"aşk... Bu kadar kısa yazılabiliyorken neden bu kadar uzun süre yaşatılmıyor ki?"
Bu cümle asla kafamdan çıkmıyor. Bu hissettiğim duygu beni bu denli yakarken karşımdakinin hiç bir şey hissetmemesi adil değil. Ya da belki hissediyordur. Bir umut.. Ona açılsam mı?
Sıcak bir temmuz sabahı odama giren güneş ışığının etkisiyle ufaktan kendime geldim. Benim için daha mutlu bir zaman olamazdı sanırım. Yatağımdan kalkıp ılık bir duş aldım. Her şey o ânâ kadar güzeldi. Tâ ki saçımı kurularlen aynadaki yansımamı görene kadar.
Rüyam...
Rüyamdaki şeklin aynısı orada duruyordu...
Beyaz tenli, yüzü peçe ile kapalı, masmavi gözlü bir kadın yanıma gelip içinde 13 tane çiçeğin olduğu bir demek uzattı bana. Gitmeden evvel alnıma parmağıyla bir şekil çizdi. Elini çektiğinde alnımdaki şekil oluşmuştu. Bir kalem misali çizilmişti alnım. Sonrası... Sonrasını hatırlamıyorum..
Şu an hatırladığım bir şey varsa o da bu işaretin rüyamdakiyle aynı olduğuydu. Garipti, bu nasıl mümkün olabilir?
Aynadaki görüntüme iyice yaklaştım. Şekli dikkatle incelediğimde bir çiçek sembolünün içinde küçük bir biçimde 'zk' yazıyordu.
İyi de bu ne anlama geliyordu?
Bu şekli somutlaştırmam gerekiyordu. Bu düşünce ile hızla saçımı kurulayıp üzerimi giyindim. Siyah bir gömleğin altına beyaz şort giydim. Hızla saçıma şekil vererek evden çıktım. Evimin yaklaşık 200 metre ilerisinde sokağın sonunda olan takı tasarımcısına gittim. Üst komşum olan Burak abinin atölyesiydi burası. Burak abinin sanat eseri takılarını bu mahallede bilmeyen yoktu.
Kapıdan içeri girer girmez onlarca takı kalıbı masaya donatılmıştı. Ne çok müşterisi vardı Burak abinin.
"günaydın Burak abi."
Burak abi benden 14 yaş büyüktü. Bu yüzden ona 'abi' diye seslebmeyi tercih ediyordum. Üst komşum olması da benim için güzel bir avantajdı.
"günaydın Aras bey. Hâyırdır bu saatte?"
Gülümseyip kol saatime baktım. Gerçekten de çok erkendi. Yaz tatilini kullananlar için sabahın 9'u oldukça erkendi. Sanırım rüyanın etkisiyle bu kadar erken uyandım. Yüzümde beliren ufak bir tebessümün ardından boş bulduğum bir sandalyeye oturup Burak abiye döndüm.
"uzun hikaye Burak abi şu şekli yapabilir misin?"
Burak abi şeklini çıkardığı yüzüğü yarım bırakıp yanıma geldi. Cebinden çıkardığı peçete ile alnını sildi. Burak abi yaşına göre gerçekten karizmatikti. Eşinin takı sevdasından sonra bu işe girişti. Hem çok başarılı hem de çok âşıktı.
Tek elimle esmer, uzun saçlarımı geriye doğru tarayarak alnımı açık bırakmıştım. Ve Burak abi bir süredir şekli inceliyordu. Ben düşüncelere dalmışken onun kalın sesiyle kendime geldim.
"alnına neden çizme gereği duydun?"
Saçlarımı serbest bırakıp Burak abinin yüzüne baktım.
"karışık biraz, sonra anlatırım." diye geçiştirdim. Bir şeyleri kafaya takanlardan değildi. Bu yüzden "pekâlâ" diyerek o konuyu kapattık.
Burak abi benimle oğlu gibi ilgilenirdi. Bu beni ne kadar mutlu ediyordu tahmin bile edilemez.
Tatlı muhabbetlerin ardından alnımdaki şeklin resmini çekti. Fazla istek olduğundan, ve biraz karışık bir şekil olduğundan cumartesi günü gelip alabileceğimi söyledi. Şekli bir kolyeye işlemesini istemiştim. Ne kadar zor olsa da o bu işte gerçekten çok iyiydi. İşini her zaman itinâ ile yapar her zaman kusursuz olurdu.
Teşekkür edip oradan ayrıldım.
Cumartesi...
Cumartesi gününe dek..
// yorumlarınızı bekliyorum diğer bölümü bekleyin. Teşekkürler.
Kendinize cici bakın sonraki bölüm görüşmek üzere.
#yazaşkı