İçeriğe geç

ZAMANSIZ YOLCU

Bölüm 1 · 3 dk okuma

ZAMANSIZ YOLCU

Bölüm 1

Leylak

Leylak kokusu bütün bahçeyi sarmıştı. Bahçedeki çardakta apartmandan iki aile oturmuş, bir yandan sohbet ediyor bir yandan çay içiyorlardı. Sohbetleri tıkanıp herkes bir süre sessizce çaylarını yudumlarken Iğıl ailesinin en büyük çocuğu Emin kardeşinin yokluğunu fark etti. Kardeşi bir süre önce çatıya kuruması için bırakılan incirleri almaya gönderilmişti.

“Elvin hala dönmedi.” dedi soğumuş bardağı elinde tutarken.

“Ara bakalım nerede kalmış.” Emin telefonunu çıkardı ve babasının dediğini yapıp kardeşini aradı. Telefon uzun uzun çaldı ama kardeşi açmadı.

“Açmıyor.”

“İncir tepsisini taşıyorsa ondan açamamıştır belki.” bu cevap Emin dışında herkesi tatmin etmişti. Sohbetlerine başka bir konudan devam ettiler. Ama Emin kardeşinin bir salaklık yaptığına adı kadar emindi.

“Ben gidip bakayım en iyisi.” deyip ayaklandı.

Emin kalktığında beraberinde diğer ailenin oğlu Agah da ayağa kalktı. “Sen otur Emin abi. Ben zaten eve çıkacaktım. Elvin’e bakıp öyle eve geçerim.” Emin’in işine geldiği için sesini çıkarmadı.

Yaklaşık on dakika önce

Elvin yavaş yavaş merdivenleri çıkıyordu. Her çıkışında merdivenler gözünde git gide büyüyordu. Dördüncü kata geldiğinde soluklanmak için mola verdi. Fazla harekete alışık olmadığı için hemen nefes nefese kalmıştı. Birkaç saniye sonra merdivenleri çıkmaya devam etti.

“Sadece iki kat kaldı. Ama benim mecalim kalmadı.” diye kendi kendine mırıldandı.

Sonunda çatıya ulaştığında bulutları yararak geçen güneş ışığı gözlerini kamaştırdı. Bembeyaz bulutlar elbisedeki desenler gibi gökyüzünü süslüyordu. Manzara o kadar hoşuna gitmişti ki fotoğraf çekmek için telefonu çıkardı ve kamerayı açtı. Çatıda bir o tarafa bir bu tarafa giderek en iyi manzarayı yakalamaya çalışıyordu. Ne kadar vakit geçirdiğinin farkında bile değildi.

Sonunda güzel birkaç fotoğraf karesi yakalayabilmişti. Çektiği fotoğrafı incelerken buraya neden geldiğini hatırladı. Tepsi koydukları yerde değildi etrafa göz gezdirdiğinde tepsinin duvarın dibinde olduğunu gördü. Tepsiye doğru yaklaştı ve almak için eğildi. Tam eğildiğinde biri onu duvara doğru ittirdi. İlk başta neye uğradığına şaşırdı.

Kimin onu ittirdiğini görmek için arkasına dönmek istedi. Ama tam dönecekken az önce onu ittiren eller omuzlarından tutarak dönemsine izin vermedi. “Arkanı dönme!” Ses Elvin’e tanıdık geliyordu ama kim olduğunu düşünecek kadar vakti yoktu. Şu an tek istediği şey bir an önce bu durumdan kurtulmaktı.

Ellerden kurtulmaya çalıştı ama başaramadı. Tek başına kurtulamayacağını anlayınca bağırmaya başladı. Sesi beklediğinden çok daha az çıkıyordu. “İmdat! Yardım e-” onu tutan ellerden biri şimdi ağzını kapatıyordu.

“Ben senin yerinde olsam nefesimi kaçmak için harcamazdım.” Elvin’in ağzını acıtacak kadar sıkarak konuşmaya devam etti. “Şimdi beni iyi dinle! Dediklerimi yapmazsan seni bir saniye bile düşünmeden aşağı atmak zorundayım. Şimdi gözlerini kapat, sakın açma! Bağırmaya da çalışma! Anlaştık mı?” elini Elvin’in ağzından çekti.

“Kimsin sen? Neden böyle bir şey yapıyorsun?”

Omuzunu tutan kişi sesini çıkarmadı. Yavaşça Elvin’i kendine doğru döndürdü.

Elvin bu sırada birinin onu duyduğunu umarak gözlerini daha sıkı kapattı ve sorusunu yeniledi. “Kimsin sen? Neden bana bunu yapıyorsun?”

“Kim olduğumun bir önemi yok.” cümlesini bitirdikten sonra Elvin’i tekrar duvara ittirdi. O kadar hızlı ittirmişti ki Elvin dengesini kaybedip yere düştü. İttiren kişi onu düştüğü yerden kaldırdı ve boğazını sıkmaya başladı.

“Ne yapmaya çalışıyorsun. Bırak beni!” dedi boğuk bir sesle. Karşısındaki kişi boğazını bütün gücüyle sıkıyordu. Elvin boğazını sıkan ellerden kurtulmaya çalışıyordu.

“Sakın.” dedi sakin bir sesle. “Sakın gözlerini açma.” Elvin artık karşısındakinin tam olarak anlayamıyordu. Ses kulağına boğuk geliyordu.

Git gide gücü tükenmeye başlamıştı. Karşısındaki kişinin az önce dediklerinin aksine istemsizce gözlerini açtı. Gördüğü tek şey az önce hayranlıkla izlediği gökyüzüydü.

“Gözlerini kapat!” Elvin ne yaptığını bilmiyordu. Artık kımıldayacak hali kalmamıştı. Gözlerini kapatamadı. Hatta gözleri boynunu sıkan elleri takip ederek ellerin sahibine kaymıştı.

Karşısındaki kişinin yüzünü görünce ağzından tek bir söz çıktı. “Neden?” cevabını alamadan ellerin sahibi onu aşağı attı. Düşerken gözleri kapalıydı ama güneş yine de gözlerini kamaştırıyordu. Sonra birden her yer karardı. Her yer. Artık tek bir parıltı bile yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.