yumruklarının gücünü test edeceğiz. Sonrasında geliştirmek için çalışacaksın. Sonra da yakın mesafeden savunma tekniklerine geçeceğiz" Kafamı sallayarak "Anlaşıldı" dedim. Salih'e ardı arkası kesilmez bir sürü yumruk atıyordum. Çocuk bir ağaç gibi asla sendelemiyordu. Vurduğum eldivenli elleri bile hiç sarsılmamıştı. Böylesi zayıf birinin, güçlü olacağını hiç tahmin edememiştim. Yakın mesafeye geçtiğimizde Salih ellerimi arkadan kenetlemişti. İnci'nin eniştesi kendi yöntemlerimle kurtulmamı istemişti. Olduğum yerde çırpınmaktan ileri gidememiştim. Hüsranla ringden indim.

Sıra İnci ve Çağrı'ya gelmişti. İnci tüm gücünü kullanarak Çağrı'ya yumruklar savuruyordu. Çağrı ise tıpkı Salih gibi asla sendelemiyordu. İnci'nin eniştesi ise Çağrı'ya bakıp keyifle gülümsüyordu. İnci, Çağrı'nın sarsılmadığını gördükçe daha da hırslanıyordu ama tüm çabaları boşaydı. Sıra yakın mesafeye geçiş yaptılar. Çağrı, İnci'nin kollarını arkada kenetledi. İnci başlarda ufak çaplı çırpınarak Çağrı'dan kurtulmaya çalıştı ama ne yaparsa yapsın tüm çabaları başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Çağrı da kolları arasında çaresizce çırpınan İnci'nin bu hallerine keyiflice gülümsüyordu. Dudaklarını İnci'nin kulaklarına yaklaştırıp kulağına bir şey fısıldadı. İnci'nin suratı, kırmızı bayrak görmüş bir boğa kadar sinirle kızardı. Bacaklarından birini Çağrı'nın bacağına dolayarak çelme taktı ve kendini yere düşen Çağrı'nın üstünde buldu. Çağrı ise kendini kucağına oturmuş, kafasının iki yanından destek alarak burun buruna geldiği İnci ile buldu. Bir süre nefes nefese aynı pozisyonda kaldılar.

İnci şaşkınlıkla gözlerini açtı. Senelerdir tanıdığım Çağrı'nın ilk defa utançla kızardığını gördüm. Çağrı, üzerinde oturan İnci'yi aniden kucağından iterek yere düşmesini sağladı. Bize arkasını dönerek ringin karşı tarafından indi ve salonun karşı köşesinde duran lavaboya doğru ilerledi. İnci de şaşkınlıktan kocaman açtığı gözleriyle yanıma yaklaştı. Sesini kısarak konuştu. "Ufaklık, sandığım kadar ufak değilmiş."

***

Her iki haftada bir, İnci'nin eniştesinin salonuna gidip bir iki saat çalışıyorduk. Aynı zamanda sınava iki aydan daha kısa bir süre kalmıştı. Çağrı'nın da yardımlarıyla deneme sınavlarımdan çok daha iyi sonuçlar alıyordum. Buna benden çok annem seviniyordu. Çağrı ile İnci'nin arası daha bir tuhaflaşmaya başlamıştı. Her zamanki didişmeleri devam ediyordu ama bakışlarında başka şeyler de vardı. Tutku gibi...

İnci'nin eniştesi Çağrı'yı ekstradan çalıştırıyordu. Bunun sonucu artık hafif de olsa baklavaları ve kol kasları vardı. İnci Çağrı'daki değişimi fark eden ve beğeniyle süzen kızlara, gözlerinden ışın çıkarırcasına, saldırganca bakışlar atıyordu. Nisan ayının sonlarındaydık. Milas, ilkbahar aylarında, ortalamanın üstünde sıcaklıklara sahip olurdu. Bir haftaya kalmaz deniz sezonu açılırdı. Buna en çok sevinen bendim. Üşümektense terlemeyi yeğlerdim. Sıcak tam bana göreydi. Deniz, kum ve güneş, yaşam üçgenimdi.

Çağrı ve İnci'yle bahçedeki çimlere oturmuş güzel havanın tadını çıkarıyorduk Sınava az kaldığından, çoğu dersler boş geçiyordu. Biz son sınıfları da kendi hallerine bırakıyorlardı. Kimisi sınıfta ders çalışıyor, kimisi de biz gibi dışarda soluklanıyordu. Ben yaslandığım ağaçta kitabımı okuyordum. İnci de çimlere uzanıp kulaklıkla müzik dinliyordu. Çağrı de hep yaptığı gibi telefonundan bir şeylerle uğraşıyordu. Yabancı adamla bir daha karşılaşmamıştım. Arada bir izleniyormuş hissine kapılsam da, kimseyle karşılaşmamıştım. Yaşadıklarımın bir rüya yada sanrı olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Biz kendi halimizde takılırken, yanımıza minyon, sevimli bir kız geldi. İnci kızın gelmesiyle yattığı yerden doğruldu. Çağrı kafasını bile kaldırmamıştı. Kız Çağrı'yı beğeniyle süzüp utangaç bakışlar atıyordu. Bunu fark eden İnci, sinirle gözlerini yumdu ve Çağrı'ya bakış attı. Telefonuna gömülmüş ve dünyadan soyutlanmış Çağrı'yı görünce rahatlıkla nefes verdi ve bana doğru yanaşıp kısık sesle konuştu. "Biliyor musun? Telefonuna odaklandığı zamanları bu kadar seveceğim hiç aklıma gelmezdi." dedi gülümseyerek. Kız da dalıp gittiği Çağrı'dan sonunda gözlerini ayırıp söze girdi. " Şey... Ben... Şey için gelmiştim. Şeye katılacak mısınız diye..." Kızın geveleyip durmasına sinirlenen İnci lafını kesti. "Ne şey şey. Düzgünce ne söyleyeceksen söyle. Sonra da defol." dedi. Bense İnci'nin bu kıskanç tavırlarına katılarak gülmek istiyordum. Ama Çağrı yanımızda olduğu için içime atıyordum. Bir gün patlayacaktım. Çağrı'da, İnci'nin bu çıkışıyla kıza bakmaya başladı. Bunun üzerine kızın pembe yanakları kırmızıya dönüştü. "Mezuniyet balosuna katılacak mısınız diye soracaktım?" dedi çekingen ses tonuyla. Sorusu hepimize gibi dursa da Çağrı'ya bakarak sordu. "Katılacağız. Sen neden sormuştun?" dedim. İnci sinirden konuşmayacak kıvamdaydı. Kız "Çağrı, biraz konuşa bilir miyiz?" bize bakarak "Baş başa." dedi. Çağrı sanki hiç umurunda değilmiş gibi omzunu silkip ayaklandı ve minyon kızla ikisi biraz yürüyüp bizden uzaklaşmaya başladı. İnci kıza kitlenmişti. Bakışlarını ikisi üzerinden çekmiyordu. Bir eliyle de yanında duran çimenleri sinirle çekiştiriyordu. "Ben bu kızı yolarım. Ufak tefek bir şey zaten. Eceli benden olacak." Çok geçmeden, Çağrı saçlarını karıştırarak yanımıza geldi. "Eee ne dedi?" diye sordum merakla. Çağrı yeşil gözleriyle İnci'ye kısa bir bakış atıp bana döndü. " Balo için kavalyesi olmamı istedi. Edebiyat hocası kavalye ile katılmamızı istemiş." Kavalye mi? Bu nerden çıkmıştı şimdi. Ben kimi bulacaktım. "Sen ne dedin?" diye sordu İnci. "Cevap vermedim." İnci sinirle "Hayır diyemedin mi?" diye sordu. "Hayır, demem için bir sebep mi var?" İnci daha da sinirlendi. "Yok mu?" Çağrı, daha da üstüne gitti. "Var mı?" İnci hışımla ayağa kalktı ve okula doğru ilerledi. Çağrı da arkasından okulun içine girinceye kadar bakmakla yetindi.

Son derse gelmiştik ve Çağrı ile sınıfın penceresinden beden eğitiminde olan İnci'nin voleybol maçını seyrediyorduk. Kızlı erkekli takımlara ayrılmışlardı ve İnci sanki final maçında oynarcasına kendini yerden yere atıyordu. "Şuna bak, sanki suda oynuyor, sakatlanacak şimdi." Çağrı'ya döndüm. Dikkatle İnci'yi süzüyordu. "İnci kazanamayacağı maçlarda oynamaz." dedim. Son sayıyı da İnci'nin attığı topla aldıklarında, sevinçle zıpladım. Çağrı'ya dönüp çak dercesine ellerimi kaldırdım ama Çağrı çatık kaşlarıyla hala camdan dışarısını izliyordu. İnci ve Ozan sevinçle birbirlerine sarılıyorlardı.

***

Sonunda balo zamanı gelip çatmıştı. Haziran'da olacak sınava iki hafta kalmıştı. İnci ile son güne bıraktığımız kıyafet arayışımız, son hızıyla devam ediyordu. Sabahtan beri bir sürü mağaza gezmiştik. Bir tane bile beğenememiştik. İnci kavalyesini bulmuştu, Ozan. Benim kavalyemse Çağrı olmuştu. Ama bundan İnci'nin haberi yoktu. Çağrı'ya AVM ye gelmesi için kısa bir mesaj yazdım. Kıyafet aldıktan sonra sinemaya girecektik. İnci ile beraber bir mağazanın önünde Çağrı'nın gelmesini bekliyordu.

"Neden çağırdın ki. Bana bir dünya hakaretler saydırıp keyfimi kaçıracak" dedi keyifsizce.

"Sen de buna fırsat tanımayacaksın. Çok güzel olacaksın kızım. O, Çağrı da küçük dilini yutacak." İnci huzursuzca mırıldandı. "Çağrı ve beni beğenmek. Hayalini bile kuramıyorum." İnci'nin yanaklarından tutup kafasını yüzüme doğru çevirdim. "Sen her halinle güzelsin. Sakın bana özgüven konuşturması yaptırtma. Biliyorsun ki susmak bilmem." İnci gülerek yanaklarında duran ellerimi, kollarını araya sokarak uzaklaştırdı. "Tamam tamam. Ben güzelim, mükemmelim falan filan. " dedi gülerek. Çok geçmeden Çağrı'nın da yanımıza gelmesiyle mağazaya girdik. Bir kaç denemeden sonra sonunda elbisemi bulmuştum. Siyah, kadife kumaşlı elbisenin hafif pileli etekleri dizlerimin oldukça üstünde bitiyordu. Göğsümün üstünden beyaz renkli, şerit şeklinde bir kumaş geçiyordu ve ona bağlı olan ince beyaz askıları vardı. Ortasında ince beyaz renk uzun kurdelesi vardı ve kurdelenin olduğu yerden eteklerimin ucuna kadar tek sıra halinde inci şeklinde düğmeler iniyordu. Buğday rengi ten rengime çok yakışmıştı.

Ben elbiseyle aşk yaşarken, kabinin dışından Çağrı ile İnci'nin tartışma sesleri geliyordu. Bende kabinden çıkıp kırmızı saten renkli, askılı elbiseyi İnci'nin üzerinde görmemle hayranlıkla bakakaldım. Çağrı burnun dibine kadar girdiği İnci'ye, dişlerinin arasından, kıstığı sesiyle tehdit edercesine konuşmaya başladı. "Şu elbiseyle, koluna Ozan'ı takıp, baloya gelemezsin." Sonunda ikisinden biri patlamıştı. Bu manzarayı keyifle izlemeye koyuldum. "Ne sebeple." dedi İnci kafasını kaldırıp inatla Çağrı'ya bakarak. "Ne sebeple olacak kızım. Her yerin meydanda." dedi kızgınlıkla. İnci, Çağrı'ya arkasını dönüp aynadan kendine baktı. "Ben açıkta bir yer görmüyorum. Gayet güzel." Çağrı, ona arkasını dönen İnci'nin, poposunun üstünde biten sırt dekolteli bağcıklı elbisesine baktı. Sinirle kısık sesiyle konuştu. " Arkadan ve yandan bakınca göğüslerin görünüyor?" İnci kıpkırmızı olan suratıyla kabine doğru ilerledi ve kapıyı gürültülü şekilde kapattı. Bu sefer kabinden ben çıktım. Çağrı beni görünce yine çatılı olan kaşlarını çatmaya devam etti. "Al birini, vur ötekine. Siz neden kısacık elbiseler giyinip geliyorsunuz." Keyifle aynadan kendime baktım. "Bence çok yakıştı. Sen ne dersen de. Alacağım." " En azından arkası kapalı bir şey bulmuşsun." dedi Çağrı yenilgiyle. Bende yanına geçip mağazanın çıkışına bakan koltuklardan birine oturdum. Çağrı sürekli saçlarını karıştırıp baktığı yere dalıp gidiyordu. Telefonuyla oynamıyordu. Her boş vaktinde elinden düşürmediği kıymetlisini cebinden çıkarmamıştı. Buna oldukça şaşırdım. "Senin neyin var? Sıkıntılı gibisin." Çağrı kafasını dalıp gittiği yerden kaldırmadan konuştu. " Şu aylarca uğraştığım yapay zeka destekli oyun projem vardı ya". "Evet" dedim hevesle. " Onu yolladığım çok iyi bir şirketten teklif aldım. Kabul edersem. Şirket hem yurt dışındaki bana bir ev, araba sağlayacak hem de burs verecek." Bu tahmin ettiğim bir şeydi. " Çok sevindim Çağrı. Çok emek verdin. Hakkediyorsun." Çağrı ben kadar sevinemiyordu. "Evet. Çok emek verdim." dedi karamsarca. "Ama" dedim göz kontağı kurmaya çalışarak. O da kafasını dalıp gittiği yerden kaldırıp. Yüzüme baktı. "Ama. Bilmiyorum sevinemiyorum. Önceden olsa havalara uçardım. Ama şimdi. Adını koyamadığım bir his var içimde." Her şeyi fark etmiş olmanın bilgeliğiyle Çağrı'ya baktım. "O adını koyamadığın hissin adı, İnci." dedim. O da bildiği bu gerçeği ile şimdi yüzleşmiş oldu.

İnci kabinden çıkıp elinde elbiseyle yanımıza geldi. Beni ayağa kaldırıp elimden tutarak kolumun etrafında döndürdü. "Oha. Fıstık gibi olmuşsun." beğenilmek insanı çok mutlu ediyordu. "Sen de afeti vahşet olmuştun." dedim. "Biliyorum. O yüzden bu elbiseyi alacağım." dedi Çağrı'ya bakarak. Çağrı'da oturduğu yerden kalktı "O zaman yanında ben olacağım." dedi. İnci'yle şaşkınlık içinde Çağrı'ya baktık. "Ne bakıyorsunuz. Hadi ödemeyi yapın da çıkalım." dedi.

***

Eve gelir gelmez İnci beni aramıştı. Ve saatlerce Çağrı hakkında konuştuk. Ona Çağrı'nın aldığı teklifi söylemedim. Kendisinin söylemesi daha uygun olurdu.

Baloya hazırlanmak için İnci bize gelmişti. İkimizin de kavalyesi Çağrı olacağı için babasının arabasıyla bizi almaya gelecekti. Ben uzun kahve saçlarımı düzleştirirken. İnci de makyajını tamamlıyordu. "Oooo bu ne güzellik." diyerek odaya daldı Batın. "Teşekkür ederiz bayım" diyerek eteklerini açıp önünde referans yaptı İnci. Batın hayran hayran İnci'ye bakıyordu. "İnci, benimle evlenmezsen, kendimi atarım." dedi. "Saçmalama Batın. Sen daha çocuksun." diyerek saçlarını karıştırdı Batın'ın. "Büyüyeceğim. O zaman evlenir misin?" ciddi ciddi soruyordu birde. "Saçma salak konuşma Batın. Kim sokuyor evlilik falan senin aklına." dedim sahte bir kızgınlıkla. "Hayatımın aşkını bulmuşum abla. Elimden kaçırmadan nikahı basmam lazım. Siz kadınlar bu hissi anlayamazsınız." Gülerek cevap verdim. "Laflara bak laflara. Küçük adam seni."

Çağrı bizi almaya geldiğinde evden ilk çıkan İnci olmuştu. Bense annemin tembihlerini dinliyordum. "Bak Günce. Gece bire kadar evde ol."

"Tamam"

"Alkol almak yok."

"Tamam"

"Balo salonundan başka bir yere ayrılmak yok." bıkkınlıkla ofladım. Diğer yandan da çıkmak için kapıyı açıyordum.

"Tamam dedim ya. Daha kaç kere diyeceğim." Annem içinde tutamadığı endişeli gözleriyle baktı. " Aklım sende kalıyor." Yanağından öpüp geri çekildim. "Kalmasın aklın. Hadi, gidiyorum ben."

Balo salonuna geldiğimizde üstü açık yanları beyaz çitlerle çevrili kırsal bir alandaydık. Her yer sarı led ışıklarla çevriliydi. Giriş kapısına kadar uzanan kırmızı bir halı vardı. Gerçekten çok hoş bir yerdi. Çağrı elini sırtına koyduğu İnci'yi kendine yakın tutuyor, ona bakan birini yakaladığına ters bakışlar atarak içten içe küfür ediyordu. O ikisinin arasındaki tutku ve şehveti hissetmeyen yoktur diye düşünüyordum. Başlangıçta herkes kavalyesiyle dans ederken, ben kenarda dans eden çiftleri seyrediyordum. O sıra karanlığın içinde parlayan bir çift göz görür gibi oldum. Tekrar baktığımda hiçbir şey yoktu. Sürekli izleniyormuş hissine kapılmaktan bıkmıştım artık. Bunların hepsi benim kuruntularımdı. Son bir kaç aydır kendimi böyle teselli ediyordum. Dansları biten İnci ve Çağrı'nın yanına gittim. Sahneye okulumuzun müzik grubu çıkınca hep bir ağızdan eşlik edip dans etmeye başladık. İnci ile saçma salak hareketler yapıyorduk. Çalan metal şarkılarda, ikimizde robot dansı yapmaya çalışıyorduk. Bir ara Michael Jackson çaldıklarında Çağrı da bize katıldı ve bu zamana kadar haberimizin dahi olmadı hünerlerini ortaya döktü. Tüm 12.Sınıflar Çağrı'nın etrafında çember oluşturup onun bu performansını alkışladık.

En sonunda ara verilince bir köşeye geçip dinlenmeye çalıştık. " Uzun zamandır böyle eğlenmemiştim." dedi Günce. "Bende" dedi Çağrı. Tam bende diyecekken. Beyaz çitlerin hemen arkasından onu görmemle kalakaldım. Alev gibi karanlıkta ışık saçan gözleriyle pür dikkat beni izliyordu. "Orda. Orda. Bakın çabuk." diye elimle yabancının oldu yeri gösterdim. Gözlerimi ondan ayırmıyordum. En son gördüğüme nazaran daha sağlıklı gözüküyordu. Onu ilk gördüğümde beyaz bir tene sahipti, şimdi ise daha kavruk tenli duruyordu. Ellerini siyah bol pantolonun cebine atmış, sessiz, sakin ve keyifle beni izler gibi bir hali vardı.

"Kim nerde?" diye sordu İnci. Benimle beraber ayağa kalkıp. "Orda işte İnci kör müsün. Kabak gibi ortada duruyor adam." "Gösterdiğin yerde kimse yok Günce" diyerek araya girdi Çağrı. Nasıl yok! Nasıl! Orada işte! Keyifle sırıtarak bana bakıyor. Gözlerimi yabancı adamdan çekip yanımda dikilen Çağrı ve İnci'ye baktım. "Nasıl göremezsiniz." diyerek tekrar yabancı adamın olduğu tarafa yöneldim. Ama bu sefer gerçekten orada değildi. Kafayı yemek üzereydim! İnci omuzlarımdan tutup beni kendisine doğru çevirdi." Son altı aydır sürekli tedirginlik içinde çevreni kontrol ettiğini farkındayım." dedi üzgünlükle" En sonunda aklını kaçırdın." diye de ekledi dehşete düşmüş şekilde. Çağrı araya girip beni İnci'nin kol hapsinden kurtardı. "İnci'nin saçmalamalarına kulak asma. Son zamanlarla çok fazla stres yaşadın. Sınav stresi, takip edilme korkusu. Şimdiki durumun normal. Buraya eğlenmeye geldik. Kafanı böyle şeylere takma ve keyfine bak"

Sonrasında ikisi partiye devam ederken bir ara ortalıktan kayboldular. Bense o yabancı adamı gördüğümden beri oturduğum yerden kalkmamıştım. Onu gördüğüme emindim. Kafayı falan yememiştim. Stresten de değildi. Görmüştüm. Tüm cesaretimi toplayıp kaçmak yerine bu sefer yabancıyı bulmak için balonun olduğu yerden ayrıldım. Yabancıyı gördüğüm beyaz çitlerin arkasında dolaştım ama yoktu. Biraz daha uzaklaştım. İlerisi karanlıktı. Yabancı ortalıkta yoktu. Hüsranla geri dönecektim ki ağzıma kapanan sıcak avuçlar ve kollarımı arkada kenetleyen büyük ellerle olduğum yerden kıpırdayamadım.

"Suratıma lama gibi tükürmeyeceğini yada kağıt fırlatmayacağını bilseydim, bunu yapmayacaktım." diyerek fısıldadı başımın arkasından. Olmuştu! Aylardır kaçtığım makus talihim gerçekleşmişti. Korkuyordum. Bu yapancı adamın sırtıma değen gövdesi, elbisemin üstünden tenimi yakmaya yetiyordu. Bacağımla arkada duran bacaklarına vurmaya çalıştım, olmadı. Ayaklarını kaydırmaya çalıştım, yine olmadı. "Bir rahat durmaz mısın sen? Sakin olursan, seni bırakacağım." Konuşmak için kulağıma yaklaşmasıyla kafamı hızlıca arkaya attım. Arkamdan bir ah sesi geldi. Muhtemelen kafam burnuna denk gelmişti. Çıkardığı acili sesten canın yandığı belliydi. Yine de beni kendine yapıştıran kollarında, en ufak bir boşluk oluşmadı. "Belli. Rahat durmayacaksın. Başka çare bırakmadın." dedi ilk kez sinirli çıkan sesiyle. Sonrasında ense kökümde hissettiğim ufak bir dokunuşla, gözlerim kararmaya başladı. Bilincimi yitirmeden gördüğüm en son şey partiden yayılan sarı bulanık ışıklar ve uğultu müzikti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.